Türk Mirasının Kadim Sesi: Kopuz’dan Bağlama’ya Sosyo-Kültürel Bir Dönüşüm
Orta Asya göçebe yaşam tarzı, inanç sistemleri ve dil yapısının biçimlendirdiği Türk müzik geleneğinde telli çalgıların (kordofon) yerini vurgulayarak, bu köklü çizginin en eski temsilcisi olan kopuz ile onun Anadolu sahasındaki evrimsel devamı bağlama arasındaki organolojik sürekliliği, yapısal ve icra tabanlı dönüşümleri ve sosyo-dini işlevleri etnomüzikolojik bir yaklaşımla incelemeyi gerekli kılar.
İnsanlığın Müzik Mirası ve Türk Müzik Geleneğinin Doğuşu
Müzik aletlerinin tarihsel gelişimi, insanoğlunun soyut düşünce, sembolik ifade ve estetik kavrayış kapasitesinin en somut göstergelerinden biridir. İnsanlığın bu kadim müzikal arayışı, Avrasya bozkırlarında ve Orta Asya coğrafyasında göçebe yaşam tarzının, inanç sistemlerinin ve dilsel ifade biçimlerinin etkisiyle kendine özgü bir çalgı organolojisi ve icra geleneği yaratmıştır. Bu geleneğin temelleri, Orta Asya’daki erken Türk boylarının kullandığı ve sosyo-kültürel kimliklerinin ayrılmaz bir parçası haline gelen kordofon (telli) çalgılara dayanmaktadır. Türk halklarının tarihsel ve kültürel dokusuna derinlemesine işleyen bu organolojik çizginin en köklü temsilcisi kopuz, onun Anadolu sahasındaki tarihsel halefi ve evrimsel ürünü ise bağlamadır. Bu çalışma; kopuz ve bağlama arasındaki organolojik sürekliliği, yapısal dönüşümleri, icra tekniklerini ve her iki çalgının Türk kültür tarihindeki sosyo-dini işlevlerini etnomüzikolojik bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır.
Kopuz: Kadim Türk Müziğinin Nefesi-Sesi: Tarihsel Kökenler ve Sosyo-Kültürel İşlev
Kopuz, Türk ve Türkistan müzik kültüründe kökleri Altay ve Orhun havzasına kadar uzanan, erken Türk boylarınca geliştirilmiş kadim bir kordofon çalgıdır (Gazimihal, 1975; Ögel, 1991). Adının, Eski Türkçe "tellerden ses çıkarmak, çekmek veya vurmak" anlamına gelen kop- fiil kökünden türediği kabul edilmektedir (Esin, 2013). Kopuz teriminin yazılı metinlerdeki varlığı Uygur dönemi belgelerine kadar takip edilebilse de Avrasya coğrafyasındaki arkeolojik ve etnomüzikolojik bulgular, benzer uzun saplı mızraplı çalgıların MÖ 1. binyıldan itibaren bozkır kültüründe yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir (Picken, 1975).
Eski Türk toplumlarında kopuz, sıradan bir eğlence aracı olmanın ötesinde, kutsal ve ritüelistik bir konuma sahipti. Dede Korkut Kitabı metinlerinde kopuzun efsanevi bilge Dede Korkut tarafından icat edildiği ve ozanların bu çalgıya derin bir hürmet gösterdiği aktarılmaktadır (Ögel, 1991). Çalgının yere konulmasının hoş karşılanmaması ve icra öncesinde alına götürülerek saygı gösterilmesi, onun dinsel ve simgesel değerini vurgular. Antik Türk inanç sisteminde (Gök Tanrı ve Şamanizm bağlamında), Baksı-Ozan olarak adlandırılan şaman-şairler; saguları (ağıtlar), destanları ve şifa ritüellerini kopuz eşliğinde icra etmekteydiler (Reichl, 1992). Dolayısıyla kopuz, toplumsal belleğin aktarıcısı, şifa verici ve ilahi olanla bağ kurucu bir enstrüman işlevi görmüştür.
Geniş bir coğrafyaya yayılan Türk boyları arasında "kopuz" kavramı dilsel ve tipolojik çeşitlilik kazanmıştır. Kazaklarda yaylı bir çalgı olan kobyz, Tuva ve Saha/Yakut Türklerinde bir idiyofon (ağız kopuzu) olan xomus, Kırgızlarda komuz ve Azerbaycan sahasında gopuz biçiminde varlığını sürdürmüştür (Duygulu, 2014; Picken, 1975). Kuman-Kıpçak göçleri vasıtasıyla Doğu Avrupa’ya da taşınan çalgı, Macar kültüründe koboz adıyla yer edinmiştir.
