YAZARLAR

29 Aralık 2025 Pazartesi, 07:30

Geleceği Beklemek Mi, Yoksa Geleceği Şekillendirmek Mi?

5 Yazılık Seri – 1. Yazı

Gelecek, kapımızı çalan bir misafir değil. Ya onu birlikte inşa ederiz ya da başkalarının kurduğu bir dünyaya uyanırız.

Yeni bir yıla girerken takvim sadece bir sayfa çevirmiyor; bize sessiz bir soru soruyor: “Geçen yıl ne öğrendin, yeni yılda neyi farklı yapacaksın?”
Bu eşikte geleceği konuşmak bir temenni meselesi değil, bir yön meselesi.

Bir ülkenin geleceği çoğu zaman büyük söylemlerle değil, küçük alışkanlıklarla belirlenir.
Nasıl düşündüğümüzle.
Belirsizlik karşısında ne yaptığımızla.
Değişim geldiğinde saklanıp saklanmadığımızla.

Bugün artık şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor:
Gelecek uzakta değil. Gelecek “sonra” değil. Gelecek, tam şu anda şekilleniyor.

Ve asıl soru şudur:
Biz bu sürecin neresindeyiz?

Bekleyenler ve şekillendirenler

Tarih iki tür toplum yazar: bekleyenleri ve şekillendirenleri.

Bekleyenler, değişimin başkaları tarafından tanımlanmasına razı olur.
Şekillendirenler ise sorumluluk alır, öğrenir, risk alır ve yön verir.

Beklemek konforludur.
Sorumluluk istemez.
Hesap sormaz, hesap vermez.

Ama bedeli ağırdır: Başkasının kurduğu düzene uymak zorunda kalırsınız.

 

Gelecek bir meslek konusu değil, bir bilinç meselesidir

Gelecek meselesi artık sadece mühendislerin, akademisyenlerin ya da yöneticilerin konusu değildir.
Bu; öğretmenin, öğrencinin, esnafın, ebeveynin, gencin, emeklinin meselesidir.

Çünkü değişim:

  • iş yapma biçimimizi,
  • öğrenme yöntemlerimizi,
  • ilişki kurma tarzımızı,
  • değerlerimizi

aynı anda dönüştürüyor.

Bu yüzden gelecek, teknolojik bir yarıştan önce zihinsel bir sınavdır.

 

Bilgi çağında en büyük fark: düşünme biçimi

Bilgiye ulaşmak artık zor değil.
Zor olan, bilgiyle ne yaptığımız.

Analitik düşünebiliyor muyuz?
Sorun görünce kaçıyor muyuz, çözüme mi odaklanıyoruz?
Hata yapınca savunmaya mı geçiyoruz, öğrenmeye mi?

Bir toplumun geleceği, bu sorulara verdiği ortak cevaplarda gizlidir.

 

Proaktif olmak: beklememek, yön vermek

Geleceği şekillendiren bireylerin ortak bir özelliği vardır: proaktiflik.

Yani olaylar olduktan sonra tepki vermek yerine, olmadan önce hazırlanmak.

Proaktif bireyler:

  • sürekli öğrenir,
  • değişimi tehdit değil veri olarak görür,
  • belirsizliği felç edici değil yönlendirici kabul eder.

Bu zihniyet bireyde başlar, kurumlara yayılır, topluma sirayet eder.

 

Bir ülke için gelecek ne demektir?

Gelecek yalnızca ekonomik göstergeler değildir.
Gelecek; insanların hayal kurabildiği bir iklimdir.

  • Gençlerin umutlu olduğu,
  • eğitimin ezber değil anlam ürettiği,
  • bilimin ve aklın yol gösterici kabul edildiği,
  • farklılıkların tehdit değil zenginlik sayıldığı bir ortamdır.

Böyle bir gelecek kendiliğinden gelmez.
Bilgiyle, emekle, işbirliğiyle ve bilinçle inşa edilir.

 

Son söz: Gelecek bir tercihtir

Gelecekten korkmak kolaydır. Beklemek daha da kolay.

Zor olan; sorumluluk almak, öğrenmeye devam etmek ve “ben de varım” diyebilmektir.

Ama tarih şunu açıkça gösterir: Geleceği şekillendirenler, en güçlü olanlar değil; harekete geçenlerdir.

Yeni yıla birkaç gün kala, “umarım iyi olur” demek yetmez; “ben neyi değiştireceğim?” sorusunu cesaretle sormak gerekir.
Gelecek mutlaka gelecek; mesele onu nasıl karşılayacağımız değil, ne kadarını bugünden kurduğumuzdur.

Bir sonraki yazıda şu sorunun peşine düşeceğiz:
“Geleceği nasıl okuruz? Trendleri mi, yönü mü?”

 

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniv. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu & Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)