Teknolojinin hızla gelişmesi, dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşması Dünyada yönetişim modelleri konusunda yeni anlayış ve konseptleri ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri de yapay devletler kavramıdır. Bu yapıların izlerini son yıllarda daha derin bir şekilde hissetmekteyiz.
Yapay devletler ve yeni yönetişim modelleri, klasik ulus-devlet yapısının, dijitalleşme ve merkeziyetsizlik dalgasıyla dönüşümünü ifade etmektedir. Bu kavramlar, özellikle genç kuşaklar ve teknolojiye yatkın toplumlar arasında daha fazla ilgi görmektedir. Bu başlık altında öne çıkan ana noktaları ele alırsak:
14 Ocak 2025 tarihinde “Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi” mottosuyla yayın hayatına başlayan Gazete Ankara Dijital Haber Portalı, kısa sayılabilecek bir zaman diliminde 1 milyon 650 bin tekil okuyucuya ulaşarak dijital habercilikte anlamlı bir başarıya imza attı. Bu başarı yalnızca bir medya girişiminin büyümesi değil; aynı zamanda ortak emeğin, güvenin ve gönül birlikteliğinin bir sonucudur.
7 Mart 1920: Bir Şehrin İstiklale Yürüyüşü
Osmanlı’nın son döneminden Millî Mücadele’ye uzanan tarihsel süreçte Kadirli, Çukurova’da Türk varlığının en önemli merkezlerinden biri olarak dikkat çekmektedir. 7 Mart 1920, yalnızca bir kurtuluş günü değil; aynı zamanda bir milletin bağımsızlık iradesinin yerel ölçekte tezahür ettiği tarihi bir dönüm noktasıdır.
Orta Doğu bir kez daha dünyanın en hassas bölgelerinden biri haline geldi. İran ile ABD ve İsrail arasında başlayan çatışma yalnızca askeri bir gerilim değildir. Bu gelişme aynı zamanda küresel enerji sisteminin kalbinde yaşanan bir sarsıntıdır. Çünkü enerji jeopolitiği ile güvenlik politikaları artık birbirinden ayrılmaz hale gelmiştir.
Hatırlatma Notu
Bu yazı dizisinin ilk bölümünde emeklilerin sahip olduğu bilgi ve tecrübe birikiminin topluma kazandırılması fikrini ele almış ve “Hobi Atölyeleri” modelini bir öneri olarak gündeme getirmiştik. İkinci bölümde dünyada uygulanan aktif yaşlanma politikalarına, üçüncü bölümde ise Türkiye’de emekliliğin sosyolojik ve psikolojik boyutlarına değinmiştik.
Yıllardır kadınlarla yürüdüğüm sahne yolculuğunun bir ürünü olan “Ah Şu Kadınlar”, kaleme alıp sahneye taşıdığım skeçlerle kadınların hayatın içindeki renkli, güçlü ve bazen düşündüren hallerini mizahın zarif diliyle anlatan bir tiyatro çalışmasıdır.
Protokol; kamusal yaşamda, törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür. Resmi ve diplomatik törenlerde, resmi ilişkilerde ve toplumsal yaşamda uyulması gereken kurallardır. Kamusal yaşamda törensel ve biçimsel davranış kuralları bütünüdür.
Bazı sorunlar, onları doğuran kuralların içinde kalarak çözülemez. Gordion Düğümü, kimi zaman sabrın değil; bakış açısını değiştirme cesaretinin kazandırdığını hatırlatır.
Değerli Gazete Ankara okurları,Bugün sizlere Türk edebiyatının çok değerli ve çok yönlü isimlerinden birini tanıtmak istiyorum. Türk edebiyatında bazı yazarlar vardır ki yalnızca kaleme aldıkları eserlerle değil, aynı zamanda hayat tarzları, düşünce dünyaları ve entelektüel duruşlarıyla da dikkat çekerler. İşte Şule Gürbüz bu nadir ve özgün isimlerden biridir.
Tıpta yapay zekâ ve dijital sağlık uygulamaları hızla gelişiyor. Peki Türkiye bu dönüşümün neresinde? Akademi, sağlık sistemi ve teknoloji üretimi bu değişime ne kadar hazır?
Kadınların 3. Vardiyasına Çözüm Tradwife’lık mı?Geçenlerde akademisyen bir hanımın bir videosuna denk geldim aynen şöyle diyordu; çocukları aldım anneme geldim, burada çalışabilmem için annem bana bir oda verdi, sağ olsun çocuklarla da hep annem babam ilgilendi, yemeğim ve çayım masama geldi, ben sürekli kalkıp bölünmek zorunda kalmadım. Ve ben annemlerde geçirdiğim 1 haftada evde olsam 2 ayda bitiremeyeceğim çalışmalarımı tamamladım, makalemi yazdım bitirdim.
Bazı fotoğraflar vardır; yayımlandığı gün dünyayı sarsar, ama asıl etkisini yıllar içinde gösterir. Nick Ut’un 1972 yılında Vietnam’da çektiği ve tarihe “Napalm Girl” olarak geçen fotoğraf, savaş fotoğrafçılığının yalnızca bir belgesi değil; modern çağın vicdan kırılma anlarından biridir.
Özet
Bu çalışma, uzun zaman Kültür Bakanlığı’nda Folklor Araştırmacılığı yaptığımız sırada saha araştırmalarında dikkatimizi çeken sosyal ve kültürel sohbet toplantılarının tarihi kökenini nasıl başladığı nereden bugünlere kadar gelebildiğini sorgulamakla başladı. Bu sohbet geleneğinin izlerinin Türk dünyasının doğu ve batı uçlarında yer alan Uygur Meşrepleri ile Anadolu’daki Sıra Geceleri, Kürsübaşı, Barana ve Yaren gibi geleneksel sohbet toplantılarının tarihi; bizi Türkistan coğrafyasına götürdü. Söz konusu geleneklerin sadece birer eğlence meclisi olmadığı, aksine toplumsal kültürel değerlerin kuşaklararası aktarımını sağlayan, disiplinli bir hiyerarşiye sahip, etik ve estetik eğitimin verildiği "Halk Üniversiteleri" olduğu veya benzerlik taşıdığı sorgula masına kadar götürdü.
