Bugün kime kulak verseniz aynı cümle dökülür dudaklardan: “Mutlu olmak istiyorum.” Kimse huzurdan söz etmiyor artık. Kimse iç sükûnetten, sabırdan, gönül dinginliğinden bahsetmiyor. Oysa eskiler “mutlu” olmayı arzulamazdı; bahtiyar olmak isterdi ve bu iki kelime arasındaki mesafe bir sözlük farkından değil, bir medeniyet anlayışından doğardı.
Bir ülkenin eğitim politikası, yalnızca hangi konuların öğretileceğini değil; dünyanın, tarihin ve coğrafyanın hangi kelimelerle kavranacağını da belirler. Bu yüzden bazen bir ders kitabında yapılan tek kelimelik değişiklik, sıradan bir terminoloji güncellemesi değil; bir hafıza restorasyonu anlamına gelir.
Tarihte bazı günler vardır; takvim yapraklarında sadece bir tarih olarak durmazlar. Onlar, bir milletin hafızasına kazınmış, her hatırlanışında yüreği titreten, zaman geçtikçe anlamı derinleşen dönüm noktalarıdır. 19 Mayıs 1919, işte böyle bir gündür. Bu tarih, yalnızca bir başlangıç değil; bir dirilişin, bir silkinişin, küllerinden yeniden doğan bir milletin adıdır.
İnsanlık, tarih boyunca ilerlemeyi çoğu zaman “üstün bireylerin” omuzlarında yükselen bir başarı hikâyesi olarak okudu. Rönesans’ın dâhileri, Sanayi Devrimi’nin mucitleri, atom çağının fizikçileri ve dijital çağın yazılım öncüleri… Her dönem kendi “olağanüstü zekâ” mitolojisini üretti. Bugün de benzer bir anlayışın hüküm sürdüğünü görüyoruz. Silikon Vadisi’nden Shenzhen’e, Londra’dan Bangalore’a kadar teknoloji ekosistemlerinin ortak refleksi aynıdır: En parlak mühendisleri, en yüksek IQ’ya sahip analistleri ve en seçkin üniversitelerden mezun uzmanları aynı masanın etrafında toplamak.
Türkiye, son yıllarda sadece kendi iç siyasi dönüşümlerini değil; aynı zamanda küresel sistemin kırılgan dengelerini de aynı anda okumaya çalışan bir ülke görünümünde. Dünya yeniden şekillenirken; güç merkezleri yer değiştiriyor, ittifaklar esniyor, enerji koridorları yeniden çiziliyor ve klasik diplomasi dili yerini çok katmanlı stratejik ilişkilere bırakıyor. İşte böylesi bir dönemde Ankara’da Demokraside Birlik Vakfı tarafından düzenlenen “Değişen Dünyada Türkiye’nin Yeni Rolü” başlıklı konferans, sıradan bir akademik buluşmanın çok ötesinde anlamlar taşıyordu.
Dünya, insanlık tarihinin en büyük enerji dönüşüm süreçlerinden birinin tam merkezinde bulunmaktadır. Sanayi devriminden bugüne kadar ekonomik kalkınmanın temel dinamiği olan enerji, artık sadece üretim kapasitesi üzerinden değil; çevresel sürdürülebilirlik, stratejik güvenlik, teknolojik dönüşüm ve küresel rekabet ekseninde yeniden tanımlanmaktadır. Özellikle iklim değişikliği, karbon emisyonlarının azaltılması zorunluluğu, enerji arz güvenliği ve artan küresel tüketim ihtiyacı; devletleri, bilim insanlarını ve sanayi kuruluşlarını yeni enerji paradigması arayışına yöneltmektedir.
14 Mayıs 2026 tarihinde TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Fuat Oktay, Gazi Üniversitesi’nde “Yeni Uluslararası Sistem Arayışında Kutup Başı Olarak Türkiye” başlıklı söyleşide küresel siyasetin dönüşümüne ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Oktay’ın mesajları, Türkiye’nin dış politika yaklaşımının yanı sıra yeni dünya düzenine dair stratejik vizyonunu da ortaya koydu.
Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen bir iddia, insanlık tarihinin akışına dair oldukça çarpıcı bir çerçeve sunar: Dünya üzerindeki yönetimlerin ardında, gözle görünmeyen fakat etkisi hissedilen bir merkezî yapının bulunduğu düşüncesi. Bu bakış açısına göre, son iki bin yıl boyunca imparatorluklar yıkılmış, rejimler değişmiş, liderler gelip geçmiş; ancak asıl güç, isim ve biçim değiştirerek aynı odakta varlığını sürdürmüştür. Görünen aktörler sahnede yer değiştirirken, sahnenin kurucusu ve oyunun yazarı değişmemiştir.
İnsanlık tarihi incelendiğinde görülmektedir ki medeniyetlerin yükselişi, büyük ölçüde bilgi üretme kapasitesi ve teknolojiyi kullanabilme yeteneğiyle şekillenmiştir. Ateşin keşfinden matbaanın icadına, sanayi devriminden dijital dönüşüme kadar her büyük teknolojik sıçrama; yalnızca ekonomik düzenleri değil, aynı zamanda toplumsal ilişkileri, siyasal yapıları ve insanın kendisini algılama biçimini de değiştirmiştir. Ancak içinde bulunduğumuz çağ, önceki tüm dönüşümlerden daha farklı ve daha karmaşık bir kırılma noktasını temsil etmektedir. Çünkü bugün artık yalnızca insanın kullandığı makinelerden değil, insan adına düşünebilen, analiz yapabilen, karar verebilen ve hatta içerik üretebilen sistemlerden söz edilmektedir.
Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen SAHA 2026 kapsamında yapılan konuşmalar arasında en dikkat çekici olanlardan biri, hiç şüphesiz Selçuk Bayraktar’ın ortaya koyduğu vizyon konuşmasıydı. Bu konuşma yalnızca Türkiye’nin savunma sanayiinde geldiği noktayı anlatan teknik bir sunum değildi; aynı zamanda insanlığın içine sürüklendiği yeni dijital düzeni sorgulayan, teknoloji ile ahlak arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlayan ve “milli yapay zekâ” anlayışını stratejik bir devlet meselesi olarak ortaya koyan güçlü bir manifesto niteliği taşıyordu.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.