Bazı şehirler vardır; insan oraya görev yapmak için gider, fakat oradan aynı insan olarak dönmez. Muş, benim için böyle bir şehirdi. 1982-1985 yılları arasında geçirdiğim üç yıl, gençliğimin sıradan bir dönemi değil; insanı, merhameti, vefayı ve kardeşliği öğrendiğim bir gönül mektebiydi.
Bazı insanlar yaşadıkları şehre yalnızca emek vermez; ömürlerini, hatıralarını ve ruhlarından bir parçayı da o şehrin taşlarına bırakırlar. Yüksek Mühendis Mimar, ressam ve yazar Kadri Kalaycıoğlu, Ankara’ya duyduğu derin sevgiyle geçmişi bugüne, bugünü de geleceğe bağlayan kıymetli insanlardan biridir.
Hayat bazen kalın kitapların anlatamadığını tek bir cümleyle söyler. Bazı sözler vardır; söylendiği anda değil, insan sustuktan sonra anlam kazanmaya başlar. “Tehlikeli olan kurdun kuzuyu yemesi değil, çobanın kuzuya zarar vermesidir” sözü de böyledir.
Son yıllarda teknoloji dünyasında sıkça dile getirilen bir cümle var: “Türkçe, yapay zekâya en uygun dildir.” Bu cümleyi duyduğumuzda, doğrusu insanın hoşuna gidiyor. Kendi dilimizin yalnızca tarihî ve kültürel değeriyle değil, geleceğin teknolojileri bakımından da ayrıcalıklı olduğunu düşünmek bir gurur vesilesi oluyor. Ancak bilim, hoşumuza giden cümlelerle yetinmez. Bir iddianın doğru olup olmadığını anlamak için onun arkasındaki yapıya bakmak gerekir.
“Toplumsal hafızamız yüzde 80’lere düştü” sözü belki bilimsel bir ölçüm değildir; fakat içinde yaşadığımız unutma çağının vicdanımıza bıraktığı ağır bir sorudur.
“Zaman ne kadar hızlı geçiyor!” Günlük hayatın telaşı içinde bu cümleyi ne kadar da sık kuruyoruz. Bir bakıyoruz sabah olmuş, akşam kapıya dayanmış. Pazartesi derken cuma geliyor; yeni yıl derken takvim yaprakları birer birer eksiliyor. Çocuklukta bitmek bilmeyen yaz tatilleri, yetişkinlikte yerini “Daha dün yeni yıla girmemiş miydik?” şaşkınlığına bırakıyor.
Bir insanı köleleştirmenin en tehlikeli yolu ellerini bağlamak değil, kendi hür iradesiyle düşündüğünü sanırken zihnini ele geçirmektir.
İnsanoğlu, yeryüzünün halifesi olarak yaratıldığında sadece kendi nefsini imar etmekle değil; havasıyla, suyuyla ve bağrında barındırdığı tüm canlılarıyla bütün bir kâinatı gözetmekle mükellef kılınmıştır. Yunus Emre’in "Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü, Yaratılmışı hoş gördük, Yaratan’dan ötürü." Sözlerinde anlam bulduğu gibi “Yaratılanı mahlûkata şefkat göstermeyi ilahi sevgiyin en somut tezahürü kabul eder. Nitekim Fahri Âlem Efendimiz (s.a.v.), susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe ayakkabısıyla su içiren günahkâr bir kulun bu merhameti sebebiyle bağışlandığını müjdelerken, bizlere insan olmanın ve mümin kalabilmenin en derin ölçüsünü miras bırakmıştır.
Günümüz dijital çağında bilgi ile dezenformasyon arasındaki çizginin hiç olmadığı kadar bulanıklaştığı bir dönemden geçiyoruz. Özellikle sosyal medyanın sunduğu yankı odalarında kitlesel ilgiyi toplayan ve toplumsal endişeleri besleyen ana temalardan biri, 2030 yılına kadar kurulacağı iddia edilen “Yeni Dünya Düzeni” (New World Order) söylemleridir. Dini, siyasi ve teknolojik unsurların bir araya getirilerek kurgulandığı bu anlatılar; teolojik kökenlerden ziyade, küreselcilik karşıtı söylemlere, popülist ajitasyonlara ve tarihsel önyargılara dayanmaktadır.
124 üniversiteyle dünya sahnesinde yükselen Türkiye için asıl mesele artık sıralamalara girmek değil; bilimde kalıcı bir ağırlık merkezi hâline gelmektir.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.