YAZARLAR

27 Şubat 2026 Cuma, 00:00

Altıgen İttifakı: Doğu Akdeniz’de Yeni Bir Jeopolitik Denklemin İzleri, Türkiye Gerçekten Çevreleniyor mu, Yoksa Algı mı?

Doğu Akdeniz ve Orta Doğu sahnesinde son yıllarda sıkça dile getirilen “Altıgen İttifakı” kavramı, resmi bir devletler arası örgüt veya askeri bloktan ziyade, stratejik iş birliği ve jeopolitik dayanışma olarak yorumlanmaktadır. İsrail öncülüğünde şekillenen bu iş birliği, en sık İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve zaman zaman Hindistan ekseninde tartışılmaktadır. Bazı analizlerde Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de bu çerçevenin içine dahil edilmekte; böylece kavramın resmi sınırları netlik kazanmaktan çok, esnek bir yorum alanına bırakılmaktadır.

Altıgen İttifakı’nın temel hedefi, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının yönetimi, deniz yetki alanlarının belirlenmesi, bölgesel güvenlik ve İran gibi aktörlerin etkisinin dengelenmesidir. Bu bağlamda oluşturulan üçlü ve dörtlü zirveler, enerji projeleri ve ortak tatbikatlar, söz konusu iş birliğinin pratik boyutunu ortaya koymaktadır. Türkiye açısından ise bu yapı, özellikle deniz yetki alanları ve enerji koridorları bağlamında bazı riskler barındırmaktadır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) iddiaları, Yunanistan ve GKRY ile süregelen anlaşmazlıklar üzerinden hassas bir dengeye oturmuştur. Altıgen İttifakı’na dâhil ülkelerin yürüttüğü ikili ve üçlü anlaşmalar, bu hassas dengeyi Türkiye aleyhine kaydırma potansiyeline sahiptir.

Enerji boyutu, ittifakın en kritik unsurlarından birini oluşturmaktadır. Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınması bağlamında, İsrail-GKRY-Yunanistan hattında Türkiye’yi dışlayan projeler geliştirilmekte; bu da Ankara’nın bölgesel enerji merkezi olma hedefini zorlayabilir. Türkiye coğrafi olarak enerji geçişi için ekonomik bir güzergah sunarken, alternatif hatların hayata geçirilmesi durumunda diplomatik ve ekonomik manevra alanı daralabilir.

Askeri iş birliği ve caydırıcılık da Türkiye açısından önemli bir risk unsurudur. Fransa’nın bölgedeki aktif varlığı, İsrail-Yunanistan savunma iş birlikleri ve ortak tatbikatlar, Ankara’da stratejik baskı olarak algılanabilir. Bu durum, Türkiye’nin donanma modernizasyonu ve savunma yatırımlarını hızlandırma eğilimini artırmaktadır. Ancak ittifakın NATO üyeliği ve ABD-AB bağlantıları nedeniyle bu baskının sınırlı kalabileceği de göz ardı edilmemelidir.

Altıgen İttifakı’nda yer alan Hindistan, stratejik ve ekonomik bir partner olarak öne çıkmaktadır. İsrail ile Hindistan arasındaki teknoloji, savunma sanayii ve enerji iş birliği, bu ülkenin blokta yer almasının pragmatik nedenlerini ortaya koymaktadır. Yunanistan ve Güney Kıbrıs ise enerji ve savunma altyapılarıyla İsrail için Avrupa bağlantı noktası niteliğinde olup, Türkiye ile süregelen deniz yetki anlaşmazlıklarında stratejik denge unsuru olarak değerlendirilmektedir. Diğer Arap, Afrika ve Asya ülkelerinin dâhil edilmesi ise, enerji ve güvenlik iş birliğinin genişletilmesi, İran etkisinin dengelenmesi ve bölgesel diplomatik platformların çeşitlendirilmesi amacıyla açıklanmaktadır.

Türkiye açısından Altıgen İttifakı, resmî bir askerî blok olmamakla birlikte diplomatik ve enerji ekseninde baskı unsuru oluşturabilmektedir. Enerji koridorlarında Türkiye’yi dışlayan projeler, ortak tatbikatlar ve bölgesel silahlanma dinamikleri, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki manevra alanını daraltabilir. Bununla birlikte, Türkiye’nin İsrail, Mısır ve BAE ile normalleşme süreçleri ve ikili ilişkileri, blokun katı bir anti-Türkiye ittifakı olmadığını göstermektedir. Bu bağlamda, Türkiye hem diplomasi hem de savunma kapasitesiyle dengeli bir strateji yürüterek, bölgesel izolasyon riskini sınırlayabilir.

Türkiye Gerçekten Çevreleniyor mu, Yoksa Algı mı?

