Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
Cumhuriyet’in eğitim politikası yalnızca okul sistemi kurmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda toplumun kültürel dönüşümünü hedefleyen kapsamlı bir modernleşme projesidir.
Bu bağlamda dil, kültür ve eğitim politikaları birbirinden ayrılmaz biçimde ele alınmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, eğitim ile kültür arasındaki ilişkiyi şu sözlerle ifade eder:
“Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” [1]
Bu ifade, Cumhuriyet’in kültür politikalarının eğitim sistemiyle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir.
7 Mart 1920: Bir Şehrin İstiklale Yürüyüşü
Osmanlı’nın son döneminden Millî Mücadele’ye uzanan tarihsel süreçte Kadirli, Çukurova’da Türk varlığının en önemli merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir. 7 Mart 1920, yalnızca bir kurtuluş günü değil; aynı zamanda bir milletin bağımsızlık iradesinin yerel ölçekte tezahür ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır.
Orta Doğu bir kez daha dünyanın en hassas bölgelerinden biri haline geldi. İran ile ABD ve İsrail arasında başlayan çatışma yalnızca askeri bir gerilim değildir. Bu gelişme aynı zamanda küresel enerji sisteminin kalbinde yaşanan bir sarsıntıdır. Çünkü enerji jeopolitiği ile güvenlik politikaları artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiştir.
Hatırlatma Notu
Bu yazı dizisinin ilk bölümünde emeklilerin sahip olduğu bilgi ve tecrübe potansiyelinin çoğu zaman atıl kaldığını ve bu birikimin toplumsal faydaya dönüştürülebileceğini ele almıştık. Özellikle “Hobi Atölyeleri” modeli üzerinden emeklilerin hem üretimden kopmaması hem de genç kuşaklarla bilgi paylaşımı yapabilmesi mümkün olabilir mi sorusunu tartışmıştık.
Yıllardır kadınlarla yürüdüğüm sahne yolculuğunun bir ürünü olan “Ah Şu Kadınlar”, kaleme alıp sahneye taşıdığım skeçlerle kadınların hayatın içindeki renkli, güçlü ve bazen düşündüren hallerini mizahın zarif diliyle anlatan bir tiyatro çalışmasıdır.
Protokol; kamusal yaşamda, törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür. Resmi ve diplomatik törenlerde, resmi ilişkilerde ve toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallardır. Kamusal yaşamda törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür.
Bazı sorunlar, onları doğuran kuralların içinde kalarak çözülemez. Gordion Düğümü, kimi zaman sabrın değil; bakış açısını değiştirme cesaretinin kazandırdığını hatırlatır.
Türkiye’de akademik dünyada iz bırakan bazı isimler vardır ki, onların hikâyesi yalnızca bilimsel çalışmalarla sınırlı kalmaz; aynı zamanda topluma dokunan, ilham veren ve yeni yollar açan bir yaşam öyküsüne dönüşür. İşte bu isimlerden biri de Gazi Üniversitesi’nden bir süre önce emekli olan Prof. Dr. Emin Kuru’dur. Uzun yıllar üniversitelerde bilim üreten, spor psikolojisi alanında Türkiye’de öncü çalışmalara imza atan, uluslararası akademik çevrelerde saygın bir yer edinmiş olan Kuru, yalnızca bir akademisyen değil; aynı zamanda vizyoner bir eğitimci ve üretim kültürünü savunan bir düşünce insanıdır.
Tıpta yapay zekâ ve dijital sağlık uygulamaları hızla gelişiyor. Peki Türkiye bu dönüşümün neresinde? Akademi, sağlık sistemi ve teknoloji üretimi bu değişime ne kadar hazır?
Kadınların 3. Vardiyasına Çözüm Tradwife’lık mı?Geçenlerde akademisyen bir hanımın bir videosuna denk geldim aynen şöyle diyordu; çocukları aldım anneme geldim, burada çalışabilmem için annem bana bir oda verdi, sağ olsun çocuklarla da hep annem babam ilgilendi, yemeğim ve çayım masama geldi, ben sürekli kalkıp bölünmek zorunda kalmadım. Ve ben annemlerde geçirdiğim 1 haftada evde olsam 2 ayda bitiremeyeceğim çalışmalarımı tamamladım, makalemi yazdım bitirdim.
