YAZARLAR

26 Şubat 2026 Perşembe, 00:45

Yürekleri Yakan Vahşet: Hocalı Katliamı

Tarih bazen bir milletin hafızasına kor gibi düşer. Öyle acılar vardır ki, takvim yaprakları değişse de yüreklerdeki yangın sönmez. Gönül o tarihin takvim yaprağından koparılıp atılmasını ister. 26 Şubat 1992 gecesi, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve tarihe kara bir leke olarak kazınan Hocalı Katliamı, yalnızca Azerbaycan Türklerinin değil, bütün insanlığın vicdanını kanatan böyle bir hadisedir.

O gece lapa lapa kar yağıyordu. Fakat toprağa düşen sadece kar taneleri değildi. Masum çocukların nefesi, acılı annelerin çığlığı, babaların çaresiz bakışları da o toprağa düştü. Azerbaycan’ın resmî verilerine göre 613 sivil hayatını kaybetti; 106 kadın, 83 çocuk… Bu adı konmamış vahşette, bir milletin en savunmasız evlatları hedef alındı. 487 insan ağır yaralandı, 1275 kişi esir alındı, nicelerinden uzun süre haber alınamadı, hala alınamıyor.. Bu rakamlar istatistiki bilgiler değildir; her biri bir candır, bir ocak, yarım kalmış, yarını olmayan bir hayattır.

Olay, Karabağ Savaşı sırasında Ermenistan’a bağlı kuvvetler ve 366. Motorize Piyade Alayı’nın desteğindeki Ermeni güçler tarafından gerçekleştirildi. Uluslararası insan hakları kuruluşları yaşananları savaşın en kanlı sivil katliamlarından biri olarak nitelendirdi. Azerbaycan Parlamentosu 1994 yılında bu hadiseyi “soykırım” olarak tanımladı. Fakat hangi hukuki kavram kullanılırsa kullanılsın, değişmeyen hakikat şudur: O gece Hocalı’da insanlık tam can evinden vuruldu, uluslararası hukuk yok edildi.

Aziz Azerbaycanlı kardeşlerim!…

Sizin acınız bizim acımızdır. Çünkü biz bir millet, iki devlet olmanın ötesinde; aynı kaderin, aynı duanın, aynı gözyaşının insanlarıyız. Aynı tarihin bağrında yoğrulmuş, aynı medeniyetin gölgesinde büyümüş, aynı inancın ışığında yol bulmuş kardeşleriz. Hocalı’da şehit edilenler yalnızca Azerbaycan’ın değil, bütün Türk milletinin aziz evlatlarıdır. Onların masumiyeti, onların yarım kalan hayalleri, bizim de yüreğimizde kanayan bir yaradır. Hatıraları bugün Karabağ’ın hür semalarında dalgalanan Azerbaycan ve Türkiye bayraklarıyla birlikte yaşamaya, nefes almaya devam etmektedir. O bayraklar her rüzgârda dalgalandıkça, şehitlerin ruhu da istiklalin ve kardeşliğin sarsılmaz nişanesi olarak göklere yükselmektedir.

Hocalı artık yalnızca bir kasabanın adı değildir. Hocalı; yarım kalmış ninnilerin titreyen sesi, yetim kalmış hatıraların sessiz çığlığı, susmayan bir vicdanın ebedî haykırışıdır. Karla örtülü sokaklarında yankılanan o acı, aslında insanlığın kalbine düşmüş kor bir ateştir. Her 26 Şubat’ta yüreklerimiz yeniden sızlar; çünkü zaman acıyı hafifletmez, sadece ona alışmayı öğretir. Oysa bazı acılar vardır ki unutuldukça değil, hatırlandıkça anlam kazanır; paylaşıldıkça derinleşir, dile geldikçe bir milletin ortak hafızasına dönüşür.

Unutmak ikinci bir kayıptır; hatırlamak ise bir ahlaki duruş, bir vicdan nöbetidir. Biz o nöbetteyiz. Çünkü biliyoruz ki adaletin yolu hafızadan geçer. Hocalı’nın hatırası, yalnızca geçmişin hüznü değil; geleceğe bırakılmış bir sorumluluk, kardeşliğimizi pekiştiren kutsal bir emanettir. Ve biz, o emaneti yüreğimizde taşıdıkça, acılarımız da umudumuz da bir olacaktır.

Bugün Karabağ’da yükselen ezan sesleri, dalgalanan üç renkli, ay yıldızlı bayrak, şehitlerin ruhuna birer selamdır. O topraklarda artık umut filizlenmektedir. Ancak bilinmelidir ki adalet arayışı, hafızayla başlar. Hocalı’yı hatırlamak; insan haklarını, masumiyetin dokunulmazlığını ve savaşın karanlığına karşı insanlık onurunu savunmaktır.

