Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
Gazi Üniversitesi’nin 100. yılına doğru ilerlerken, adını doğrudan “Gazi” unvanından alan bir yükseköğretim kurumunun mensubu olarak şu soruyu yeniden sormak gerekir:
8 Ocak 2026’da OSTİM’de düzenlenen II. Temiz Enerji Teknolojileri Ulusal Çalıştayı, küçük modüler reaktörlerden ergimiş tuz reaktörlerine uzanan yeni nesil nükleer teknolojileri, enerji arz güvenliği ve ulusal kalkınma ekseninde masaya yatırdı.
“Yaratmak” kelimesinin etrafındaki tartışmalar bir yana… Asıl soru şu: Yaratıcılık yalnızca bilgiyle mi oluşur, yoksa bilgiyle birlikte hayatın içinden gelen deneyim ve gözlemle mi gelişir?
Günlük hayatta sıkça karıştırılan patavatsızlık ve dobralık arasındaki çizgi, aslında “sözü nasıl söylediğimiz” ile belirginleşir. Kırmadan doğruyu söylemek mümkünken, “Ben buyum” diyerek incitmenin arkasına saklanmak iletişimi zedeler.
Protokol; kamusal yaşamda, törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür. Resmi ve diplomatik törenlerde, resmi ilişkilerde ve toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallardır. Kamusal yaşamda törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür.
Bazı sorunlar, onları doğuran kuralların içinde kalarak çözülemez. Gordion Düğümü, kimi zaman sabrın değil; bakış açısını değiştirme cesaretinin kazandırdığını hatırlatır.
Üniversite gençliğinin %64’ünün dersleri işlevsiz ve verimsiz bulması, basit bir “memnuniyetsizlik oranı” değildir; bu, sistemin temel işleyişine dair ciddi bir alarmdır.(TÜMA) Çünkü bu düzeyde bir oran, birkaç öğretim üyesinin performansıyla ya da belirli bölümlerdeki aksaklıklarla açıklanamaz. Bu tablo, yapısal bir soruna işaret eder. Eğer öğrencilerin yarıdan fazlası derslerden beklediği karşılığı alamadığını düşünüyorsa, burada bireysel değil kurumsal ve sistemsel bir mesele vardır.
Değerli okuyucular,
Uzun bir aradan sonra bu kıymetli sayfada sizlerle yeniden buluşmak benim için ayrı bir mutluluk. İş yoğunluğu, nöbetler, ameliyathane programları derken klavyeyi elime almak gecikti; fakat sizlerle yeniden buluşma hissi de bir o kadar büyüdü.
Güya yüceltmek üzere yazılmış bir şarkı sözünden son derece rahatsızım. Öyle ki sözleri beni rahatsız ettiği için müziğini duymaya da tahammülüm düşük… Şarkıya geleceğim ama öncesinde aklı başında birçok kişinin hemfikir olacağını düşündüğüm 1-2 cümleyi dillendireyim:
Deklanşöre Basan Herkes Sanatçı!Fotoğraf makinesini alan herkesin bir gecede “fotoğraf sanatçısı”na dönüşmesi, son yılların en parlak mucizelerinden biri. Adeta kutsal bir ışık iniyor ve deklanşöre ilk kez basan kişi, bir anda “ışığın büyücüsü”, “kadrajın filozofu” oluveriyor. Üstelik Instagram biosunda “photographer” yazması, bu unvanı resmi olarak tescilliyor.
GirişTürkiye’deki müzik kültürü, Tanzimat’tan itibaren ivme kazanan ve Cumhuriyet dönemiyle kurumsallaşan bir "modernleşme" projesinin merkezinde yer almıştır. Bu süreçte Batı müziği, "çağdaşlaşmanın" ve "evrenselliğin" simgesi olarak konumlandırılırken; geleneksel müzikler (Türk Sanat Müziği ve özellikle Türk Halk Müziği), "yerellik", "ilkelik" veya "doğululuk" parantezine alınmıştır. Büyük şair N.F.Kısakürek’in Sakarya şiirinde ifadesini bulan “Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya/Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” misali kendi öz yurdunda yabancılaştırılan binlerce yıllık kültürel birikimin feryadıdır aslında bu yazı.Yazıda, Batı müziği eğitimi almış icracıların kendi kültürel köklerine yönelik geliştirdikleri "küçümseyici" veya "yabancılaşmış" tutum, Pierre Bourdieu’nün kültürel ayrım kuramı ve Edward Said’in oryantalizm kavramları çerçevesinde yorumlancaktır.
Türk mutfağını anlamanın en kestirme yolu, bir baharat çekmecesini açmaktır.
O çekmeceyi açtığınızda sadece kimyon, pul biber ya da tarçın görmezsiniz; aynı zamanda tarih, göç, ticaret, inanç ve kültürel etkileşim görürsünüz. Türk mutfağı tek bir coğrafyaya indirgenemez. Orta Asya bozkırlarından Balkanlar’a, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya, Akdeniz’den Kuzey Afrika’ya uzanan geniş bir kültürel havzanın mutfak hafızasını taşır. Bu nedenle baharat meselesi “Anadolu işi” olmaktan daha fazlasıdır; çok katmanlı bir medeniyet birikiminin sonucudur.
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Marka olma telaşı günümüzde sadece işletmelerin bir problemi olmaktan uzun zaman önce çıkmıştır. Artık, şehirler, ülkeler hatta bireyler bile bir marka olmanın uzun ve taşlı yollarını aşmak için çaba göstermektedir.Örneğin bugün Türkiye’de bir çok ilimizin turizm açısından cazibesini artırmak amacıyla marka çalışmaları bulunmaktadır. Hatta Dünya sinemasında “Barcelona Barcelona”, “Rio”, “Paris’de aşk başkadır” gibi zaten dünyanın önemli turizm destinasyonlarının dev bütçeli filmlerle desteklenmiş marka şehirler olmasına katkı sağlayacak projelerle anıldığı görülmektedir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, HAVELSAN Sancar Silahlı İnsansız Deniz Aracı’nın (SİDA) hizmete alındığı törende, savunma alanında dijital egemenliğin millî güvenliğin temel unsuru olduğunu vurguladı; yeni tesis ve merkezlerle Türkiye’nin mavi vatandaki ve siber alandaki kapasitesinin güçleneceğini açıkladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı açıklamalarda, bölgesel ve küresel dengeleri sarsacak gelişmelere dikkat çekti. ABD’nin İran’a yönelik muhtemel operasyon hazırlıklarını "olağanüstü askeri yığınak" olarak niteleyen Bahçeli, yeni nesil savaş senaryolarının coğrafyanın ayarını tamamen bozabileceği uyarısında bulundu.
Türk Hava Kuvvetleri, modern harp koşullarına hazırlık kapsamında elektronik harp unsurlarının aktif olarak kullanıldığı çok uçaklı taarruz eğitimini başarıyla tamamladı. Balıkesir Bandırma’da konuşlu 6’ncı Ana Jet Üs Komutanlığına bağlı jet filolarının katılımıyla icra edilen eğitim, hava kuvvetlerinin operasyonel kabiliyetini ve eş zamanlı görev yürütme kapasitesini bir kez daha ortaya koydu.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”