17.yüzyıldan itibaren toplumsal, kültürel ve dini yapılardaki dönüşümlerle birlikte kopuzun Anadolu sahasındaki başat rolü zayıflamış; çalgı, işlevsel ve yapısal mirasını Anadolu'da şekillenen yeni çalgılara devrederek daha ziyade Orta Asya ve Kafkasya coğrafyasında varlığını sürdürmüştür (Esin, 2013; Gazimihal, 1975).
Bağlama: Türk Halk Müziğinin Yaşayan Omurgası:Tarihsel Gelişim ve Kopuz ile Bağlantısı
Bağlama, kopuzun Anadolu coğrafyasındaki tarihsel, yapısal ve icrasal halefi olarak kabul edilmektedir (Gazimihal, 1975; Parlak, 2013). Türk boylarının Anadolu'ya yerleşmesiyle birlikte, kopuz biçimsel bir dönüşüme uğramış; göçebe yaşamdan yerleşik ve yarı-göçebe yaşam biçimine geçiş, çalgının akustik ve teknik gereksinimlerini yeniden şekillendirmiştir.
"Bağlama" teriminin, çalgının sapı üzerine bağlanan ve hareket ettirilebilen misina/ip düğümlerden (perdelerden) mülhem bağlamak fiilinden türediği görüşü hakimdir (Parlak, 2000). Batılı seyyah ve müzikologların (örneğin Charles-Henri de Blainville ve Carsten Niebuhr) 18. yüzyıla ait seyahatname ve incelemelerinde bağlama adı açıkça geçmeye başlamıştır (Picken, 1975). 17. yüzyıldan itibaren kopuzun yerini alan bağlama, Baksı-Ozan geleneğinin Anadolu'daki sürdürücüleri olan Âşıklar (Saz Şairleri) için temel ifade aracı haline gelmiştir.Bağlamada tek bir standart akort sistemi bulunmaz; icra edilecek eserin makamsal yapısına göre Bağlama Düzeni, Kara Düzen (Misket), Müstezat Düzeni ve Misket Düzeni gibi farklı akort sistemleri (düzenler) uygulanır (Parlak, 2013).
İcra Teknikleri ve Toplumsal Simgesellik
Bağlama icrası geleneksel olarak mızrap (mızrap/tezene) ile yapılmakla birlikte, sap üzerindeki tellere parmak uçları ve avuç içiyle vurarak çalma tekniği olan Şelpe (Çırpma/Vurma) tekniği de son derece gelişmiştir (Parlak, 2000).
Bağlamanın toplumsal ve kültürel işlevi üç temel sütun üzerinde yükselmektedir:
· Sosyal ve Kamusal İşlev: Düğünler, şenlikler ve köy odası toplantılarında toplumsal dayanışmayı ve ortak ifadeyi sağlama.
· Âşıklık Geleneği: Âşıkların toplumsal eleştiri, sevda, ölüm ve tarihsel olayları şiirsel dille aktardığı sözlü tarih aracı olma (Reichl, 1992).
· Dinsel ve Kutsal İşlev (Alevi-Bektaşi İnancı): Alevi-Bektaşi heterodoks dinsel geleneğinde bağlama, sıradan bir çalgı değil; Cem ritüelinin temel unsuru olan "Telli Kur'an" olarak kutsal bir simgedir (Markoff, 1990). İbadet esnasında nefeslerin ve deyişlerin icrasında ilahi hakikatin sesi olarak kabul edilir. 21. yüzyıllarda elektro-bağlama inovasyonu ve çağdaş füzyon müzik türleriyle entegrasyonu, bağlamanın dinamik ve yaşayan bir çalgı olarak küresel ölçekte varlığını sürdürmesini sağlamıştır.
Organolojik ve İcrasal Karşılaştırma: Kopuz ve Bağlama
Kopuz ve bağlama arasındaki dönüşüm, Türk müzik kültürünün göçebe bozkır evresinden Anadolu yerleşik/kentleşme evresine geçişinin organolojik bir yansımasıdır.
