Bu yazı, ekonomik krizlerin ötesinde toplumsal yapının temelini tehdit eden "kültürel enflasyon" ve "sosyal çürüme" kavramlarını müzik sosyolojisi ekseninde ele almaktadır. Türkiye'nin tarihsel süreçte yaşadığı Batılılaşma hamleleri ile geleneksel Türk müziği (Klasik Türk Müziği, Türk Halk Müziği, Türk Tasavvuf Müziği) mirası arasındaki etkileşim ve gerilim, toplumsal etik kaybı ile popüler kültür endüstrisinin baskısı altında analiz edilmeye çalışılmıştır.
Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi kurucu eski Rektörü Sayın Prof. Erol Parlak’ın 26 Eylül 2026 tarihinde gazeteankara.com gazetesinde yazığım “Kopuzdan Bağlama’ya Sosyo-Kültürel Dönüşüm” yazısında kullanılan kavramlara ilişkin getirdiği eleştiriyi son derece değerli bulduğumu ifade etmek isterim. Bu açıdan söz konusu yazıda ifade edilen kopuzun, bağlama ile olan değişim ve dönüşüm sürecini yeniden yazmam gerektiğini düşündüm. Sayın Prof. Erol Parlak’ın tam adı “Türk Mirasının Kadim Sesi: Kopuz’dan Bağlama’ya Sosyo-Kültürel Bir Dönüşüm” başlıklı yazımıza yönelik kıymetli eleştirileri ve katkıları, konu üzerindeki entelektüel tartışmayı derinleştirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak yapılan değerlendirmeler göz önüne alındığında, yazımızın temel mantıksal kurgusunu oluşturan organolojik dönüşüm ile sosyo-kültürel bağlam arasındaki ilişkinin yeniden açıklanması zarureti doğmuştur.
Özgür İrade İllüzyonu ve Zihinsel Köleleşme: İnsanlığın özgürlük ve esaret arasındaki mücadelesi, tarih boyunca fiziksel zorlama araçlarından zihinsel ve simgesel alanlara doğru evrilmiştir. Günümüzde toplumsal kontrol ve tahakküm, bireylerin bedenlerine zincir vurmaktan ziyade, onların algı, beğeni ve düşünce dünyalarını biçimlendirerek "özgür oldukları illüzyonunu" yaratmak suretiyle gerçekleştirilmektedir. Kültür ve sanat, bu örtük dönüşümün en sistematik araçları arasında yer almaktadır. Bu yazıda, Türkiye’nin tarihsel ve kültürel birikimi odağında; Batı sanatlarının kültürel tahakküm ve zihinsel dönüştürme projelerindeki işlevi, klasik mankurtlaştırma kavramından dijital mankurtlaşmaya geçiş ve toplumsal hafızanın korunmasında üniversitelerin stratejik rolü ele alınmaktadır.
Erken Cumhuriyet döneminde modern bir ulus-devlet inşası amacıyla gerçekleştirilen en radikal kültürel dönüşümlerden biri müzik alanında yaşanmış; Atatürk’ün 1934’teki TBMM konuşmasının ardından radyolarda alaturka müzik yayını yasaklanırken, Batı standartlarında modern ve çok sesli bir müzik altyapısı kurması için 1935’te ünlü Alman besteci Paul Hindemith Türkiye’ye davet edilmiştir. Hindemith’in 1935-1937 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığına sunduğu gizli raporlar, Ankara Devlet Konservatuvarı'nın kurulması ve ulusal müzik kimliğinin Batı sistematiğiyle kurumsallaşmasında temel yol haritasını çizerek kendisini bu dönüşümün en önemli fikir babalarından biri yapmıştır. Bu raporların neden sümenaltı edildiği hala muammadır. Paul Hindemith’in 1935, 1936 ve 1937 yıllarında Millî Eğitim Bakanlığına (Maarif Vekâleti) sunduğu üç ayrı rapor, [1]. Türkiye’de Batı tarzı müzik eğitiminin kurumsallaşması ve Ankara Devlet Konservatuvarı’nın (ADK) temellerinin atılmasında adeta bir "Müzik Eğitimi Master Planı" işlevi görmüştür.
Türkiye’den yurt dışına yönelik artan eğitim göçü, bireysel bir akademik veya iktisadi tercihin ötesinde, orta-üst ve üst sosyo-ekonomik sınıfların küresel ölçekte toplumsal konumlarını koruma ve kültürel sermayelerini pekiştirme stratejisine dönüşmüş olup; bu sürecin doğurduğu kültürel, kimliksel ve estetik/müziksel dönüşümler ancak kültür ve müzik sosyolojisinin kuramsal çerçeveleriyle açıklanabilecek sınıfsal bir olgudur.
