Akraba Topluluklar ve Türk Dünyası: Eğitim Yoluyla Kültürel ve Medeniyet Bağlarını Güçlendirmek
Ortak tarih önemlidir. Ortak dil değerlidir. Ortak kültür kıymetlidir. Ancak geleceği belirleyecek olan, geçmişten devralınan mirasın eğitim, bilim, teknoloji ve insan sermayesine dönüştürülebilmesidir. Türk Dünyasının geleceği de büyük ölçüde buna bağlıdır.

Bir önceki yazımızda yurt dışındaki vatandaşlarımızı ve diaspora meselesini ele almıştık. O yazıda temel sorumuz şuydu: Türkiye, dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insan kaynağını ne ölçüde stratejik bir değer olarak görebilmektedir?
Bu kez bakış açımızı biraz daha genişletelim.
Çünkü Türkiye'nin ufku yalnızca sınırları içinde yaşayan vatandaşlarıyla veya Avrupa'daki diasporasıyla sınırlı değildir. Balkanlar'dan Kafkasya'ya, Türkistan'dan Orta Doğu'ya, Avrupa'dan Asya'nın içlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada, tarihî, kültürel ve insani bağlarımızın bulunduğu milyonlarca insan yaşamaktadır.
Bu toplulukların her biri farklı devletlerin vatandaşlarıdır. Farklı siyasi sistemlerde, farklı ekonomik şartlarda ve farklı toplumsal yapılarda hayatlarını sürdürmektedirler. Ancak bütün bu farklılıklara rağmen ortak hafızadan, ortak kültürden ve ortak medeniyet birikiminden beslenen güçlü bağlar da varlığını sürdürmektedir.
Asıl mesele ise bu bağların nasıl değerlendirileceğidir.
Ortak Geçmişin Ötesine Geçebilmek
Türk Dünyası denildiğinde çoğu zaman akla ortak tarih gelir.
Orhun Yazıtları gelir.
Dede Korkut gelir.
Hoca Ahmet Yesevî gelir.
Sultan Alparslan gelir.
Yunus Emre gelir.
Bunların tamamı ortak hafızamızın değerli parçalarıdır.
Ancak şu soruyu da sormamız gerekir:
Geçmişi hatırlamak, geleceği inşa etmeye yeter mi?
Tarih bize aidiyet kazandırır.
Kimlik kazandırır.
Kök kazandırır.
Fakat gelecek yalnızca geçmişe bakılarak kurulamaz.
Geleceği kuran şey eğitimdir.
Bilimdir.
Üretimdir.
İnsan yetiştirmektir.
Kurumsal kapasitedir.
Bu nedenle Türk Dünyasına yalnızca tarih perspektifinden değil, eğitim perspektifinden de bakmak zorundayız.
Eğitim: En Kalıcı Diplomasi Aracı
Devletler arasındaki ilişkiler dönem dönem değişebilir.
Ekonomik şartlar farklılaşabilir.
Uluslararası dengeler dönüşebilir.
Ancak eğitim yoluyla kurulan bağlar nesiller boyunca yaşamaya devam eder.
Bugün bir üniversite değişim programında tanışan iki genç, yarının bilim insanları olabilir.
Bugün ortak bir araştırma projesinde çalışan akademisyenler, gelecekte ülkeleri arasında yeni iş birliklerinin öncüsü olabilir.
Bugün verilen bir burs, yarın kalıcı bir dostluğa dönüşebilir.
Bu nedenle eğitim yalnızca bir kamu hizmeti değildir.
Aynı zamanda stratejik bir gelecek inşa aracıdır.
Türk Dünyasının önünde duran en büyük fırsatlardan biri de budur.
Ortak Tarih Değil, Ortak Gelecek
Bugün Türk Dünyasının ihtiyacı olan şey, yalnızca ortak geçmişi konuşmak değildir.
Ortak geleceği planlayabilmektir.
Ortak araştırma merkezleri kurabiliyor muyuz?
Ortak yüksek lisans ve doktora programları geliştirebiliyor muyuz?
Ortak teknoloji ve yapay zekâ projeleri üretebiliyor muyuz?
Ortak dijital eğitim platformları oluşturabiliyor muyuz?
