Değerli Gazete Ankara Okurları, İnsanlık tarihi incelendiğinde bazı coğrafyaların yalnızca üzerinde yaşayan toplumların değil, aynı zamanda küresel güç mücadelelerinin de kaderini belirlediği görülür. Anadolu ve onun merkezinde yükselen Türk Devleti, binlerce yıldır böyle bir coğrafyanın taşıyıcısı olmuştur. Bugün içinde bulunduğumuz süreç de sıradan bir siyasi rekabetin veya bölgesel anlaşmazlığın ötesinde, devletlerin geleceğini şekillendiren büyük bir jeopolitik dönüşüm dönemidir.
Değerli Okurlarımız, Yeryüzü, binlerce yıllık insanlık serüveninin bir mirası olarak, kadim zamanlardan bugüne çok sayıda inanç sistemine ve dünya görüşüne ev sahipliği yapmaktadır. İnsanlığın mana arayışında farklı coğrafyalarda neşvünema (Neşv:gelişme, filizlenme) ve (nemâ:çoğalma, büyüme) bulan ve ilahi kaynaklı olmayan pek çok inanış biçimi, bugün de dünya genelinde varlığını sürdürmektedir. Bununla birlikte bu yazımızda, yöntemsel bir tercihle sınırlarımızı çiziyor ve odağımızı doğrudan “semavi dinler” olarak tanımladığımız Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam ekseninde tutuyoruz.
Bugün insanlık, mikrodünyanın kuantum belirsizliklerinden makrodünyanın milyarlarca yıllık galaktik döngülerine kadar uzanan muazzam bir bilgi çağını tecrübe etmektedir. Ancak bu bilimsel veriler; kadim din felsefesi, kelam ve Kur’an tefsiri gibi disiplinlerden bağımsız ele alındığında, yalnızca mekanik bir gerçeklik tasvirine indirgenme riski taşır. Oysa evrenin fiziksel yasaları ile ilahi kelamın ontolojik hakikatleri, aynı hakikatin birbirini tamamlayan iki yüzü gibidir. Biri sistemin “nasıl” işlediğini laboratuvar diliyle açıklarken, diğeri bu muazzam düzenin “neden” var olduğunu ve hangi istikamete doğru aktığını anlatır.
Tarih takvimleri 29 Mayıs 1453’ü gösterdiğinde, sadece Bizans’ın surları değil, Orta Çağ’ın karanlık perdeleri de bir daha açılmamak üzere aralanmıştı. İstanbul’un fethi, tozlu tarih sayfalarında kalan bir "toprak kazanımı" değil, iman ile aklın, kılıç ile duanın, ilim ile adaletin kusursuz birleşimi olan muazzam bir medeniyet hamlesidir.
Günümüz dünyasında modern insan, tarihin hiç tanık olmadığı kadar yoğun bir bilgi akışının tam ortasında, tuhaf bir biçimde hem her şeyi bilen hem de en az düşünen canlısına dönüştü. Sosyal ağların, veri kapitalizminin ve algoritmik akışların kuşatması altındaki zihinlerimiz, adeta kolektif bir yanılsamanın esiri konumunda. Merhum sosyolog Ulus Baker’in (1960-2007) o sarsıcı "kanaat toplumu" eleştirisi ile Baruch Spinoza’nın modern çağa ışık tutan "duygulanış (affect)” felsefesini yan yana koyduğumuzda, karşımıza çıkan manzara tek bir gerçeğe işaret ediyor: Düşünmenin bittiği, sadece fikir sahibi olmanın kutsandığı o büyük hapishanenin gönüllü mahkûmlarıyız.
İnsan, hayatın karmaşası içinde bazen kendi özüne, bazen de onu Yaratan’ın sonsuz merhametine giden yolu kaybedebilir. Modern dünyanın soğuk rüzgârları bizi yalnızlığa, bireyselleşmeye ve belki de en kötüsü, paylaşmanın o eşsiz huzurundan mahrum kalmaya iterken; Kurban Bayramı bir nefes gibi yetişir imdadımıza. Oysa Kurban, sözlükteki o zarif anlamıyla sadece bir ritüel değil; insanın kendi kibrinden sıyrılıp Yaratan’ına ve tüm inananlara yaklaşması ve kalpten bağlanmasıdır.
Modern insan; günlük hayatın karmaşası, siyasi çekişmeler, ekonomik kaygılar ve bitmek bilmeyen sınır kavgaları arasında savrulurken, çoğu zaman başını kaldırıp gökyüzüne bakmayı unutuyor. Oysa uğruna savaşların verildiği, sınırlarının yapay çizgilerle ayrıldığı ve insanlığın büyük anlamlar yüklediği bu dünya; gerçekte sonsuz karanlığın ortasında süzülen, evrendeki yeri ve adresi bile tam olarak tarif edilemeyen küçücük bir kozmik toz zerresinden ibarettir.
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları çağın içine sığmazlar. Onlar yalnızca kendi dönemlerinin değil, geleceğin de insanıdır. Yıllar geçtikçe söyledikleri daha iyi anlaşılır, yazdıkları daha kıymetli hale gelir, yetiştirdikleri talebeler ise bir milletin kader yürüyüşünde sessiz ama derin izler bırakır. İşte Prof. Dr. Sümer Şahin hocamız, tam da böyle bir ilim insanıdır. O, sadece bir akademisyen, yalnızca bir mühendis ya da sıradan bir bilim insanı değildir; O, Türkiye’nin enerji bağımsızlığı idealini yarım asır önceden okuyabilmiş büyük bir stratejik akıldır.
Türkiye teknoloji tarihi açısından oldukça nostaljik, bir o kadar da stratejik öneme sahip bir dönüm noktasına doğru ilerliyor. ASELSAN ve Türk Telekom A.Ş. ortaklığıyla 2027 yılında piyasaya sürülmesi planlanan yerli akıllı telefon projesi, yalnızca bir tüketici elektroniği ürünü olmanın ötesinde; Türkiye’nin dijital bağımsızlık öngörüsünün somut bir yansıması olarak değerlendirilmektedir.
Değerli Gazete Ankara Okurlarımız; bugün köşemi, bu toprakların altını da üstünü de en iyi bilen, harita mühendisliği ve arazi yönetimi alanının kıymetli isimlerinden Doç. Dr. Orhan Ercan ile yaptığım sohbetin zihnimde bıraktığı hayati meseleye ayırdım. Onu dinlerken aklımda hep aynı soru dolaşıyordu: “Biz bu güzelim memleketi gerçekten yönetiyor muyuz, yoksa günübirlik rüzgârların önünde savruluyor muyuz?”
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.