Cumhuriyet dönemi Türk kültür devriminin en çetin tartışma alanlarından biri müzik politikaları ve bu politikaların estetik dayanakları olmuştur. Türk müziğinin geleceği, kimliği ve Batı medeniyeti karşısındaki konumu meseleleri etrafında iki temel hat belirmiştir: Ahmed Adnan Saygun’un temsil ettiği "sentezci" yaklaşım ve Cinuçen Tanrıkorur’un temsil ettiği "gelenekçi/”öz kültürel kimlikli" yaklaşımı. Bu yazımızda, her iki müzik otoritesinin geleneğe, Batılılaşmaya ve devletin müzik politikalarına bakışını karşılaştırmalı olarak ele almakta; "Gelenek bir pranga mıdır, yoksa hafıza mı?" sorusu çerçevesinde son yüzyılda Batı müzik sisteminin Türk müziği üzerindeki bilgi bilimsel (epistomolojik) ve estetik tahakkümünü uygun akademik kaynaklarla analiz etmeye çalışmaktır.
14.yüzyılın ilk yarısında (yaklaşık 1331-1332) Anadolu coğrafyasını (Bilâd-ı Rûm) ziyaret eden Mâlikî fakihi ve seyyah İbn Battûta, Selçuklu otoritesinin zayıflamasının ardından ortaya çıkan Beylikler Dönemi Anadolu’sunun toplumsal ve kültürel dokusunu ayrıntılı biçimde kaydetmiştir. Seyahatnâme’de (Tuhfetü’n-Nuzzâr), Anadolu kentlerindeki iktisadi ve sosyal örgütlenmenin temel taşı olan Ahilik (Fütüvvet) teşkilâtı, zaviyelerdeki mûsikî ve sema pratikleri, Mevlevîlik ve Rıfâîlik gibi tasavvufî ekollerin ritüelleri, kadınların toplumsal hayattaki özgür konumu ve beylik saraylarındaki protokol kuralları etnografik bir bakış açısıyla aktarılmıştır. Bu çalışmada, İbn Battûta’nın Anadolu’daki gözlemleri mûsikî, sosyo-kültürel yapı ve dini pratikler merkeze alınarak incelenmeye çalışılmıştır.
Günümüz küresel rekabet ortamında ulusal kalkınma, yalnızca ekonomik büyüme ve teknolojik altyapı ile sınırlı olmayıp, bu süreçleri destekleyen ve anlamlandıran kültürel stratejilerle doğrudan ilintilidir. Sosyal ve beynelmilel ilişkilerde "yumuşak güç" (soft power) ve "kültürel diplomasi" unsurları, ülkelerin stratejik derinliğini belirleyen ana etmenler hâline gelmiştir. Bu çalışmada, bir ülkenin kalkınmasında teknolojik gelişmeler ile kültürel araştırmaların oynadığı bütünleyici rol teorik bağlamda ele alınmakta; Türkiye’de devlet eliyle yürütülen kültür ve halk bilimi araştırmalarının tarihsel ve kurumsal gelişimi (1966 yılında kurulan Millî Folklor Enstitüsü’nden günümüzdeki idari birimlere kadar) eleştirel bir yaklaşımla analiz edilmektedir. Söylem düzeyinde sıklıkla vurgulanan "millilik" ve "yerlilik" kavramlarının, bürokratik ve kurumsal pratikte halk kültürü araştırmalarının işlevsizleştirilmesi veya alt birimlere indirgenmesi tezatlığı tahlil edilmektedir.
Orta Asya göçebe yaşam tarzı, inanç sistemleri ve dil yapısının biçimlendirdiği Türk müzik geleneğinde telli çalgıların (kordofon) yerini vurgulayarak, bu köklü çizginin en eski temsilcisi olan kopuz ile onun Anadolu sahasındaki evrimsel devamı bağlama arasındaki organolojik sürekliliği, yapısal ve icra tabanlı dönüşümleri ve sosyo-dini işlevleri etnomüzikolojik bir yaklaşımla incelemeyi gerekli kılar.
Ankara'da gecekondulaşma döneminden modern toplu konut ve yüksek katlı apartmanlaşma sürecine geçiş, yalnızca mekânsal ve mimari bir dönüşüm değil; aynı zamanda kentin toplumsal yapısını, geleneksel icra mekânlarını ve dolayısıyla müzik ontolojisini kökten değiştiren sosyo-kültürel bir kırılmadır. Sokak düğünleri, kentsel mekânın organizasyonu ile müziksel icra pratiğinin kesişim noktasında yer alır. Bu dönüşümü kültürel ontoloji, mekân sosyolojisi ve organolojik (çalgısal) başkalaşım (metamorfoz) ekseninde şu şekilde analiz edebiliriz:
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.