[Kadim Bozkır Evresi] [Anadolu Dönüşüm Evresi]
KOPUZ BAĞLAMA
• Perdesiz klavye •Hareketli perde sistemi (Misina)
• 2-3 Tel (Kiriş/At kılı) •7-12 Metal tel (Kurslu gruplar)
• Baksı-Ozan (Şamanik ritüel) •Âşık & Cem Geleneği
• Mikrotonal kaydırma (Glissando) •Sabitlenmiş makamsal aralıklar
İki çalgı arasındaki temel benzerlikler ve farklar şu şekilde özetlenebilir:
· Soy Hattı ve Tasarım Mirası: Her iki enstrüman da tek parçalık ahşap oyma tekneye ve uzun sapa sahip mızraplı kordofonlar ailesindendir. Bağlama, kopuzun tipolojik halefidir (Gazimihal, 1975).
· Perde Yapısı Farklılığı: Kopuzun perdesiz oluşu, melodi akışında sürekli bir mikrotonal esneklik sağlarken; bağlamadaki hareketli perde sistemi, Türk makam müziğinin karmaşık koma sistemini belirli teorik ve icrasal standartlara oturtmuştur (Parlak, 2000).
· Akustik ve Materyal Dönüşümü: Hayvan bağırsağı ve at kılından yapılan kopuz tellerinin yerini bağlamada metal ve çelik teller almış; bu durum sesin hacmini (volümünü) ve çalgının akustik Rezonansını artırmıştır.
· Kültürel Rolün Dönüşümü: Kopuzun şamanik-şifa verici niteliği, Anadolu sahasında bağlamanın aşık edebiyatı ve Alevi-Bektaşi tasavvufi kimliğiyle yeniden anlamlandırılmıştır (Markoff, 1990).
Yorum
Bu çalışmada, insanlığın bilinen en eski enstrümantal arayışlarından itibaren şekillenen müzik kültürünün, Türk müzik geleneğindeki en somut iki temsilcisi olan kopuz ve bağlama üzerinden organolojik ve sosyo-kültürel analizi gerçekleştirilmiştir.
Kopuz, Orta Asya bozkırlarında Baksı-Ozanların elinde dinsel, anlatısal ve şifa verici işlevler üstlenen; perdesiz yapısıyla özgün bir tını dünyası sunan kadim bir ata çalgıdır. Toplumsal ve coğrafi dönüşümler sonucunda kopuzun Anadolu sahasındaki doğrudan icrası azalmış, ancak bu tarihsel ve yapısal miras yok olmamış; biçimsel ve icrasal niteliklerini bağlamaya devretmiştir.
Bağlama, kopuzdan devraldığı mirası sap üzerine eklenen hareketli perde sistemi, çelik tel grupları ve zengin boyut çeşitliliği (bağlama ailesi) ile geliştirerek Türk halk müziğinin temel icra organı haline gelmiştir. Âşıklık geleneğinin taşıyıcısı ve Alevi-Bektaşi ibadetinin kutsal simgesi olarak bağlama, Türk toplumsal belleğinin ve kültürel kimliğinin yaşayan bir arşividir. Modern dönemde elektrikli formları ve farklı müzik türleriyle kurduğu sentezler, çalgının tarihsel bir kalıntı olmadığını, yeniliklere uyum sağlayan dinamik bir yapıya sahip olduğunu kanıtlamaktadır.
Sonuç olarak, Kopuz’dan Bağlama’ya uzanan bu kesintisiz evrim hattı; bir toplumun inanç, coğrafya ve yaşam tarzı değişikliklerine paralel olarak müzikal araçlarını nasıl dönüştürdüğünü, bunu yaparken de özgün ses mirasını ve kültürel belleğini nasıl koruduğunu gösteren yetkin bir organolojik süreklilik örneğidir.
Kaynaklar
· Duygulu, M. (2014). Türk halk müziği sözlüğü. Pan Yayıncılık.
· Esin, F. (2013). Tarihsel süreçte kopuzun serüveni. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 6(26), 180–187.
· Gazimihal, M. R. (1975). Ülkelerde kopuz ve saz sevgisi. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları.
· Markoff, I. (1990). The role of expressive culture in the demystification of Alevi ritual. The World of Music, 32(3), 67–79.
· Ögel, B. (1991). Türk kültür tarihine giriş: Cilt 9 - Türk halk müziği aletleri. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları.
· Parlak, E. (2000). Türkiye'de bağlama açışları. T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları.
· Parlak, E. (2013). Garip ayağı ve bağlama edvarı. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
· Picken, L. (1975). Folk musical instruments of Turkey. Oxford University Press.
· Reichl, K. (1992). Turkic oral epic poetry: Traditions, forms, poetic structures. Garland Publishing.
Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”