Bazı fotoğraflar trajediyi haykırır. Bazıları ise sessizce bakar. Ama her ikisi de izleyiciyi rahatsız eder. Steve McCurry’nin 1984 yılında çektiği ve National Geographic kapağıyla tüm dünyaya yayılan “Afganlı Kız” fotoğrafı, işte bu sessiz ama yakıcı bakışın en bilinen örneklerinden biridir.
Özet: Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nu sadece siyasi ve askeri bir güç olarak değil, köklü bir medeniyet havzası olarak tanımlamıştır. İnalcık’ın çalışmalarında kültür ve sanat, devlet yapısının ve toplumsal düzenin ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle klasik dönem Osmanlı kültürünü incelerken, saray çevresindeki entelektüel üretimi, "Has-bağçe" geleneğini ve bu geleneğin kalbinde yer alan musiki dünyasını derinlemesine tahlil etmiştir. Bu makale, İnalcık’ın eserlerinden hareketle Osmanlı sanat ve müzik hayatının sosyolojik ve estetik temellerini incelemektedir.
Türk mutfağını anlamanın en kestirme yolu, bir baharat çekmecesini açmaktır.
O çekmeceyi açtığınızda sadece kimyon, pul biber ya da tarçın görmezsiniz; aynı zamanda tarih, göç, ticaret, inanç ve kültürel etkileşim görürsünüz. Türk mutfağı tek bir coğrafyaya indirgenemez. Orta Asya bozkırlarından Balkanlar’a, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya, Akdeniz’den Kuzey Afrika’ya uzanan geniş bir kültürel havzanın mutfak hafızasını taşır. Bu nedenle baharat meselesi “Anadolu işi” olmaktan daha fazlasıdır; çok katmanlı bir medeniyet birikiminin sonucudur.
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Marka olma telaşı günümüzde sadece işletmelerin bir problemi olmaktan uzun zaman önce çıkmıştır. Artık, şehirler, ülkeler hatta bireyler bile bir marka olmanın uzun ve taşlı yollarını aşmak için çaba göstermektedir.Örneğin bugün Türkiye’de bir çok ilimizin turizm açısından cazibesini artırmak amacıyla marka çalışmaları bulunmaktadır. Hatta Dünya sinemasında “Barcelona Barcelona”, “Rio”, “Paris’de aşk başkadır” gibi zaten dünyanın önemli turizm destinasyonlarının dev bütçeli filmlerle desteklenmiş marka şehirler olmasına katkı sağlayacak projelerle anıldığı görülmektedir.
Tümcenin Gücü…
Sosyal medyada bir video izliyoruz. Bir soru soruluyor. Yapay zekâ yanıt veriyor. Gülüyoruz ve geçiyoruz. Oysa o küçük sahnede, çağımızın en büyük entelektüel sorunu saklı: Dil nasıl kurulur? Düşünce nasıl tasarlanır? Ve teknoloji bu tasarımı nasıl büyütür?
Şehir hayatında çoğu zaman fark edilmeyen bir emek alanı vardır: Çöp konteynerlerinin başında atıkları ayıran insanlar. Bu yazı, atıkları toplayarak yeniden ekonomiye kazandıran bu insanların çevre, kaynak kullanımı ve toplum açısından taşıdığı değere dikkat çekmek üzere kaleme alınmıştır.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2025 yılında yapı malzemeleri sektöründe ürün güvenliğini sağlamak amacıyla 81 ilde gerçekleştirdiği 23 bin 425 denetimde mevzuata aykırı üretim yapan firmalara toplam 154 milyon 563 bin TL idari para cezası uygulandığını açıkladı.
Çaykur Rizespor Kulübü, Ankara’da düzenlenen iftar programında siyaset ve spor dünyasını bir araya getirdi. Başkentteki bir otelde gerçekleştirilen organizasyona Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Adalet Bakanı Akın Gürlek katılarak Karadeniz temsilcisinin camiasıyla iftar açtı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda; Türkiye Uzay Ajansı, SAHA İstanbul ve ODTÜ Teknokent iş birliğiyle düzenlenen “Fikirden Yörüngeye” etkinliğinde 12 yenilikçi Teknogirişim, IAC 2026 Antalya hedefi doğrultusunda stratejik kurumlarla bir araya geldi.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”