15 Kasım 1983 tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanı, yalnızca bir siyasal oluşumun ortaya çıkışı değil; uluslararası hukukun temel normları, bölgesel güvenlik mimarisi ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki jeopolitik konumlanışı açısından çok katmanlı sonuçlar doğuran bir tarihsel dönüm noktasıdır. Bu ilan, Kıbrıs Türk halkının self-determinasyon hakkının bir tezahürü olarak, siyasi eşitlik ilkesinin kurumsal bir çerçeveye kavuşturulmasıyla gerçekleşmiştir.
Türkiye’nin toplumsal hafızasında en derin çatlaklardan biri, dindar kesimlerin bir bölümünün Atatürk’e karşı mesafeli duruşudur. Bu mesafeyi anlamak için önce yargılamak değil, anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü tarih, duyguların, inançların ve ideallerin birbirine karıştığı bir insani sahnedir.
Bir ülkenin gelişmişliği yalnızca teknolojisinde, binalarında ya da sanayisiyle ölçülmez. Asıl gelişmişlik, o ülkenin toprağına, suyuna, ağacına gösterdiği özenle anlaşılır. Çünkü orman, bir milletin hem geçmişi hem geleceğidir.
Her yıl 10 Kasım sabahı saat 09.05’te Türkiye’nin dört bir yanında yankılanan siren sesleri, yalnızca bir ulusun yasını değil; aynı zamanda düşüncenin, bilimin ve insan aklının sessiz bir saygı duruşunu simgeler. Çünkü Atatürk, yalnızca bir asker ya da devlet kurucusu değil; insan aklının yaratıcı gücüne inanan bir düşünür, bilimi toplumun temeline yerleştiren bir aydınlanma önderidir.
Yeryüzünde gördüğümüz en çarpıcı doğa olaylarından biri olan yıldırım ve şimşek, sadece birer ışık parlaması değildir; atmosferin elektriksel dengesini düzenleyen, doğanın en büyük enerji boşalımlarından biridir. Gökyüzünde saniyenin küçük bir kesitinde büyük şehirleri aydınlatabilecek kadar yüksek enerji açığa çıkar. Bilim dünyası yıllardır bu olağanüstü olayların sınırlarını anlamaya çalışıyor. Peki “en büyük yıldırım” dediğimizde neyi kastediyoruz? Uzunluğu mu, enerjisi mi, akımı mı?
Her kelime, evrenin sessizliğine bırakılmış küçük bir sıcaklık izidir. Bir an durup düşünelim! Dünyada şu anda, aynı anda sekiz milyara yakın insan konuşuyor. Bir çocuk “anne” diyor, bir siyasetçi kürsüde sesleniyor, bir öğretmen ders anlatıyor, bir müezzin minareden ezan okuyor… Bu seslerin her biri, görünmeyen ama hissedilen bir enerji dalgası olarak evrene yayılıyor. Peki bu devasa ses okyanusunun enerjisi nereye gidiyor? Sözlerimiz, evrenin neresine karışıyor?
İnsan, Allah’ın yarattığı bir varlık olarak yapay zekâ üretirken, farkında olmadan kendi suretinde “yeni bir bilinç” inşa ediyor. Ancak bir soru zihinleri meşgul ediyor: İnanç kodlanabilir mi?
İnsanlık, binlerce yıldır bilginin peşinde koşup durdu. Bilgi, kutsala ulaşmanın bir yolu olarak görüldü; sonra güce, hâkimiyete, nihayet “yaratma” isteğine dönüştü. Bugün geldiğimiz noktada insan, artık bilgiye sahip olmakla yetinmiyor-bilgi üreten sistemler yaratıyor. Fakat bu sistemler, insana benzeyen bir zekâya sahip oldukça, şu sorular kaçınılmaz biçimde gündeme geliyor: Yapay zekânın dini olabilir mi? Bir siyasi yönelimi var mı? Ya da en çok merak edileni: Hissetmeyi öğrenebilir mi?
Değerli Gazete Ankara okurları, Doğu Akdeniz’in jeopolitik kalbinde yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), yalnızca Türkiye açısından değil, tüm bölgesel dengeler bakımından stratejik bir öneme sahiptir. Ancak aradan geçen yarım asra yakın zamana rağmen KKTC, uluslararası sistemde hâlen tanınmamış bir devlet olarak varlığını sürdürmektedir. Bu durum, sadece bir diplomasi sorunu değil; aynı zamanda uluslararası hukuk, siyaset bilimi ve küresel güç dengeleri açısından da derin bir analiz gerektiren bir meseledir. Bu nedenle, bugünkü yazımızda “KKTC’nin dünya devletleri arasında tanınmamasının temel nedenleri ve tanınması için uygulanabilecek stratejik eylem planı” konusunu ele alıyoruz. Konuya salt politik bir gözle değil, bilimsel bir disiplin ve akademik analiz yöntemiyle yaklaşarak; tarihsel arka planı, uluslararası hukuk dinamiklerini ve uygulanabilir diplomatik stratejileri kısa başlıklar altında sistematik biçimde inceleyeceğiz. Amaç; kamuoyunu bilgilendirmenin ötesinde, karar vericiler ve diplomasi çevreleri için düşünsel bir çerçeve sunmaktır. Çünkü KKTC’nin uluslararası alanda hak ettiği meşruiyet zeminine ulaşması, sadece bir “tanınma” meselesi değil; aynı zamanda Türk dünyasının bölgesel barış, adalet ve denge arayışının da bir parçasıdır.
Bilim tarihi çoğu zaman erkek isimleriyle doludur: Newton, Einstein, Nikola Tesla… Ama aynı satır aralarında, mütevazı ama kararlı kadınların adımları da yankılanır. Onlar, laboratuvarların loş ışığında insanlığın geleceğini kuran sessiz kahramanlardır. Yüzyıllardır unutuldular; ama bilimin vicdanında hep yaşadılar. Bunlardan bazıları;
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.