İslam düşüncesinde bazı geceler vardır ki, yalnızca takvim yapraklarında değil, mümin gönüllerde de derin izler bırakır. İşte Miraç gecesi, bu müstesna zaman dilimlerinin başında gelir. Recep ayının 27. gecesi idrak edilen Miraç Kandili, sadece tarihsel bir mucizeyi hatırlamak değil; insanın Allah ile, hayatla ve sorumluluklarıyla yeniden yüzleşmesidir.
Orta Doğu’da yükselen tansiyon, ABD ile İran arasındaki gerilimi yeniden küresel siyasetin merkezine taşırken, bu tablo yalnızca iki ülkeyi değil, bölgenin tamamını ve özellikle Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor. Uluslararası basında yer alan değerlendirmeler, Washington’un İran’a yönelik askeri seçeneği tamamen rafa kaldırmadığını, ancak bunun topyekûn bir savaştan ziyade sınırlı ve kontrollü hamleler şeklinde gündemde tutulduğunu gösteriyor. Bu durum, ilk bakışta “düşük yoğunluklu” bir risk gibi algılansa da, gerilimin doğası gereği zincirleme etkiler üretme potansiyeli taşıdığı unutulmamalıdır.
Günlük dilde sıklıkla birbirinin yerine kullanılan iki kavram vardır: akıl ve zekâ. “Çok zeki ama akıllı değil” ya da “aklı var ama zekâsı sınırlı” gibi ifadeler, toplumun bu iki kavram arasındaki farkı sezgisel olarak bildiğini; ancak bunu kavramsal düzeyde netleştiremediğini göstermektedir. Oysa akıl ile zekâ arasındaki ayrımı doğru biçimde yapmak, yalnızca bireysel gelişim açısından değil; ahlaki, toplumsal ve hatta siyasal kararlarımızı anlamak bakımından da son derece önemlidir.
Kurumların Gerçekte Talep Ettiği Yetkinlik Son dönemde iş ilanlarında giderek daha sık karşılaşılan “Prompt Engineer-Komut Mühendisliği” kavramı, genellikle “yapay zekâ uygulamalarında belirli bir görevin yerine getirilmesi amacıyla modele verilen komutları ya da talimat cümlelerini yazan mühendis” şeklinde tanımlanmaktadır- yapay zekâ alanındaki hızlı dönüşümün beraberinde getirdiği kavramsal belirsizliğin çarpıcı bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır. İlk bakışta bu unvan, büyük dil modelleriyle etkili biçimde iletişim kurabilen, doğru ifadeleri doğru bağlamda kullanma becerisine sahip bireyleri tanımlıyormuş izlenimi vermektedir.
Dijital Güvenlik Söylemleri, Algı İnşası ve Bireysel Sorumluluk Üzerine Eleştirel Bir İnceleme Dijital mecraların gündelik yaşam üzerindeki belirleyici rolü giderek artarken, bu alanlarda ortaya atılan veri ihlali iddiaları yalnızca teknik bir güvenlik meselesi olarak değil; aynı zamanda hukuki, toplumsal ve psikolojik sonuçlar doğuran çok boyutlu olgular olarak karşımıza çıkmaktadır. Son günlerde kamuoyunda yankı uyandıran ve yaklaşık 17,5 milyon Instagram kullanıcısının kişisel bilgilerinin sızdırıldığı yönündeki iddialar da bu çerçevede dikkatle değerlendirilmesi gereken güncel bir örnektir.
Türkiye’de akademik performansın ölçülme biçimi, uzun yıllar boyunca teknik ve ikincil bir idari mesele olarak değerlendirilmiştir. Oysa gelinen aşamada bu konu, üniversitelerin kurumsal geleceğini, bilimsel bilginin niteliğini ve kamusal aklın üretim kapasitesini doğrudan etkileyen yapısal bir sorun alanına dönüşmüştür. Akademik yükseltilmelerin; yayın sayısı, atıf puanı ve benzeri niceliksel göstergeler üzerine inşa edilen performans rejimi, bilimsel üretimi teşvik etmekten ziyade, metriklerin maksimize edilmesini hedefleyen bir davranış ekonomisi yaratmaktadır.
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağın ötesindedirler. Zaman onlara dar gelir, toplum onların asaletini yaşadıkları süreç içinde anlayamaz. Onlar bugünde yürürken yarını görürler; fakat ne yazık ki yarını görenler, bugünün hükmünü çiğnedikleri için cezalandırılırlar. İşte Vecihi Hürkuş, bu toprakların gökyüzüne yazılmış en büyük saygın yalnızlıklarından biridir. Kendi zamanında hor görülen, anlaşılmayan, hatta cezalandırılan; fakat gelecek kuşakların vicdanına emanet edilmiş asil bir ruhtur O.
Zaman zaman kamuoyunda dillendirilen bir soru var: “Siber güvenlik uzmanlığı gerçekten bitiyor mu?” Bu soru, ilk bakışta masum görünse de aslında meselenin özünü kaçırıyor. Çünkü siber güvenlik, biten bir alan değil; her teknolojik kırılmayla birlikte yeniden tanımlanan, hatta daha da karmaşık hâle gelen bir ekosistemdir. Tehditler değiştikçe, onları anlayan ve öngören uzmanlara duyulan ihtiyaç da artmaktadır. Ancak bu ihtiyaç, klasik bilgi birikimiyle değil; değişen tehditin doğasını kavrayabilen yeni bir zihniyetle karşılanabilecektir.
Bir cümlenin insanı yücelten veya yalnızlaştıran hikâyesi Toplum olarak bazı kavramları sık kullanırız; ancak her kullandığımız kelimenin hakkını verdiğimizi söylemek zordur. Dilimiz zengindir, fakat bu zenginliği çoğu zaman derinlikten çok tekrar için harcarız. Günlük hayatta sıkça dile gelen bazı ifadeler vardır ki, neyi işaret ettiğini düşünmeden tüketiriz. Oysa kelimeler yalnızca seslerden ibaret değildir; her biri bir düşüncenin, bir duruşun ve hatta bir ahlakın taşıyıcısıdır.
ABD’nin Venezuela’ya doğrudan askerî müdahalesi, yalnızca bir Latin Amerika krizini değil, Soğuk Savaş sonrası uluslararası düzenin sarsıldığını ve yön değiştirdiğini gösteren sembolik bir olaydır. Tartışılması gereken asıl konu, Maduro’nun şahsı veya rejimin niteliği değil; güçlü bir devletin uluslararası hukuku kendi iç hukukunun bir uzantısı hâline getirip getiremeyeceğidir. ABD’nin fiilî mesajı açıktır: Suçu ben tanımlarım, yargıyı ben kurarım, zor kullanma yetkisini de kendimde görürüm. Bu yaklaşım, *Vestfalya’dan bu yana egemenlik ilkesine dayanan uluslararası sistemin ruhuna doğrudan meydan okumaktadır.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.