Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
Kamu kurumlarında “puanlama” ve “performans” adıyla yürütülen şeffaf olmayan uygulamalar, kamu görevlisinde güveni aşındırır; Türkiye’nin ikinci yüzyılında bu yaklaşım kesin biçimde geride bırakılmalıdır.
Yıllardır konferanslarımda, derslerimde ve kamuya açık konuşmalarımda paylaştığım bazı çarpıcı verileri bugün sizlerle de paylaşmak istiyorum. ORNL (Oak Ridge National Laboratory) araştırmacılarından Dr. Alex Gabbard’ın uzun yıllara yayılan ölçümlerle ortaya koyduğu gerçekler, enerji tartışmalarına bambaşka bir perspektif getiriyor. Biz de bu çalışmadan ilham alarak Afşin–Elbistan Kömür Santrali özelinde kapsamlı bir araştırma yürütmüş, benzer sonuçlara ulaşmıştık. Enerji politikaları, çevre sağlığı ve nükleer algısı üzerine düşündüren bu bilimsel bulguları, bugün kaleme aldığı makaleyi ilgiyle okumanızı özellikle öneririm.
Nasihat etmek kolay, yapmak zordur. Teoriyle pratik arasındaki farkı ise çoğu zaman ancak “musibet” öğretir. Asıl kazanç, bedel ödemeden ders alabilmektir.
“Bir kereden bir şey olmaz” diye başlayan küçük kabuller, bazen insanın hayatında geri dönüşü zor bir yola dönüşür. Sarı Öküz hikâyesi tam da bu ilk tavizin, nasıl büyük bir bedel doğurduğunu hatırlatan ibretlik bir uyarıdır.
Protokol; kamusal yaşamda, törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür. Resmi ve diplomatik törenlerde, resmi ilişkilerde ve toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallardır. Kamusal yaşamda törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür.
İnsanlık tarihi boyunca tekrar tekrar sorulan, fakat hiçbir zaman tek ve nihai bir cevaba kavuşmayan bir soru vardır: Ne yapmalı? Bu soru, basit bir eylem çağrısı olmanın ötesinde, insanın varoluşunu, dünyayı kavrayış biçimini, değerlerini ve önceliklerini açığa çıkaran bir aynadır. Verilen her cevap, cevaplayanın çağını, toplumsal konumunu, bilgi düzeyini ve ahlaki ufkunu ele verir. Bu nedenle “ne yapmalı” sorusu, aynı zamanda “nasıl bir insanız ve nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz” sorusudur.
İçinde bulunduğumuz çağ, yalnızca yeni teknolojilerin hayatımıza girmesiyle açıklanabilecek bir dönem değildir. Bu çağ, aynı zamanda emeğin ne olduğu, çalışmanın ne anlama geldiği ve insanın üretim sürecindeki yerinin nasıl tanımlanacağına dair köklü bir sorgulamayı da beraberinde getirmektedir. Yapay zekâ, otomasyon ve dijitalleşme, iş dünyasını hızla dönüştürürken, uzun yıllar boyunca sorulan “hangi meslekler yok olacak?” sorusu yerini çok daha temel bir soruya bırakmaktadır: Hangi işler gerçekten anlamlı kalacak?
Değerli Okurlar;Bu köşe yazımda sizlere günlük yaşamda sıkça duyduğumuz iki kavramdan söz etmek istiyorum: sağlık hizmeti (healthcare) ve sosyal bakım (social care).Bu iki alan çoğu zaman aynı şeymiş gibi kullanılıyor; oysa hem amaçları hem de işleyişleri bakımından temelden farklıdır. Bu farkın anlaşılması, doğru hizmete ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi toplumun sağlık okuryazarlığını da ciddi biçimde artırmaktadır.
Geçenlerde X’de önüme bir kaymakam hanımın fotoğrafı düştü… Daha doğrusu “……” ilçenin kaymakamı çok güzel “Barbie bebek” gibi yazan yorumları görünce dikkatimi çekti ve bol filtreli fotoğrafa bakmış bulundum… Olayı neresinden tutacağımı bilmediğim için ben keşfette twit kaydırmaya devam ettim. Sonraki gün yine kaymakam hanımın fotoları keşfette… Herkes onu konuşuyor; bir tanesi çok güzel diyor diğeri neresi güzel Japon anime karakteri gibi diyor, öteki oradan kıyafetini nerden aldığını soruyor…
Deklanşöre Basan Herkes Sanatçı!Fotoğraf makinesini alan herkesin bir gecede “fotoğraf sanatçısı”na dönüşmesi, son yılların en parlak mucizelerinden biri. Adeta kutsal bir ışık iniyor ve deklanşöre ilk kez basan kişi, bir anda “ışığın büyücüsü”, “kadrajın filozofu” oluveriyor. Üstelik Instagram biosunda “photographer” yazması, bu unvanı resmi olarak tescilliyor.
Bosna Hersek müziği, özellikle de "Sevdalinka", Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'daki beş asırlık varlığının en rafine kültürel meyvelerinden biridir. Bu analiz, Türk müziği ile Sevdalinka arasındaki yapısal ve estetik benzerlikleri bilimsel bir perspektifle ele almaktadır.
Bugün Adana mutfağını düşündüğümüzde aklımıza önce kebap gelir. Oysa bu toprakların hafızası ateş ve etten ibaret değildir. Bitki, şifa ve sofra üçgeninde şekillenmiş çok daha kadim bir bilgi katmanı vardır. Bu katmanın merkezinde ise Adana’nın (antik Adana/Kilikya) yetiştirdiği en önemli isimlerden biri durur: Pedanius Dioscorides.
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
Başcı, Ayaz Müzesi’nde, bizi çekerken
Ali Boray Başcı bir fotoğraf tutkunu.
Memleketine, kültürüne sevdalı; haksızlığa, hukuksuzluğa, yanlışa sözün özü her türlü kötülüğe karşı duyarlı, kocaman yürekli bir insan.
Bir doktor, farmakoloji yani ilaç konusunda uzman.
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Sanayi devriminden bu tarafa ülkelerin gelişmişlik seviyelerinden bağımsız olarak, sanayileşme ve ekonomik büyüme trendlerini etkileyen en önemli değişken enerji arzlarına ulaşım düzeyi olmuştur. Aradan geçen yaklaşık 150-170 yıllık periyotta enerji kaynaklarının isimleri değişiklik göstermekle beraber, ekonomik büyüme, kalkınma gibi ekonomik konuların konuşulduğu her ülkede, enerjiye erişim konusu ülkelerin stratejik konu başlıklarının en önünde yer almaktadır.
Elitaş, seçim takvimine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde, olası bir öne alma halinde iklim, saha şartları ve seçmen davranışı açısından en uygun zamanın 2027 yılı Kasım ayı olabileceğini belirterek, “erken seçim” ile “teknik gerekçelerle takvim güncellemesi” arasındaki ayrıma dikkat çekti.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye’nin uzay teknolojilerindeki gövde gösterisi Türksat uydularının yeni bir rekora imza attığını duyurdu. 2025 yılı sonu itibarıyla Türksat üzerinden yayın yapan toplam televizyon kanalı sayısı 532’ye ulaşarak son 10 yılın zirvesini gördü.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”