Uluslararası sistem bazen tek bir haberle değişir. 1 Mart 2026 tarihli ve The Associated Press kaynaklı son dakika gelişmesi, yalnızca bir ülkenin lider kaybını değil, aynı zamanda jeopolitik bir dönüm noktasını işaret ediyor: İran’ın Dini Lideri Ayotollah Ali Khamenei (Ayetullah Ali Hameney), ABD ve İsrail’in ortak hava operasyonunda hayatını kaybetti.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eş zamanlı askerî operasyonu, yalnızca üç ülkeyi ilgilendiren taktik bir hamle değil; Batı Asya’nın güç mimarisini temelden sarsabilecek stratejik bir kırılma olarak okunmalıdır. Bu müdahale, bölgesel rekabetin mahiyetini değiştiren, caydırıcılık dengelerini yeniden tanımlayan ve vekâlet savaşları üzerinden yürütülen mücadelenin doğrudan çatışma evresine geçişini simgeleyen kritik bir eşik niteliğindedir.
Ortadoğu coğrafyasında yaşanan her kırılma, sadece ilgili ülkenin iç meselesi olarak kalmaz; bölgesel dengeleri ve komşu devletlerin güvenlik algılarını da doğrudan etkiler. Bugün İran’da yaşanan savaş, ekonomik daralma, hayat pahalılığı, çevresel krizler ve sosyal huzursuzlukların birleşimiyle ortaya çıkan protesto dalgaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Zaman zaman sert güvenlik tedbirleriyle bastırılan bu gösteriler, ülkede siyasi tansiyonun yüksek seyrettiğini göstermekte; devlet-toplum ilişkilerinin gerilimli bir evreye girdiğine işaret etmektedir.
Doğu Akdeniz ve Orta Doğu sahnesinde son yıllarda sıkça dile getirilen “Altıgen İttifakı” kavramı, resmi bir devletler arası örgüt veya askeri bloktan ziyade, stratejik iş birliği ve jeopolitik dayanışma olarak yorumlanmaktadır. İsrail öncülüğünde şekillenen bu iş birliği, en sık İsrail, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Fransa ve zaman zaman Hindistan ekseninde tartışılmaktadır. Bazı analizlerde Ürdün ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de bu çerçevenin içine dahil edilmekte; böylece kavramın resmi sınırları netlik kazanmaktan çok, esnek bir yorum alanına bırakılmaktadır.
Ortadoğu yeniden kritik bir dönemeçten geçiyor. İran’dan gelen son açıklamalar, olası bir çatışmanın iki ülke ile sınırlı kalmayabileceğini; İsrail’den bölgedeki Amerikan üslerine kadar geniş bir alanı etkileyebileceğini gösteriyor. Bu durum yalnızca bir askerî restleşme değil, bölgesel dengelerin geleceğine dair bir güç mücadelesidir.
Tarih bazen bir milletin hafızasına kor gibi düşer. Öyle acılar vardır ki, takvim yaprakları değişse de yüreklerdeki yangın sönmez. Gönül o tarihin takvim yaprağından koparılıp atılmasını ister. 26 Şubat 1992 gecesi, Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve tarihe kara bir leke olarak kazınan Hocalı Katliamı, yalnızca Azerbaycan Türklerinin değil, bütün insanlığın vicdanını kanatan böyle bir hadisedir.
Üniversite gençliğinin %64’ünün dersleri işlevsiz ve verimsiz bulması (TÜMA), basit bir “memnuniyetsizlik oranı” değildir; bu, sistemin temel işleyişine dair ciddi bir alarmdır.Çünkü bu düzeyde bir oran, birkaç öğretim üyesinin performansıyla ya da belirli bölümlerdeki aksaklıklarla açıklanamaz. Bu tablo, yapısal bir soruna işaret eder. Eğer öğrencilerin yarıdan fazlası derslerden beklediği karşılığı alamadığını düşünüyorsa, burada bireysel değil kurumsal ve sistemsel bir mesele vardır.
Her yıl Ramazan gelir; takvim yaprakları değişir ama insanın gönlünde açılan o rahmet mevsimi hep aynı yerden başlar: Vicdandan… Ramazan, sadece midenin değil, nefsin de terbiye edildiği bir irfan mektebidir. Açlıkla incelen ruh, susuzlukla berraklaşan idrak ve sabırla olgunlaşan bir kalp…
Türkiye’de öğretmenlik eğitiminin yeterince önemsenmediği yönündeki algı, tek bir nedene indirgenemeyecek kadar çok katmanlı bir meseledir. Bu algının kökleri tarihsel dönüşümlerde, ekonomik gerçekliklerde ve kültürel kabullerde iç içe geçmiş durumdadır. Sorunu sağlıklı analiz edebilmek için, hamasetten uzak; tarihsel süreklilik ve yapısal kırılmaları birlikte değerlendiren bir bakışa ihtiyaç vardır.
Cumhuriyet, yalnızca siyasal egemenliğin el değiştirmesi değil; düşünce dünyasının, toplumsal yapının ve insan tasavvurunun köklü biçimde dönüşmesidir. 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti'nin ilanı ile birlikte yeni devlet, varlığını kalıcı kılacak en stratejik alanın eğitim olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. Bu bilinç, “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” nesiller yetiştirme idealini dillendiren Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde somut kurumsal adımlara dönüşmüştür.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.