Altıgen İttifakı kavramı, sıkça “Türkiye çevreleniyor” algısıyla ilişkilendirilmektedir. Ancak bu algının ardında yatan gerçekler, hem jeopolitik hem de diplomatik boyutlarda daha nüanslıdır. Öncelikle, ittifakın resmi bir askerî pakt olmadığı unutulmamalıdır. Üye ülkelerin çıkarları tamamen uyumlu değildir; Yunanistan ve GKRY’nin enerji ve savunma öncelikleri ile Hindistan’ın ekonomik ve stratejik hedefleri farklılık gösterebilir. Bu bağlamda, Altıgen İttifakı daha çok esnek ve pragmatik bir iş birliği ağıdır; katı ve sürekli bir bloklaşma söz konusu değildir.

Türkiye’nin coğrafi konumu, hem bir avantaj hem de dezavantaj olarak öne çıkmaktadır. Doğu Akdeniz’de enerji geçişi, deniz yetki alanları ve stratejik deniz yolları üzerindeki kontrol, Ankara’ya hâlen merkezi bir rol sunmaktadır. Altıgen İttifakı’nın projeleri Türkiye’yi dışlamaya yönelik olsa da, Türkiye’nin Libya ile yaptığı deniz yetki anlaşmaları gibi karşı hamleleri, bölgesel dengeyi tek taraflı olarak değiştirmeye yetmemektedir. Bu durum, çevreleme algısının çoğunlukla diplomatik ve medya boyutunda güçlendiğini göstermektedir.

Enerji koridorları özelinde de durum benzer şekilde okunabilir. İsrail-GKRY-Yunanistan hattı, Türkiye’yi bypass etmeye yönelik planlar geliştirse de, bu hatların hayata geçirilmesi uluslararası yatırım, güvenlik ve diplomatik onay süreçlerine bağlıdır. Türkiye, hem doğal gaz boru hatları hem de LNG terminalleriyle alternatif enerji geçiş yollarını hâlen kontrol edebilmekte; dolayısıyla blokun enerji alanında mutlak bir çevreleme sağlayacağı söylenemez.

Askerî alanda ise Altıgen İttifakı’nın tatbikatları ve iş birlikleri Türkiye için caydırıcılık mesajı olarak algılansa da, NATO üyeliği, Fransa’nın bölgesel çıkarları ve ABD-İsrail dengeleri bu mesajın etkisini sınırlamaktadır. Türkiye’nin modernize edilen donanması ve bölgesel hava ile kara savunma kapasiteleri, olası bir askeri çevrelemenin pratikte etkisini azaltmaktadır.

Sonuç olarak, Altıgen İttifakı Türkiye açısından baskı ve rekabet unsuru yaratmakla birlikte, tam anlamıyla bir çevreleme stratejisi olarak değerlendirilmemelidir. Algının güçlenmesinde medyanın rolü, diplomatik söylemlerin dramatize edilmesi ve blok üyesi ülkelerin Türkiye karşıtı hamlelerinin öne çıkarılması etkili olmuştur. Stratejik açıdan Türkiye’nin yapması gereken, enerji, diplomasi ve askeri caydırıcılığı dengeli biçimde kullanarak hem blok içindeki ülkelerle pragmatik ilişkiler yürütmek hem de bölgesel merkezi konumunu korumaktır.

Bu çerçevede, Altıgen İttifakı gerçek bir tehditten ziyade, Türkiye’nin stratejik esnekliğini test eden ve diplomatik manevra alanını belirli ölçüde zorlayan bir senaryo olarak değerlendirilebilir. Analiz, çevreleme algısının çoğu zaman “algı” boyutunda güçlendiğini, somut diplomatik ve askeri dengelerle sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’nin Altıgen İttifakı Karşısındaki Risk ve Fırsat Analizi

Boyut

Riskler

Fırsatlar

Stratejik Not

Deniz Yetki Alanları

Türkiye’nin MEB ve kıta sahanlığı iddialarının daraltılması

Libya ve diğer ikili anlaşmalarla denge sağlanabilir

Türkiye, coğrafi olarak hâlâ merkezi konumda

Enerji Koridorları

Alternatif hatlarla Türkiye bypass edilebilir

Türkiye, LNG ve boru hatlarıyla enerji geçişi kontrolünü sürdürebilir

Enerji diplomasisi kritik araç

Askerî İş Birliği

Ortak tatbikatlar ve savunma entegrasyonu caydırıcılık mesajı oluşturur

Donanma modernizasyonu ve savunma kapasitesi ile karşı denge

NATO üyeliği ve ABD-İsrail dengesi sınırlayıcı faktör

Diplomatik İzolasyon

Blok üyesi ülkelerin iş birlikleri diplomatik baskı yaratabilir

İsrail, Mısır, BAE ile normalleşme süreçleri

Pragmatik ikili ilişkiler blok etkisini azaltır

Algı ve Kamuoyu

Medyada “çevrelenme” algısı güçlenebilir

Türkiye algıyı diplomasi ve enerji politikasıyla yönetebilir

Algı, somut tehditten ziyade psikolojik baskı unsuru


Basit Temsili Harita

          [Hindistan]

                 |

[Fransa]---[BAE]---[Mısır]

                 |

[İsrail]---[GKRY]---[Yunanistan]

                 |

          [Türkiye]

Açıklama:

  • Harita, blok içindeki ülkelerin Türkiye’ye göre konumunu ve enerji/diplomasi eksenindeki ilişkilerini göstermektedir.
  • Dikey çizgiler enerji ve diplomasi iş birliğini, yatay çizgiler askeri ve güvenlik iş birliğini temsil etmektedir.
  • Türkiye hâlen merkezi konumda olup, blokla karşılıklı ilişkiler geliştirebilecek bir pozisyondadır.

