Güvenlik adına konulan her duvar gerçekten insanlığı mı koruyor, yoksa teknolojinin anahtarını birkaç şirketin eline mi bırakıyor? Yapay zekâ, insanlık tarihinin en büyük teknolojik dönüşümlerinden birini gerçekleştiriyor. Ancak bu dönüşümün yalnızca teknolojik değil, aynı zamanda ekonomik, siyasi ve jeopolitik bir mücadele olduğunu artık görmek zorundayız.
Bazen bir yere gitmek, yalnızca bir yeri görmek değildir. Bazen toprağın altına doğru birkaç adım atarken milyonlarca yıllık bir geçmişin içine yürür, insanlığın henüz var olmadığı mitolojik zamanlara dokunursunuz. Ankara'nın Gölbaşı İlçesine bağlı Tulumtaş Köyü'nde bulunan Tulumtaş Mağarası işte böyle bir yerdir.
Son dönemde teknoloji dünyasından yükselen çığlıklar, gazete manşetlerini ve sosyal medya akışlarını adeta bir bilimkurgu distopyasına çevirdi. Anthropic ve OpenAI gibi yapay zekâ devlerinde görev alan bazı araştırmacıların peş peşe gelen istifaları ve "Yapay zekâ 2030 yılına kadar hepimizi öldürebilir" şeklindeki açıklamaları, kamuoyunda haklı fakat bir o kadar da abartılı bir panik dalgası oluşturdu.
Bazı geceler vardır; insanın uykusunu bölmekle kalmaz, zihnindeki tüm kabulleri, ezberleri ve katı kuralları birer birer sarsarak onu hayatın en yalın gerçeğiyle yüzleştirir. 2010-2014 yılları arasında Ankara’nın köklü Fakültelerin birinde idari dekan yardımcılığı görevini yürütürken karşılaştığım o gece, tam olarak böyle bir kırılma anıydı.
Bir milletin gerçek vatanı yalnızca üzerinde yaşadığı topraklar değildir. Onun asıl vatanı; kelimelerinde, hatıralarında, türkülerinde, dualarında, ağıtlarında ve çocuklarına bıraktığı dilindedir. Çünkü toprak elden çıkabilir; fakat dilini kaybeden millet, zamanla kendisini de kaybetmeye başlar.
Artık internette yalnızca görünür olmak yetmiyor. Asıl mesele, yapay zekânın sizin bilginizi bulması, anlaması, doğrulaması ve kendi cevaplarıyla göstermesidir. Dijital itibarın ölçüsü sessizce değişmektedir.
Gözümüzün gördüğü her şeyi "hakikatin tamamı" sanma yanılgısı, insanoğlunun çağlar boyunca düşmekten kurtulamadığı en büyük tuzaktır. Kalıplara sığınan, şekle kurban giden, dış görünüşün arkasındaki derin manayı sorgulamaktan korkan akıl; gönlün ve vecd halinin lisanını anlamakta hep zorlanmıştır. İşte Türk halk edebiyatının ve tasavvuf kültürünün en sarsıcı menkıbelerinden biri olan Yunus Emre ile Molla Kasım’ın kıssası, bize tam da bu ezeli hakikati, yani zâhir ile bâtının, kalıp ile özün mücadelesini anlatır.
İnsan; aklı, dili, bilimi ve teknolojisiyle yeryüzüne hükmedecek büyük bir güç geliştirmiştir. Ancak asıl mesele şudur: İnsanı üstün kılan sahip olduğu bu güç müdür, yoksa gücünü merhamet ve adaletle sınırlayabilme erdemi mi? İnsan, hayvanlar üzerinde sınırsız bir tahakküm sahibi değil; kendisine emanet edilen hayatın sorumluluğunu taşıyan bir varlıktır.
Bazı düşünceler vardır; insanın zihnine yerleşir ve kolay kolay çıkmaz. Bir cümle, bir kitap, bir dijital paylaşım… Bazen küçücük bir kıvılcım, insanı yıllardır sormadığı sorularla karşı karşıya bırakır.
Günümüz dijital çağında farkında olmadan hayatımızın en değerli, en kişisel varlığını kendi ellerimizle bir veri havuzuna teslim ediyoruz: Biyometrik kimliğimizi.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.