Dijital çağda kültür yaşanarak öğrenmekten daha çok izlenerek öğreniliyor. Özellikle sosyal medya platformları gastronomi kültürünün yayılmasında tarihte hiç olmadığı kadar güçlü bir rol üstlenmiş durumda. Bugün milyonlarca insan bir ülkenin mutfağını o ülkeye gitmeden tanıyor; hatta çoğu zaman tatmadan, sadece izleyerek fikir sahibi oluyor. Bu durum, Türk mutfağı gibi köklü ve çok katmanlı bir gastronomik miras için hem büyük bir fırsat hem de ciddi bir risk anlamına geliyor. Çünkü artık şu soruyu sormak zorundayız:
Modern hayat bize hız vaat etti. Kolaylık sundu. Aynı anda her şeye yetişebileceğimiz yanılsamasını pazarladı. Ama bunun bir bedeli vardı ve o bedeli yavaş yavaş ruhumuzla ödedik.Bugün insan beyni, tarihte hiç olmadığı kadar uyarılıyor. Bildirimler, mesajlar, sosyal medya akışı, bitmeyen haberler, yapay gündemler… Oysa beynimiz evrimsel olarak bu yoğunluğa göre tasarlanmadı. Sürekli tetikte kalması gereken bir sistem, bir noktadan sonra yoruluyor. Dikkat süresi kısalıyor, sabır azalıyor, tahammül düşüyor. Kaygı ise sessizce artıyor.
İkinci bölümünü okuduğunuz bu yazı dizisi, Anadolu’nun antik çağlarının uzaklardaki müzelere uzanmasıyla yaşanan hafıza kaybının kronolojik okumasına katkıda bulunma çabasıdır.
Değerli Gazete Ankara Okurları,
Geçtiğimiz yazılarda Türkiye'nin yaratıcı enerjisini doğru yönlendirdiğimizde, sanat ve teknolojinin kesişiminde büyük fırsatlar doğduğundan bahsetmiştim. Oyunlarımız dünya listelerine giriyor, tasarımlarımız uluslararası vitrinlerde yer buluyor. Ancak bu potansiyeli kalıcı ekonomik ve diplomatik güce dönüştürmek için hâlâ kurumsal bir özgüvene ve yapısal vizyona ihtiyacımız var.
İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.
Ortadoğu’da yükselen askeri gerilim, yalnızca bölgesel güvenliği değil; enerji piyasalarını, tarım maliyetlerini ve küresel ekonomik dengeleri de doğrudan etkiliyor. İran’a yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan bu tablo, uluslararası güç merkezlerinde farklı ekonomik ve siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Dijital dünyada kimlik kavramı yeni bir biçim kazanıyor. Algoritmik sistemler yüzler, sesler ve davranış kalıpları tasarlayarak insan benzeri varlıklar meydana getiriyor. Sentetik kimlikler adı verilen bu dijital karakterler, kamusal hayatın iletişim ağlarında görünürlük kazanırken kimliğin anlamı üzerine yeni bir düşünce alanı da oluşturuyor. Bu gelişme, insan ile teknoloji arasındaki ilişkinin hem teknik hem de kültürel ve düşünsel bir dönüşüm taşıdığını gösteriyor.
Film ve diziler yalnızca eğlence değil, aynı zamanda korunması gereken kültürel ve hukuki eserlerdir
Filmler ve diziler yalnızca birer eğlence ürünü değildir. Onlar aynı zamanda fikir ve sanat eserleridir. Bu yazı, televizyon yayınlarında zaman zaman karşılaşılan bazı uygulamaların eser bütünlüğünü nasıl zedelediğine dikkat çekmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak üzere kaleme alınmıştır.
Türk tarihçiliğinin en önemli isimlerinden Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın vefatı Türkiye’de büyük üzüntüye neden oldu. Devlet yöneticileri, siyaset dünyası ve akademi camiası yayımladıkları mesajlarla Ortaylı’nın ilim ve kültür hayatına bıraktığı derin mirasa vurgu yaptı.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Türkiye'nin ulaşım vizyonunda devrim yaratan Yüksek Hızlı Tren (YHT) ağının ulaştığı devasa boyutları rakamlarla paylaştı. Türkiye'nin ilk yüksek hızlı tren hattı olan Ankara-Eskişehir hattının hizmete alınışının 17. yıl dönümü vesilesiyle yazılı bir açıklama yapan Bakan Uraloğlu, demiryollarındaki modernizasyon sürecinin meyvelerini vermeye devam ettiğini ve bugüne kadar yaklaşık 110 milyon yolcunun bu hızlı ve konforlu ulaşım imkanından yararlandığını vurguladı.
Türk savunma sanayisinin en büyük gurur projelerinden biri olan Milli Muharip Uçak KAAN, gökyüzüyle buluştuğu o tarihi anın ikinci yıl dönümünü kutluyor. Türk Havacılık Uzay Sanayii (TUSAŞ), KAAN'ın ilk uçuşunun üzerinden geçen iki yılı, "tarihe altın harflerle yazılan bir başarı" olarak nitelendirdi.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.
ASO Başkanı Ardıç: “Bilimi ve teknolojiyi yalnızca ithal eden değil, bizzat üreten bir ülke olmak zorundayız”