Azeri kardeşlerim, siz yalnız değilsiniz. Gözümüz Karabağ ufkundadır. Yüreğimiz Bakü’de atar… Acınızı paylaşıyor, şehitlerinizi rahmetle anıyor, metanetinizi ve vakur duruşunuzu hürmetle selamlıyoruz.

Bugün Karabağ’da yeniden yükselen ezan sesleri, yıllarca hasretle beklenen bir sabahın müjdesi gibi göğe yükselirken; dalgalanan üç renkli, ay yıldızlı bayrak şehitlerin aziz ruhuna gönderilmiş birer selam, birer vefa nişanesidir. O rüzgâr yalnızca bir bayrağı değil, sabrı, direnci ve inancı da dalgalandırmaktadır. Bir zamanlar gözyaşının düştüğü o topraklarda şimdi umut filizleniyor; her filiz, çekilen acıların içinden doğan bir dirilişi fısıldıyor.

Ancak bilinmelidir ki adalet arayışı hafızayla başlar. Hocalı’yı hatırlamak; yalnızca geçmişe dönüp bakmak değil, insan olmanın asgari sorumluluğunu omuzlamaktır. Bu, insan haklarını savunmaktır. Bu, masumiyetin dokunulmazlığını haykırmaktır. Bu, savaşın karanlığına karşı insanlık onurunu bir meşale gibi taşımaktır. Çünkü unutulan her acı, zalime cesaret; hatırlanan her hakikat ise mazluma umut olur.

Azeri kardeşlerim, bilin ki siz asla yalnız değilsiniz. Gözümüz Karabağ ufkundadır; doğan her güne o ufuktan bakarız. Yüreğimiz Bakü’de atar; sevinciniz sevincimiz, hüznünüz hüznümüzdür. Acınızı en derin duygularımızla paylaşıyor, şehitlerinizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Metanetinizi, sabrınızı ve vakur duruşunuzu hürmetle selamlıyor; kardeşliğimizin, tarihin ve kaderin şahitliğinde ilelebet süreceğine yürekten inanıyoruz.

Sonuç ve Değerlendirme

Hocalı Katliamı, Karabağ Savaşı’nın en trajik ve en karanlık sayfalarından biri olarak tarihe kazınmıştır. 26 Şubat 1992 gecesi yaşananlar, yalnızca bir savaşın acı bilançosu değildir; savunmasız sivillerin hedef alındığı, insanlığın vicdanını derinden yaralayan büyük bir dramdır. Resmî kayıtlara göre yüzlerce masum insan hayatını kaybetmiş, binlerce aile o gecenin karanlığında tarifsiz acılarla sınanmıştır. O gece yarım kalan hayatlar, susan ninniler, yetim kalan çocukluklar, aslında bir milletin hafızasına kazınan silinmez izler olmuştur.

Bu hadise uluslararası hukuk ve siyaset zemininde hâlâ tartışılabilir; kavramlar, raporlar ve karar taslakları arasında değerlendirilebilir. Ancak vicdanlarda hüküm çoktan verilmiştir. Çünkü mesele yalnızca rakamlar değil; bir annenin feryadı, bir çocuğun korkusu, bir babanın çaresizliğidir. Hocalı’da kaybedilen canlar, Türk dünyasının ortak hafızasında yaşamaya devam etmektedir. O hatıra, yalnızca geçmişe ait bir acı değil; geleceğe karşı taşınan ahlaki bir sorumluluktur.

Bugün bize düşen görev; acıyı diri tutarken nefreti değil adaleti büyütmektir. İntikam duygusunu değil, insanlık onurunu savunmaktır. Çünkü gerçek güç, öfkeyi diri tutmakta değil; hakikati, hakkaniyeti ve vicdanı ayakta tutmaktadır. Hocalı’yı anmak, insan kalabilmenin, mazlumun yanında durabilmenin ve adalet talebini diri tutabilmenin adıdır.

Hocalı’yı unutmadık!
Unutmayacağız!
Unutturmayacağız!

Şehitlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor; Azerbaycan Türkü kardeşlerimizin acısını yüreğimizin en derin yerinde hissediyoruz. Tek millet, iki devlet; tek yürek, iki bayrak… İki bedende bir can: Türkiye- Azerbaycan. Kederimiz bir, kaderimiz bir, istikbalimiz birdir.

Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP-
www.gazeteankara.com.tr

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)