Son yıllarda teknoloji dünyasında alışılmadık bir "cömertlik" rüzgârı esiyor. Bir yanda milyarlarca dolarlık işlemci (GPU) yatırımları, devasa veri merkezleri ve akıl almaz enerji maliyetleri; diğer yanda ise son kullanıcının tek kuruş ödemeden erişebildiği mucizevi yapay zekâ sistemleri... Bu tablo akıllara şu soruyu getiriyor: Bu dev şirketler birer hayır kurumu mu, yoksa büyük bir stratejik oyunun içinde miyiz?
İnsanlık tarihi yalnızca savaşların, zaferlerin ya da büyük keşiflerin hikâyesi değildir. Aynı zamanda birbirine uzanan ellerin, omuz omuza verilen mücadelenin ve en önemlisi insan onurunun sessiz ama kararlı yürüyüşünün de tarihidir. Takvimler 1 Mayıs’ı gösterdiğinde, yalnızca baharın uyanışını değil; toprağa düşen alın terinin kokusunu, bölüşülen ekmeğin sıcaklığını ve “insanca yaşama” arzusunun kalpten yükselen derin çağrısını da hissederiz. Bu gün, yaklaşık bir buçuk asırdır dünyanın dört bir yanında yankılanan ortak bir vicdanın, ortak bir umudun ve ortak bir direncin adıdır.
Ankara, uzun yıllardır biriktirdiği güçlü akademik altyapısı, devlet kurumlarına yakınlığı ve özellikle savunma sanayiindeki yüksek teknoloji üretim kapasitesiyle Türkiye’nin en stratejik şehirlerinden biri konumundadır. Şehri ziyaret ettiğinizde teknokentlerde, üniversite koridorlarında ve Ar-Ge merkezlerinde sürekli “büyük potansiyel” ifadesiyle karşılaşırsınız. Ancak bu durum önemli bir gerçeği de beraberinde getirir: Potansiyel, somut çıktıya dönüşmediği sürece yalnızca geleceğe dair bir beklenti olarak kalacaktır.
Değerli okurlar, Ankara denildiğinde çoğumuzun zihninde hâlâ gri kamu binaları, uzun koridorlar ve ağır işleyen bürokratik süreçler canlanıyor. Oysa bu şehir, görünmeyen katmanlarında çok daha dinamik, çok daha stratejik bir dönüşümün eşiğindedir. Bu dönüşüm, klasik sanayi devrimlerinden farklı olarak sessiz ilerliyor: veriyle, algoritmayla ve insan zekâsının en rafine haliyle şekilleniyor. Ancak bu potansiyelin önünde, yıllardır aşılamayan yapısal bir engel var: eylemsizlik ve koordinasyonsuzluk.
Türkiye, yapay zekâ çağını kaçırmak istemiyorsa artık bazı ezberleri bozmak zorundadır. Yıllardır süregelen bir alışkanlıkla mesele yalnızca teknik kapasiteye, akademik yayın sayısına ve mühendis yetiştirme performansına indirgendi. Oysa küresel rekabetin gerçek sahnesi laboratuvarlar değil; piyasalar, yatırım ağları ve ölçeklenebilir iş modelleridir. Bugün Ankara’nın önünde duran asıl soru şudur: Ürettiğimiz bilgiyi nasıl değere dönüştüreceğiz?
Ankara, uzun yıllardır “memur şehri” klişesiyle anılsa da gerçekte Türkiye’nin en önemli bilgi üretim merkezlerinden biridir. Kentte çok sayıda köklü ve yeni üniversite bulunmaktadır. Bunlar; o Devlet üniversiteleri: Gazi Üniversitesi (1926), Ankara Üniversitesi (1946), Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ-1956), Hacettepe Üniversitesi (1967), , Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (2010), Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (2013), Gülhane Sağlık Bilimleri Üniversitesi (2015), Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi (2017) ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (2018). o Vakıf üniversiteleri: İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi (1984), Başkent Üniversitesi (1994), Atılım Üniversitesi(1996), Çankaya Üniversitesi(1997), Ufuk Üniversitesi (1999), TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ-2003),), TED Üniversitesi (2009), Türk Hava Kurumu Üniversitesi (2011), Yüksek İhtisas Üniversitesi (2011), Ostim Teknik Üniversitesi (2017), Ankara Medipol Üniversitesi (2018), Lokman Hekim Üniversitesi (2018) ve Ankara Bilim Üniversitesi (2020).
Değerli Gazete Ankara okuyucularımız, bugün sizlere yeşil sahaların tozundan değil, o tozun altında yatan devasa bir sosyolojik mirastan bahsetmek niyetindeyim. Malumunuz, memleketimizde hayatın durduğu, nefeslerin tutulduğu o malum doksan dakikalar vardır: Fenerbahçe ve Galatasaray karşılaşmaları. Ancak bu rekabeti sadece meşin yuvarlağın peşinde koşan yirmi iki adamın mücadelesi olarak görmek, tarihin tozlu raflarına haksızlık etmek olur.
Başkent Ankara, çoğu zaman yalnızca bürokrasinin soğuk koridorlarıyla anılsa da, hakikatte bu toprakların en diri fikrî damarlarından birini besleyen, stratejik aklın ve üretken zihnin merkezidir. Ankara Ticaret Odası’nın öncülüğünde bu yıl beşincisi düzenlenen Uluslararası Ankara Marka Buluşmaları’nın kapılarını Congresium’da açması, işte tam da bu zihnî uyanışın güncel bir tezahürü olarak karşımıza çıkıyor. ATO Başkanı Gürsel Baran’ın “Ankara’yı teknoloji ve kültür üreten bir marka şehir yapacağız” sözleri, sıradan bir hedef beyanından ziyade, başkentin tarihsel misyonuna yapılan güçlü bir atıf niteliği taşıyor. Biz de Gazete Ankara olarak, bu vizyonu desteklemek amacıyla bir yazı dizisi başlatıyoruz
Toplumların kaderi çoğu zaman büyük savaş meydanlarında değil, küçük görünen ancak hayati önem taşıyan bireysel tercihlerle şekillenir. Birazdan değineceğim ve yaşandığı anlatılan bir hikaye, basit bir olaydan öte; insan karakterinin en kırılgan ve en tehlikeli yanını gözler önüne seren bir ayna niteliğindedir.
Dijital çağın gündelik ritüelleri arasında öyle sıradanlaşmış pratikler vardır ki, çoğu zaman onların ardındaki ekonomik ve teknolojik anlam katmanlarını sorgulamayız. Bir web sitesine giriş yaparken karşımıza çıkan “robot musunuz?” sorusu bu türden bir alışkanlığa dönüşmüştür. Oysa birkaç saniyelik bu etkileşim, bugün milyarlarca dolarlık bir veri ekonomisinin en kritik bileşenlerinden birini temsil etmektedir.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.