Giriş Eğitim programlarında gerçekleştirilen reformlar, yalnızca pedagojik bir içerik değişimi değil, aynı zamanda egemen kimlik tanımlarının, kültürel sermayenin ve ulusal "ses şuurunun" yeniden üretilme çabasıdır. 2024 yılında yürürlüğe giren Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, müzik eğitimi paradigmasında köklü bir kırılmayı hedeflemiş; yaklaşık bir asırdır ikame edilen Avrupa merkezli ve tamperaman odaklı müzik pedagojisinin yerine, yerli ve köklü makam sistemini merkeze alan bir vizyon ortaya koymuştur. Teori düzeyinde "kendi ruh köklerinden beslenme" ve ulusal kültürel mirası ihya etme iddiası taşıyan bu model, aradan geçen iki yıllık süreçte (2024-2026) uygulamada derin bir "teori-pratik yarılması" ile karşı karşıya kalmıştır.
Göç, Anadolu coğrafyasının ve Türk kültürünün en temel toplumsal dinamiklerinden biridir. Ekonomik zorluklar, kan davaları, savaşlar, doğal afetler veya "ekmek parası" için büyük şehirlere ve yurt dışına (özellikle Almanya'ya yönelik "Alamancı" göçü) yapılan yolculuklar, toplumun hafızasında derin izler bırakmıştır. Halkbilimi açısından halk türküleri, bu kolektif hafızanın ve bireysel trajedilerin en dokunaklı taşıyıcısıdır. Türküler, sadece birer ezgi değil, aynı zamanda göç olgusunun yarattığı duygusal, sosyal ve kültürel kırılmaları belgeleyen yaşayan arşivlerdir. Bu yazı, göç olgusunun türkülerin söz ve müzik yapısına nasıl işlediğini halk bilimsel bir perspektifle ele alacaktır.
Dünya Kupası gibi makro düzeydeki uluslararası turnuvalar, yalnızca yeşil sahadaki taktiksel savaşların değil, aynı zamanda ülkelerin spor kültürlerinin, sosyo-ekonomik yapılarının ve kurumsal kapasitelerinin de test edildiği küresel arenalardır. Turnuva favorilerinin erken vedaları ve "küçük" olarak nitelendirilen takımların başarıları, futbolun rasyonel planlama gerektiren modern yapısı ile popülist beklentiler arasındaki çatışmayı gözler önüne sermektedir.
Özet Türkiye’de müzik eğitimi, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana modernleşme ve ulusallaşma ekseninde yapısal dönüşümlere uğramıştır. Günümüzde Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde kurgulanan "Akademi" modeli, bu dönüşümün son halkasıdır. Ancak bu sorunun yapısal reformların ötesinde, öğretmen yetiştiren akademik kadronun yetişme biçimi ile hedeflenen kültürel aktarım arasındaki ontolojik uyumsuzluktan kaynaklandığını ileri sürmektedir.
5. Epistemolojik Dışlanma ve Hegemonya: Orkestra Şefliği ile Müzik Teorileri Alanlarındaki Yapısal Sorunlar Güzel Sanatlar Temel Alanının alt kırılımları incelendiğinde, müzik disiplininde Batı merkezci (Eurocentric) müzik anlayışının, Türk müziği disiplinleri üzerinde kurduğu akademik hegemonya ve dışlayıcı yapı tüm çıplaklığıyla göze çarpmaktadır. Bu durum, Türkiye'deki kurumsal müzik eğitimi gerçeğiyle ve sosyolojik yapıyla taban tabana zıttır.
1. Giriş ve Kuramsal Çerçeve Türkiye'de yükseköğretim sisteminin akademik kalifikasyon ve hiyerarşi basamakları arasında en kritik, en dönüştürücü ve bilimsel/sanatsal rüştün ispat edildiği aşama doçentlik unvanının iktisap edilmesidir. Doçentlik unvanı, bir akademisyenin kendi alanında bağımsız ve özgün araştırmalar yapabilme, eğitim-öğretim faaliyetlerini uluslararası yetkinlikle yürütebilme ve entelektüel evrene somut katkılar sunabilme kapasitesinin devlet tarafından tescil edilmesini ifade etmektedir. Bu sürecin idari, hukuki ve akademik yönetimi, Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) ve Yükseköğretim Kurulu (YÖK) koordinasyonunda oluşturulan mevzuatlar çerçevesinde yürütülmektedir. Adayların, doktora veya sanatta yeterlik derecelerini takiben en az dört yıllık akademik deneyime sahip olmaları, yabancı dil yeterliliklerini asgari 65 puanla belgelemeleri ve alanlarına özgü ÜAK tarafından belirlenmiş spesifik kriterleri (yayın, eser, icra, proje vb.) sağlamaları zorunludur.
