Türkiye’nin yükseköğretim haritasına dikkatle bakıldığında Ankara’nın yalnızca başkent kimliğiyle değil, aynı zamanda ülkenin bilim, araştırma, teknoloji ve akademik üretim merkezlerinden biri olarak da özel bir konuma sahip olduğu görülür.
Türk yükseköğretimi, akademik üretkenliği ve nitelikli araştırmayı merkeze alan tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından açıklanan 2026 Yılı Araştırma Üniversiteleri Performans Sıralaması, bilim ekosistemimizin katettiği mesafeyi ve önümüzdeki dönemde bizi bekleyen stratejik hedefleri net bir biçimde ortaya koymaktadır.
Geçtiğimiz günlerde sanal âlemde gezinirken, eşek ile ceylan karşılaştırması üzerine hazırlanmış oldukça dikkat çekici bir içerikle karşılaştım. Dijital evrenin o hızlı akışında bir an durup bu iki canlı üzerinden kurulan derin hiyerarşiyi izlerken, akademik tecessüsüm kabardı ve meselenin arkasındaki o muzip ironiyi kaleme almadan edemedim. Zira insanoğlunun kıymet bilmezliği ve aldatıcı algı dünyası üzerine kafa yorarken, tarihin en büyük adaletsizliğinin ahırlarda ve dağlarda sessizce yaşandığını fark etmemek imkânsızdı. Teraziye koysak bir yanda insanlığın medeniyet yükünü omzunda taşıyan bir emektar, diğer yanda ise sadece arz-ı endam edip süs gibi duran bir zarafet abidesi duruyor. Fakat ne hikmetse insanoğlu, gecesini gündüzüne katıp kendisine hizmet edene hakaret etmeyi, hiçbir somut faydası olmayana ise şiirler dizip övgüler düzmeyi tercih etmiştir.
Değerli okuyucular,Bugün hepimizin yüzleşmesi gereken bir toplumsal yaranın üzerine basacağım. Bu yara yalnızca ekonomik değildir. İçinde gösteriş vardır, tüketim vardır, sosyal baskı vardır, statü yarışı vardır ve ne yazık ki gençlerimizin geleceğinden koparılan büyük bir pay vardır.
Makineler koku moleküllerini tanıyabilir, binlerce kimyasal formülü karşılaştırabilir ve tüketici davranışlarını analiz edebilir. Ancak bir kokunun insanda uyandırdığı özlem, sevgi ve hatırayı gerçekten anlayabilir mi? Taze ekmek kokusunun çocukluğumuza, yağmur sonrası toprağın doğduğumuz şehre, bir parfümün ise yıllar önceki bir insana uzanması; kokunun yalnızca kimyasal bir uyarıcı değil, beyin, hafıza ve kişisel deneyimin şekillendirdiği derin bir yaşantı olduğunu gösterir.
İnsan bazen kendisini başkalarının gözünde aklamak için olduğundan daha büyük görüntüler inşa eder; fakat vicdanının karşısında küçücük bir soruya bile cevap veremez. Cami yaptırır, yardım dağıtır, ibadet eder, dinî sözler söyler, tesbih çeker… Fakat bütün bunların arasında bir şeyi unutursa, yaptığı her şeyin anlamı tartışmalı hâle gelir: İyi insan olmayı.
Son günlerde teknoloji dünyası, 27 yaşındaki bir yapay zekâ araştırmacısının “Anthropic ve OpenAI hayatlarımızla kumar oynuyor!” diyerek istifa etmesini konuşuyor. Jacob Coxon isimli bu genç, milyonlarca dolarlık hisse haklarını arkasında bırakarak masadan kalkmış! Hemen ardından şirketin Hizalama Bilimi Lideri Evan Hubinger sahneye çıkıp “Evet, haklı. Önümüzdeki 10 yıl içinde yapay zekânın tüm insanlığı öldürme olasılığı %10’dan fazla” buyurmuş.
Bazen bir haber, bir gelişme, kendi sınırlarını aşarak insanlığın bilgiyle kurduğu ilişkinin yeniden sorgulanmasına yol açar. Son günlerde yapay zekâ dünyasından gelen bir haber de tam olarak böyle bir nitelik taşıyor: OpenAI, yaklaşık 90 yıldır matematikçilerin önünde duran ve matematiğin en büyük açık problemlerinden biri kabul edilen Navier-Stokes problemini yapay zekâ sistemleriyle çözdüğünü açıkladı. Üstelik çözümün bulunması için kullanılan yapay zekâ ajanlarının çalışması yaklaşık 88 saat sürdü.
Bir insanın adı, adresi, sağlık bilgisi ve inancı yalnızca birer kayıt değil; hayatının kendisidir. Günümüz dünyasında insan, farkında olarak ya da olmayarak hayatının önemli bir bölümünü veriye dönüştürerek yaşamaktadır.
Bazen küçücük bir öykü, insanın önüne kocaman bir hakikat koyar. İlk bakışta sıradan görünen birkaç cümle, aslında insanı kendisiyle, toplumla ve hayatın görünmeyen yüzüyle yüzleştiren derin bir anlam taşır. Anton Çehov’un bir öyküsünün bıraktığı izden hareketle, şimdi hepimizin kendisine sorması gereken o önemli sorunun peşine düşelim: Görünenin ardında kalanları ne kadar fark ediyor, olup bitenlerin gerçek anlamını ne kadar sorguluyoruz?
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.