YAZARLAR

G[A]
G[A]
21 Mart 2025 Cuma, 22:23

Doğu Türkistan'ın Çığlığı: Bir Halkın Varoluş Mücadelesi ve Çin'in Emperyalist Politikaları

Binlerce yıldır Türklerin yaşadığı bir coğrafya olan Doğu Türkistan, bugün bir insanlık trajedisinin sahnesi konumunda. Bu topraklar yalnızca haritalarda bir bölge değil; tarih boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş, Türk-İslam kültürünün kadim izlerini taşıyan bir yurt. Ancak şimdi, bu kadim topraklarda acı, baskı ve yok oluşun ayak sesleri duyuluyor.

Doğu Türkistan'ın Tarihi

Doğu Türkistan, Türklerin en eski yerleşim alanlarından biridir. Tarih boyunca Hunlar (M.Ö. 220 - M.S. 386), Tabgaçlar (386-534), Göktürkler (550-840) ve Uygur Kağanlığı (745-840) burada hüküm sürmüştür. Karahanlılar 840-1212 yılları arasında bölgede hâkimiyet kurmuş, bu dönemde Uygur Türkleri İslamiyet'i kabul ederek bölgenin İslamlaşmasını sağlamıştır. 13. yüzyılda Moğol istilasına uğrayan Doğu Türkistan, daha sonra Çağatay Hanlığı ve Timur İmparatorluğu’nun kontrolüne geçmiştir. 18. yüzyılda Qing (Mançu-Çin) İmparatorluğu Doğu Türkistan’ı işgal ederek bölgeyi Çin egemenliğine almıştır.

Qing (Mançu-Çin) İmparatorluğu’nun baskılarına karşı halk zaman zaman isyan etmiş ve bağımsızlık hareketleri başlamıştır. 1864-1877 yılları arasında Yakup Bey liderliğinde Kaşgar Emirliği kurulmuş, Osmanlı Sultanları Abdülaziz ve II. Abdülhamid’den yardım alınmasına rağmen Çin tarafından yıkılmıştır. 1878’de Doğu Türkistan’ın tamamı Çin tarafından işgal edilmiştir. Bağımsızlık mücadeleleri sonucunda 1933 yılında Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, 1944 yılında ise Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuş, ancak her iki devlet de kısa ömürlü olmuştur. 1949 yılında Çin’de komünist yönetimin kurulmasının ardından bölgenin adı "Sincan Uygur Özerk Bölgesi" olarak değiştirilmiş ve resmen Çin’e bağlanmıştır.

Çin, Doğu Türkistan'ı emperyalist politikalar izleyerek işgal ederken bölgenin stratejik ve ekonomik önemini göz önünde bulundurdu. Zengin doğal kaynakları, enerji rezervleri ve coğrafi konumu, Çin için Doğu Türkistan’ı vazgeçilmez kılıyordu.

Doğu Türkistan hem Türk tarihi hem de İslam medeniyeti açısından büyük bir öneme sahiptir. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar ve diğer Türk boyları burada yaşamış, devletler kurmuş ve İslamiyet’i benimseyerek büyük medeniyetler inşa etmiştir. Orhun ve Yenisey yazıtlarından sonra en eski Türk yazılı eserleri burada bulunmuştur. Kaşgar, Turfan ve Hotan gibi şehirler, Türk-İslam medeniyetinin önemli merkezlerindendir. Kaşgar, "İslam’ın Doğu’daki Kapısı" olarak anılmış ve büyük âlimler yetiştirmiştir. Yusuf Has Hacib, Türkler için hayati önemi bulunan Kutadgu Bilig adlı eserini burada yazmıştır. Divânü Lügati't-Türk’ün yazarı Kaşgarlı Mahmut da burada doğmuş ve burada vefat etmiştir.

Türk ve İslam dünyası için büyük öneme sahip olan Doğu Türkistan’da yaşayan Müslüman Türkler bugün varoluş mücadelesi vermektedir. 1949’da Komünist Çin’in kontrolüne giren bölgede, Uygur Türkleri için baskı, şiddet ve katliamlarla dolu bir dönem başlamıştır. Komünist Çin rejimi, Uygur Türklerini sistematik bir soykırıma tabi tutarak asimilasyon politikalarını acımasızca sürdürmektedir.