Özet Prof. Dr. Bahaeddin Ögel (1923–1989), Türk tarihçiliğinde "kültür tarihi" ekolünün en önemli kurucu figürlerinden biridir. Çalışmaları genellikle Asya Türk tarihi, mitoloji ve devlet yapısı üzerine yoğunlaşmış gibi görünse de, Ögel'in Türk kültürünün en dinamik unsurlarından biri olan müzik ve çalgı bilimi (organoloji) üzerine ürettiği kaynaklar, bu alanın kurucu metinleri arasında yer almaktadır. Bu çalışmada, Bahaeddin Ögel’in başta anıtsal eseri Türk Kültür Tarihine Giriş külliyatı olmak üzere, yazın hayatı boyunca Türk müzik tarihine, organolojisine, etnomüzikolojisine ve müzikal terminolojisine sağladığı katkılar akademik bir perspektifle analiz edilmektedir.
Özet Türk halk müziği (THM), tarihsel süreç boyunca ağırlıklı olarak şifahi (sözlü) aktarım mekanizmalarıyla varlığını sürdürmüş, bu durum ise türün bilimsel ve sistematik bir tasnife tabi tutulmasını zorlaştırmıştır. Bu çalışmada, Türk musikisinin en önemli erken dönem yazılı kaynaklarından biri olan Ali Ufkî’nin 17. yüzyıla ait Mecmua-i Sâz ü Söz adlı eseri ekseninde, âşıklık geleneğindeki melodi taşıyıcılığı ve yapısal süreklilik incelenmiştir. Konu, Türkiye genelinde ve özellikle güney bölgelerinde kapsamlı alan araştırmaları yürüten Alman etnomüzikologlar Ursula ve Kurt Reinhard’ın kuramsal çerçevesiyle ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Çalışmada, tarihsel notasyonlardaki "çıplak/çekirdek ezgiler" ile modern âşıkların (Hasan Kuzu, Seyfettin Aydoğan, Şahturna Dumlupınar, Kemteri) icraları arasındaki estetik ve yapısal farklılıklar, melodi seyri, süsleme (ornamentasyon) ve icra serbestisi bağlamında değerlendirilmektedir.
Giriş: YÖK'ün Dijital Refleksinden Sanat Reformuna Yükseköğretim Kurulu (YÖK), son dönemde yapay zekâ, büyük veri ve dijitalleşme alanlarında 70'ten fazla yeni lisans ve ön lisans programı açarak teknolojik gelişmelere karşı dikkate değer bir adaptasyon refleksi göstermiştir. Bu "çevik yönetim" anlayışı, sadece teknik alanlarla sınırlı kalmamalı; Türkiye’nin kültürel derinliği ve yerel birikimi ile küresel akademik trendlerin kesiştiği "sanat ve müzikoloji" alanına da taşınmalıdır. Özellikle MEB'in "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" ile başlattığı Türk müziği temelli dönüşüm, yükseköğretim kademesinde yapısal bir reorganizasyonu zorunlu kılmaktadır.
Üniversitelerde akademisyenlerin yaş düzenlemesi ile ilgili yasa tasarısı Melis Plan ve Bütçe Komisyonunda olmasına rağmen neden yasalaşmıyor? Sorusu gündemdeki yerini koruyor. Birçok akademisyenlerin dile getirdiği ve kanunlaşmasını beklediği yasa tasarısının neden bekletildiğine ilişkin herhangi bir açıklama olmamakla beraber son günlerde yasalaşmasının önünde bir engel mi var? Gibi sorular dillendirilmeye başlandığını duyuyoruz.
“Günün manşetleri ve en çok okunan haberlerinden ilk siz haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi Gazete ANKARA e-bültenine kayıt edebilirsiniz!”
Nasuh Akar Mah. Türk Ocağı Cad. No:28/3, 06520 Çankaya/ ANKARA
+90 (312) 285 63 33
+90 (312) 285 63 33
www.gazeteankara.com.tr
bilgi@gazeteankara.com.tr
Haber Sisteminin Android/ iPhone/ iPad Uygulamaları mobil cihazlar üzerinden anlık olarak takip edilebilmesi amacıyla tasarlanmıştır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK kapsamında toplanıp işlenir. Detaylı bilgi almak için Aydınlatma Metnimizi inceleyebilirsiniz.