Gençlerimizi birbirleriyle tanıştırabiliyor muyuz?
Sorulması gereken sorular bunlardır.
Çünkü 21. yüzyılın rekabet alanı artık yalnızca doğal kaynaklar veya coğrafi üstünlükler değildir.
Bilgi üreten toplumlar öne çıkmaktadır.
Nitelikli insan yetiştiren ülkeler öne çıkmaktadır.
Bilimsel kapasite geliştiren kurumlar öne çıkmaktadır.
Dolayısıyla Türk Dünyasının geleceği de büyük ölçüde insan sermayesine yaptığı yatırımla şekillenecektir.
Kurumlar Varsa İmkân da Vardır
Son yıllarda Türkiye bu alanda önemli kurumsal birikimler oluşturmuştur.
Millî Eğitim Bakanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Türkiye Maarif Vakfı, TİKA, Yunus Emre Enstitüsü ve üniversitelerimiz farklı alanlarda önemli çalışmalar yürütmektedir.
Türk Devletleri Teşkilatının eğitim alanında attığı adımlar da ayrıca dikkat çekmektedir.
Ancak kurumların varlığı tek başına yeterli değildir.
Asıl mesele bu kurumların ortak hedefler doğrultusunda birbirini tamamlayan bir anlayışla hareket edebilmesidir.
Parçalı çabalar değer üretir.
Fakat koordineli çabalar dönüşüm üretir.
Önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur.
Türk Dünyasının Asıl Sermayesi
Bir ülkenin zenginliği yalnızca yer altındaki kaynaklarla ölçülmez.
Asıl zenginlik yetişmiş insan gücüdür.
Bugün Türk Dünyası genç nüfus bakımından önemli avantajlara sahiptir.
Milyonlarca genç eğitim görmekte, üniversitelere devam etmekte, girişimcilik ekosistemlerine katılmakta ve dijital dünyanın imkânlarından yararlanmaktadır.
Fakat bu potansiyelin ortak bir güce dönüşebilmesi için yeni bir vizyona ihtiyaç vardır.
Ortak burs sistemleri,
ortak akademik ağlar,
ortak girişimcilik platformları,
ortak teknoloji merkezleri,
ortak bilimsel araştırma programları,
ortak dijital öğrenme ortamları...
İşte geleceğin Türk Dünyasını şekillendirecek başlıklar bunlardır.
Medeniyet Tasavvurundan Gelecek Tasavvuruna
Uzun yıllar boyunca Türk Dünyası üzerine yapılan tartışmaların önemli bölümü kültürel yakınlık ekseninde yürüdü.
Bu yaklaşım kıymetlidir.
Ancak artık yeni bir aşamaya geçmek gerekiyor.
Türk Dünyası yalnızca ortak geçmişi hatırlayan bir topluluk değil; ortak gelecek hedefleri belirleyen bir iş birliği alanı haline gelmelidir.
Bugün şu soruyu sormak zorundayız:
Türk Dünyası 2050 yılında bilimde, teknolojide, yükseköğretimde, yapay zekâda, girişimcilikte ve insan sermayesinde nerede olacaktır?
Bu soruya verilecek cevap, aslında gelecekteki konumumuzu da belirleyecektir.
Ortak Hafızadan Ortak Geleceğe
Türk ve akraba topluluklarla ilişkiler elbette ortak tarih ve kültür temelinde yükselir.
Ancak bu bağların kalıcı olması için eğitimle güçlendirilmesi, bilimle beslenmesi, teknolojiyle desteklenmesi ve insan sermayesine dönüştürülmesi gerekir.
Çünkü geleceği belirleyen şey yalnızca geçmişten gelen bağlar değildir.
O bağları geleceğe taşıyabilecek ortak irade ve ortak vizyondur.
Bir sonraki yazımızda ise bu hedeflerin uluslararası hukuk, eğitim diplomasisi, devletler arası iş birliği ve sürdürülebilir kurumsal modeller çerçevesinde nasıl hayata geçirilebileceğini ele alacağız.
Çünkü güçlü fikirler kadar, o fikirleri taşıyacak güçlü kurumlara da ihtiyaç vardır.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP