Yapay Zekâ Gelecek Yıllarda Türkiye’de Toplumu, Sağlığı ve Medyayı Nasıl Yeniden Şekillendirecek?
Yapay zekâ, artık geleceğin belirsiz bir vaadi değil; bugünün kararlarını ve yarının toplumsal düzenini belirleyen bir güç haline gelmiştir. Türkiye’de önümüzdeki yıllar, yapay zekânın teknik bir araç olmaktan çıkıp, toplumsal değerlerle, etik ilkelerle ve kamusal akılla sınandığı bir döneme işaret ediyor. Asıl soru, “ne kadar hızlı uyum sağladığımız” değil; “nasıl bir uyum tercih ettiğimiz”dir.
Yapay zekânın toplumsal etkisi, en temelde emek piyasasında ve kamusal hizmetlerde hissedilecektir. Akıllı otomasyon sistemleri verimliliği artırırken, rutin işlerin dönüşümü kaçınılmazdır. Bu dönüşüm, doğru eğitim ve yeniden beceri kazandırma politikalarıyla desteklenmezse, dijital uçurumu derinleştirir. Türkiye’nin genç nüfusu bir avantajdır; ancak bu avantaj, eleştirel düşünme ve dijital okuryazarlıkla beslenmediği sürece kırılgan kalacaktır.
Yerel ve merkezi yönetimlerde veri temelli karar alma süreçleri, sosyal yardımın hedeflenmesi, ulaşımın optimizasyonu ve afet yönetimi gibi alanlarda önemli kazanımlar sunar. Ne var ki algoritmik kararların şeffaflığı sağlanmadığında, kamu otoritesine duyulan güven zedelenir. Toplum, “hesap veren algoritmalar” talep etmektedir; bu talep görmezden gelinemez.
Sağlık Alanında Yapay Zekâ
Sağlık alanında yapay zekâ, tanıdan tedaviye uzanan geniş bir yelpazede hekimleri destekleyen bir rol üstlenmektedir. Görüntüleme, erken uyarı sistemleri ve kişiselleştirilmiş tedavi planları, sağlık hizmetlerinin kalitesini artırma potansiyeline sahiptir. Özellikle birinci basamakta yapay zekâ destekli sistemler, erişim ve süreklilik sorunlarını hafifletebilir.
Ancak sağlık verisi, salt teknik bir girdi değildir; insan onuruyla doğrudan ilişkilidir. Veri güvenliği, mahremiyet ve rıza ilkeleri titizlikle korunmalıdır. Yapay zekâ, hekimin yerini alan bir otorite değil; klinik yargıyı güçlendiren bir yardımcı olmalıdır. Sorumluluk insanda kaldığı sürece teknoloji anlam kazanır.
Medya Alanında Yapay Zeka
Medya, yapay zekânın en hızlı dönüştürdüğü alanlardan biridir. İçerik üretimi ve dağıtımı hızlanırken, doğruluk ve güven sorunu daha da görünür hâle gelmektedir. Otomatik metinler ve sentetik görseller, haber üretimini kolaylaştırırken, yanlış bilginin yayılma riskini artırır. Bu nedenle medya okuryazarlığı, bireysel bir beceri olmaktan çıkıp kamusal bir gereklilik hâline gelmiştir.
Editoryal sorumluluk, algoritmik hızın önüne geçmelidir. Yapay zekâ, gazetecinin yerine geçen değil; araştırma, doğrulama ve veri analizi süreçlerinde onu destekleyen bir araç olarak konumlandırılmalıdır. Aksi takdirde, hızın hakikati bastırdığı bir medya düzeni kaçınılmaz olur.
Sonuç
Türkiye, yapay zekâ çağında bir yol ayrımındadır. Teknolojiyi yalnızca verimlilik ve rekabet başlığı altında ele almak, uzun vadede toplumsal maliyetleri artırır. Oysa insan merkezli, etik ilkelere dayalı ve kamusal faydayı önceleyen bir yaklaşım, yapay zekâyı gerçek bir kalkınma aracına dönüştürebilir.
Unutulmamalıdır ki teknoloji kader değildir. Kaderi belirleyen, onu hangi değerlerle ve hangi akılla yönettiğimizdir. Yapay zekânın Türkiye’de toplumu, sağlığı ve medyayı nasıl yeniden şekillendireceği, tam da bu tercihlerde saklıdır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
YORUM YAP