“NE YAPMALI?” SORUSU ÜZERİNE BİR ANALİZ
Tüm zamanlarda sorulan “Ne yapmalı?” sorusu, insan düşüncesinin en yalın ama en sarsıcı sorularından biridir. Bu soru yalnızca bir çıkış yolu arayışını değil, aynı zamanda öznenin kendisiyle, dünyayla ve değerlerle kurduğu ilişkinin sorgulanmasını da içerir. İlk bakışta pratik bir yönlendirme talebi gibi görünen bu soru, daha yakından bakıldığında derin bir normatif, ontolojik ve epistemolojik gerilim taşır. Çünkü “yapmak”, yalnızca bir davranışı değil; bir niyeti, bir bilgiyi ve bir değeri varsayar. Bu denemede “Ne yapmalı?” sorusunu kavramsal titizlik içinde ele alarak, sorunun hangi varsayımlar üzerine kurulu olduğunu, hangi anlam katmanlarını içerdiğini ve hangi cevap türlerini mümkün kıldığını inceleyeceğim.
Kavramsal Analiz: “Ne”, “Yapmak” ve “Gereklilik”
Analitik yaklaşımın ilk adımı, soruyu oluşturan kavramları ayrıştırmaktır. “Ne yapmalı?” ifadesi üç temel unsur içerir:
· “Ne”: Seçenekler kümesine işaret eder. Bu, alternatiflerin var olduğunu ve bunlar arasında bir ayrım yapılması gerektiğini varsayar. Eğer seçenek yoksa, soru da yoktur.
· “Yapmak”: Salt düşünsel bir tutumu değil, dünyada iz bırakan bir fiili ifade eder. Dolayısıyla soru, teorik olmaktan çok uygulamaya yöneliktir.
· “-malı” eki: Normatif bir zorunluluğu çağrıştırır. Yani soru, “Ne yapabilirim?” değil, “Ne yapmam gerekir?” sorusudur.
Bu üçlü yapı, sorunun betimleyici değil, değer yüklü bir soru olduğunu gösterir. Dolayısıyla “Ne yapmalı?” sorusu, doğrudan ahlak felsefesinin alanına girer.
Ne Yapılması Gerektiğini Bilmek Mümkün mü?
Bir şeyin yapılması gerektiğini söyleyebilmek için, en azından üç tür bilgiye ihtiyaç vardır:
· Duruma ilişkin olgusal bilgi (Şu anda durum nasıl?)
· Eylemin sonuçlarına ilişkin nedensel bilgi (Önerilen eylem yapılırsa neye ya da nelere yol açar?)
· Değerlere ilişkin normatif bilgi (Hangi sonuçlar tercih edilir?)
Ancak insan aklı ve bilgisi sınırlıdır. Eylemlerimizin tüm sonuçlarını öngöremeyiz; değerlerimiz ise birbiriyle çatışabilir. Bu durumda “Ne yapmalı?” sorusu kesin bir cevaptan çok, makul gerekçeler üretme çabasına dönüşür. Analitik açıdan bakıldığında, doğru eylem iddiası çoğu zaman mutlak doğruluk değil, rasyonel savunulabilirlik anlamı taşır. Bir başka ifadeyle bu noktada "Ne yapmalı?" sorusu, kesin ve sarsılmaz bir cevap bulma arayışından ziyade, makul gerekçeler üretme ve rasyonel olarak savunulabilir bir duruş sergileme çabasına dönüşür.
Seçim ve Sorumluluk: Yapmamak da Bir Yapma Değil midir?
Soruyla ilgili önemli bir nokta şudur: “Ne yapmalı?” sorusu sorulduğu anda, özne zaten bir karar eşiğindedir. Karar vermemek, ertelemek ya da mevcut durumu sürdürmek de bir eylem türüdür. Bu nedenle sorudan kaçmak mümkün değildir.
Bu durum, soruyu yalnızca ahlaki değil, aynı zamanda varoluşsal bir soruya dönüştürür. Çünkü özne, seçimiyle yalnızca bir sonucu değil, aynı zamanda kendisini de tanımlar. Analitik olarak ifade edersek: Eylem, öznenin değer fonksiyonunu dış dünyaya yansıtır. Bu noktada seçimlerimizle yalnızca dış dünyayı değiştirmediğimizi; aynı zamanda kendimizi inşa edip değer fonksiyonumuzu hayata yansıttığımız da söyleyebiliriz.
Evrensel İlke mi, Bağlamsal Akıl Yürütme mi?
“Ne yapmalı?” sorusuna verilen cevaplar genellikle iki uç arasında yer alır, tabiri caizse bu iki uç arasında salınır:
- Evrenselci yaklaşım: Bu yaklaşıma göre her durumda geçerli genel ilkeler vardır (örneğin adalet, zarar vermeme, doğruluk, dürüstlük).
- Bağlamsalcı yaklaşım: Her durum kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; katı ilkeler yetersiz kalabilir.
Bunu somut bir örnekle ele alalım: Bir tıp doktorunun, elindeki çok kısıtlı bir ilacı, topluma büyük faydası dokunacak bir lidere mi yoksa durumu daha ağır olan bir çocuğa mı vermesi gerektiği sorusu, bu iki yaklaşımı karşı karşıya getirir. Evrenselci yaklaşım "insan hayatı eşittir" ilkesinden hareketle tıbbi önceliği savunurken; bağlamsalcı yaklaşım, toplumun geleceğini ve olası kaosu düşünerek farklı bir muhakeme yürütebilir. İşte "Ne yapmalı?" sorusu, tam da bu iki kutup arasında hazır cevaplar beklemek yerine, iyi gerekçelendirilmiş ve üzerinde düşünülmüş kararlar talep eder. İlkeler bize kutup yıldızı gibi yön gösterir, ancak gemiyi yürüten şey somut durumdaki akıl yürütme ve muhakemedir.
Sonuç
Görüldüğü üzere, "Ne yapmalı?" sorusunun cebimizde taşıyabileceğimiz tek bir doğru cevabı yoktur. Ancak bu, sorunun anlamsız olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu soru, insanı edilgenlikten çıkaran, sorumluluk almaya zorlayan ve düşünmeyi eylemin ayrılmaz bir parçası hâline getiren kurucu bir sorudur. Belki de en tutarlı analitik sonuç şudur: “Ne yapmalı?” sorusu, cevaplandığında değil, ciddiyetle sorulduğunda işlevini yerine getirir. Çünkü bu soru, insana yalnızca ne yapacağını değil, nasıl bir insan olmak istediğini de sordurur.
Ömer YÜREKLİ I Köşe Yazarı
oyurekli@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara Dijital Haber portalı
YORUM YAP