YAZARLAR

05 Haziran 2026 Cuma, 00:00

Zamanın Ruhuna Karşı Asil Bir Başkaldırı: İnsan Kalabilmek

Bugün, sokakların gürültüsünden, ekranların parıltısından ve bitmek bilmeyen o modern koşuşturmacadan bir an olsun sıyrılıp, aynanın karşısına geçme vakti. Ama yüzümüzdeki çizgilere bakmak için değil; ruhumuzun nerede durduğunu, kalbimizin hâlâ aynı ritimle çarpıp çarpmadığını anlamak için.


Çünkü öyle bir çağın eşiğindeyiz ki, artık insanı insandan ayıran şey ne ırkı, ne dili, ne de cebindeki parası. Bugün insanlık, tarihin en sessiz ama en derin varoluşsal krizini yaşıyor. Yaşadığımız bu büyük kırılmayı, modern insanın ruh haritasını çıkaran iki muazzam manifesto çok net özetliyor. Gelin, kalbimizi şu sözlerin aynasına tutalım.

İlk söz, tarihin akışına dair ezberlerimizi bozuyor: "İnsan olduğunu unutanlar ile insan kalmaya çalışanların savaşı olarak geçeceğiz tarihe!" bu söz unutanlar ve direnenler arasında metafizik bir cephedir.


Tarih kitapları bugüne kadar hep devletlerin, ideolojilerin ya da ekonomik güçlerin savaşını yazdı. Ancak yarın, gelecek nesiller bu döneme baktığında bizi ekonomik krizlerle veya teknolojik devrimlerle anmayacak. Onlar, insanlığın kendi özünü koruma ya da tamamen kaybetme savaşına şahitlik edecekler.


Bu cephenin bir tarafında "
İnsan Olduğunu Unutanlar" var. Bahsettiğimiz şey biyolojik bir unutuş değil; çok daha tehlikeli bir şey: Vicdani bir amnezi. Gücün, paranın, hırsın ya da dijital dünyanın getirdiği o korkunç hissizleşmenin girdabında merhametini, adalet duygusunu ve empati yeteneğini kaybedenler... İnsan olmanın getirdiği o soylu sorumlulukları bir kenara bırakıp, sadece çıkarlarıyla hareket eden birer "makineye" ya da "canavara" dönüşenler.


Madalyonun diğer yüzünde ise "
İnsan Kalmaya Çalışanlar" duruyor. Dikkat edin, "insan olanlar" demiyoruz; "insan kalmaya çalışanlar" diyoruz. Çünkü bu çağda insan kalabilmek; zahmetli, yorucu ve her gün yeniden verilmesi gereken aktif bir mücadeledir. Akıntıya karşı, üstelik tek başına yüzmektir. Kötülüğün ve haksızlığın karşısında, acı çekmek pahasına kalbinin katılaşmasına izin vermeyen, vicdanını bir kor gibi avucunda taşıyan o asil azınlıktır onlar.


Peki, bu büyük ruh savaşını bireysel olarak nasıl kazanacağız? Nerede duracağız? İşte tam bu noktada ikinci manifesto bir pusula gibi devreye giriyor: "
Kötülüğün normalleştiği yerde iyilik bir devrimdir (Yağmur İbiç: modern dünyanın karmaşasında insanın özünü arayışı ve manevi çıkmazları üzerine araştırmalar yapan ve kitaplar kaleme alan bir yazar.)"


Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felaket, kötülüğün yapılması değil, o kötülüğün "
sıradanlaşması", kanıksanmasıdır. Rüşvetin "işini bilmek", yalanın "strateji", acımasızlığın ise "hayatın gerçeği" olarak adlandırıldığı bir dünya düşünün. İnsanların adaletsizliği gördüğünde artık şaşırmadığı, başını çevirip geçtiği an, kötülük o toplumun kılcal damarlarına sızmış ve normalleşmiştir.


İşte tam da bu yüzden, normalin "
kötü" olduğu bir sistemde, siz inatla "iyi" kalırsanız, o düzene en büyük başkaldırıyı gerçekleştirmiş olursunuz:

  • Yalanın hüküm sürdüğü yerde doğruyu söylemek,
  • Bencilliğin alkışlandığı yerde paylaşmak,
  • Nefretin bir veba gibi yayıldığı yerde sevgiyle yaklaşmak...


Bunlar artık sadece birer kişisel erdem ya da boş zaman hobisi değildir. Bunlar, kötülüğün kurduğu o devasa barikatları kökünden sarsan, radikal ve köktenci birer devrimci eylemdir.


Sevgili okurlar, hepimiz bir yol ayrımındayız. Çevreye, dünyaya ve sisteme bakıp "
Herkes böyle yapıyor, dünya zaten bozulmuş" diyerek teslim olmak, o "insan olduğunu unutanlar" zincirine gönüllü bir halka daha eklemek demektir. 


Oysa bu derin sözlerin bize söylediği asıl idrak şudur: Dünyanın tüm karanlığına rağmen, sırf bir canlıya merhamet göstererek, adil davranarak ya da dürüst kalarak bile tarihin en büyük görünmez devrimini gerçekleştirebiliriz.


Şartlar ne kadar ağır, gece ne kadar zifiri olursa olsun; insan kalmakta direnmek, bu hayatta kazanılabilecek en büyük, en asil zaferdir. Kendimizi ve ruhumuzu koruma savaşını kaybetmeyelim.


Sonuç ve Değerlendirme

İçinde bulunduğumuz çağ, insanlığı sadece teknolojik ve ekonomik paradigmalarla değil, aynı zamanda çok derin bir ahlaki sınavla karşı karşıya getirmektedir. Analizini gerçekleştirdiğimiz her iki manifesto da modern dünyanın kalbindeki o büyük yaraya parmak basmakta ve bizlere kaçamayacağımız bir sorumluluk yüklemektedir.


Tarih, sadece cephelerde kazanılan zaferleri değil; vicdanını, merhametini ve adalet duygusunu koruyanların sessiz direnişini de kaydedecektir. Kötülüğün sıradanlaştığı, bencilliğin ve hissizleşmenin birer "
yaşam stratejisi" olarak sunulduğu bu dönemde, iyi kalmak pasif bir duruş değil; sisteme, çürümeye ve zamana karşı yapılan en asil, en radikal başkaldırıdır. Şartlar ne olursa olsun, insan olmanın getirdiği o yüce sorumluluğu unutmamak ve "insan kalmakta direnmek", insanlığın geleceğe bırakacağı en büyük zafer ve en kutsal miras olacaktır.

Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM-Köşe Yazarı                                                         
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – 
www.gazeteankara.com.tr 
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)