YAZARLAR

02 Ocak 2026 Cuma, 06:33

Kul Hakkı: Toplumsal Vicdanın Ateşten Gömleği

İslam düşüncesinde “kul hakkı” kavramı, bireysel sorumlulukların ötesinde toplumsal düzenin temelini oluşturan bir ilke olarak karşımıza çıkar. Kur’an-ı Kerim’de adaletin tesisine yönelik emirler, Hz. Peygamber’in hadislerinde kul hakkının affedilmezliği vurgusu ve tasavvuf geleneğinde vicdan muhasebesi, bu kavramın çok boyutlu bir şekilde ele alınmasını gerekli kılar. “Ateşten gömlek” metaforu ise, kul hakkının ağırlığını ve yakıcılığını sembolik bir dille ifade eder.

Kul hakkı, İslam hukukunda ve ahlakında en ağır sorumluluklardan biri olarak kabul edilir. Allah’a karşı işlenen günahların tövbe ile affedilebileceği belirtilirken, kul hakkı ancak hak sahibinin rızasıyla ortadan kalkar. Bu durum, bireyin sorumluluğunu yalnızca Allah’a karşı değil, aynı zamanda topluma karşı da taşıdığını gösterir. Fıkıh literatüründe kul hakkı, mal, can, namus ve haysiyet gibi temel değerlerin korunmasıyla ilişkilendirilmiştir. Dolayısıyla kul hakkı, bireysel ibadetlerin ötesinde toplumsal ilişkilerin ahlaki zeminini oluşturur.

Ahlak felsefesi açısından kul hakkı, insanın vicdanıyla doğrudan bağlantılıdır. Bir kişinin emeğini gasp etmek, sözünde durmamak veya toplumsal güveni zedelemek, bireyin kendi vicdanında bir yara açar. Tasavvuf geleneğinde bu yara, “kalbin kararması” olarak ifade edilir. Yunus Emre’nin “Mal sahibi, mülk sahibi / Hani bunun ilk sahibi?” dizeleri, kul hakkının metafizik boyutunu hatırlatır: İnsan, sahip olduğunu sandığı şeylerin gerçek sahibi değildir; dolayısıyla başkasının hakkını çiğnemek, aslında ilahi düzene karşı gelmektir.

Kul hakkı yalnızca bireysel bir günah değil, aynı zamanda toplumsal bir krizdir. Adaletin zedelendiği, hakların gasp edildiği toplumlarda güven duygusu çöker. Bu çöküş, ekonomik ilişkilerden siyasal düzenlemelere kadar geniş bir alanda etkisini gösterir. Sosyolojik açıdan bakıldığında kul hakkı, toplumsal sermayenin en önemli unsurlarından biri olan güveni doğrudan belirler. Güvenin kaybolduğu yerde ise bireyler arasındaki işbirliği zayıflar, toplumsal çözülme hızlanır.

Toplumun en çok unuttuğu ama en çok ihtiyaç duyduğu değerlerden biri “kul hakkı”dır. Hepimiz günlük hayatın telaşında büyük günahları uzaklarda ararken, aslında en ağır yükü yanı başımızda taşıyoruz: başkasının hakkını çiğnemek.

Bir işçinin emeğini eksik ödemek, bir öğrencinin hakkını görmezden gelmek, trafikte bir başkasının önüne geçmek… Bunların her biri, farkında olmadan giydiğimiz ateşten gömlektir. Çünkü kul hakkı, sadece bireyin değil, toplumun vicdanını da yakar.

Dinî öğretilerde kul hakkının affedilmezliği boşuna vurgulanmaz. Allah’a karşı işlenen günah tövbe ile affedilebilir; fakat kul hakkı, ancak hak sahibinin rızasıyla ortadan kalkar. Bu gerçek, bize şunu hatırlatır: İnsan yalnızca Allah’a karşı değil, insana karşı da sorumludur.

Bugün toplumda güvenin zayıflaması, adaletin yara alması, bireyler arasındaki ilişkilerin bozulması… Hepsi bir şekilde kul hakkının ihlaliyle bağlantılıdır. Çünkü hakkın korunmadığı yerde güven çöker, güvenin çöktüğü yerde ise ne ekonomi ayakta kalır ne siyaset.

O yüzden kul hakkını gözetmek, aslında kendi geleceğimizi korumaktır. Hepimiz için bir vicdan muhasebesi: Bugün kimsenin hakkını yedim mi? Eğer cevabımız “hayır” ise, işte o zaman gömleğimiz pamuktandır; aksi halde ateşten…

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)