Komünist Çin rejimi, Uygur Türklerine yönelik baskı politikalarını adım adım uygulamıştır. İbadet özgürlüğü kısıtlanmış, camiler yıkılmış, Kur'an-ı Kerimler toplatılmış ve Müslümanların dini vecibelerini yerine getirmesi engellenmiştir. Uygur Türkçesi yasaklanmış, eğitim sistemi Çinlileştirilmiş ve Uygur çocukları ailelerinden koparılarak Çinli ailelere verilmiştir. Bu politikalar, Uygur Türklerinin kültürel ve dini kimliklerini yok etmeyi amaçlamaktadır.

Ancak baskı, şiddet ve zulüm bununla sınırlı kalmamıştır. Çin rejimi, Uygur Türklerini "toplama kampları" adı verilen devasa hapishanelere doldurmuştur. Uluslararası raporlara göre, bu kamplarda en az 1 milyon Uygur Türkü tutulmaktadır. Bu kamplarda işkence, zorla çalıştırma, beyin yıkama ve kısırlaştırma gibi insanlık dışı uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Kadınlar zorla kısırlaştırılmakta ve nüfusun azaltılması için sistematik bir politika izlenmektedir. Bu, açık bir soykırım ve etnik temizlik politikasıdır.

Dahası, Çin'in Doğu Türkistan'da yürüttüğü zulüm politikaları milyonlarca Uygur Türkü’nün hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Kesin sayılar Çin tarafından gizlense de, uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarına göre son 70 yılda en az 3 milyon Uygur Türkü katledilmiştir. Bu katliamlar, Çin'in emperyalist politikalarının bir sonucu olarak gerçekleşmiştir. Uygur Türkleri, kendi vatanlarında ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmekte ve her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz kalmaktadır.

Çin’in Doğu Türkistan’daki politikalarının kültürel ve etnik bir temizlik olduğu açıktır. Çin, Uygur Türklerinin dilini, dinini, kültürünü ve tarihini silmek için bölgeye milyonlarca Çinli göçmen yerleştirmektedir. Bu göçmenler, Uygur Türklerinin demografik yapısını değiştirerek, bölgedeki Türk varlığını eritmeye çalışmaktadır. Ayrıca, Uygur Türklerinin ekonomik kaynaklarına el konulmakta ve bölgenin zenginlikleri Çinli şirketler tarafından sömürülmektedir.

Ne yazık ki, Çin'in Doğu Türkistan'daki zulüm politikalarına karşı uluslararası toplum yeterince ses çıkarmamaktadır. Batılı ülkeler, ekonomik çıkarları nedeniyle Çin'in insan hakları ihlallerini görmezden gelmektedir. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar ise Çin’in baskısı altında kalarak, Uygur Türklerinin sesine kulak tıkamamaktadır. Bu sessizlik, Çin'in emperyalist politikalarını daha da perçinlemekte ve insanlığın (8,2 milyar insanın) gözleri  önünde bu insanlık suçunun işlenmesine olanak tanımaktadır.

Doğu Türkistan'da yaşananlar, modern dünyanın yüzleşmesi gereken bir insanlık suçudur. Uygur Türkleri, Çin'in emperyalist politikalarına karşı direnişlerini sürdürmektedir. Ancak bu direnişin, uluslararası toplumun desteği olmadan başarıya ulaşması çok zordur. Dünya, Uygur Türklerinin sesini duymalı ve İsrail’in Filistinlilere uyguladıklarından daha ağır bir zulme maruz kalan Uygur Türklerine sahip çıkmalıdır. Doğu Türkistan'ın özgürlüğü, sadece Uygur Türklerinin değil, tüm insanlığın vicdanına düşen bir sorumluluktur.

Doğu Türkistan’ı unutmak, insanlığımızdan vazgeçmektir. Peki dünya, bu sessiz çığlığı ne zaman duyacak?

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)