Sonuç ve Değerlendirme

Altıgen İttifakı, güncel olarak resmi bir askerî veya siyasi blok olmaktan uzak; esasen stratejik vizyon ve dış politika ekseninde şekillenen esnek bir kavram olarak değerlendirilebilir. Bu yapı, üyeler arasındaki çıkarların tamamen örtüşmediği, heterojen ve pragmatik bir iş birliği ağıdır. Örneğin, Hindistan’ın ittifaka dahil edilmesi, büyük ölçüde ekonomik ve stratejik çıkarlarla açıklanabilirken, Yunanistan ve GKRY’nin önemi ise özellikle enerji projeleri, deniz yetki alanları ve savunma altyapıları üzerinden değerlendirilmektedir. Bu durum, Altıgen İttifakı’nın sadece Türkiye karşıtı bir blok değil, İsrail’in aynı zamanda bölgesel enerji ve güvenlik dengelerini kendi çıkarları doğrultusunda optimize etmeye yönelik çok boyutlu bir platform olduğunu göstermektedir.

Türkiye açısından bakıldığında, Altıgen İttifakı hem diplomatik hem de enerji ve güvenlik eksenlerinde dikkatle izlenmesi gereken bir değişken oluşturmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) iddiaları, Türkiye’yi enerji ve deniz yolları açısından merkezi bir konuma oturtmaktadır. Altıgen İttifakı’nın projeleri, Türkiye’yi doğrudan dışlamayı hedefliyor gibi görünse de, bu projelerin hayata geçmesi uluslararası diplomasi, yatırım onayı ve güvenlik koordinasyonu gibi süreçlere bağlıdır. Bu da Ankara’ya, söz konusu girişimlere karşı dengeleyici hamleler yapabilme imkânı tanımaktadır.

Enerji boyutu, ittifakın en görünür alanlarından biri olmakla birlikte, Türkiye hâlen LNG terminalleri, doğal gaz boru hatları ve enerji transit noktaları üzerinden geçişi kontrol edebilmektedir. Bu durum, Altıgen İttifakı’nın enerji ekseninde mutlak bir çevreleme oluşturmasını engellemektedir. Diplomatik açıdan ise, Türkiye’nin İsrail, Mısır ve BAE ile yürüttüğü normalleşme ve ikili iş birliği süreçleri, blokun katı bir anti-Türkiye yönelimi olmadığını ortaya koymaktadır.

Askerî ve güvenlik boyutunda ise Altıgen İttifakı’nın ortak tatbikatları ve savunma iş birlikleri, Türkiye için bir caydırıcılık mesajı niteliğinde olsa da, NATO üyeliği, ABD-İsrail ilişkileri ve Fransa’nın bölgesel çıkarları bu mesajın sınırlı kalmasını sağlamaktadır. Türkiye’nin modernize edilen donanması, gelişmiş hava ve kara savunma sistemleri ile bölgesel caydırıcılık kapasitesi, olası bir askeri çevrelemenin pratik etkisini sınırlamaktadır. Dolayısıyla Altıgen İttifakı, Türkiye açısından doğrudan bir savaş veya kalıcı çevreleme tehdidi oluşturmaktan ziyade, Ankara’nın stratejik esnekliğini test eden bir unsur olarak işlev görmektedir.

Buna ek olarak, medya ve diplomatik söylemler çevrelenme algısını güçlendirse de, somut diplomatik ve askeri dengeler çoğu zaman bu algının ötesine geçmemektedir. Türkiye’nin bölgesel ağırlığını koruması, hem enerji ve savunma kapasitesini hem de diplomatik manevra yeteneğini dengeli biçimde kullanmasına bağlıdır. Altıgen İttifakı, böylece, tek taraflı bir tehdit değil, Türkiye’nin stratejik planlama, diplomasi ve enerji yönetimi kapasitesini ölçen bir sınav olarak değerlendirilebilir. Ankara, pragmatik ikili ve çok taraflı ilişkiler yürüterek, blok tarafından oluşturulabilecek baskının etkisini sınırlayabilir ve Doğu Akdeniz’deki merkezi konumunu sürdürmeye devam edebilir.

Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP-
www.gazeteankara.com.tr

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)