Davos 2026: Yapay Zekâ Çağında İnsanlık, Devletler ve Türkiye’nin Stratejik Kavşağı
İsviçre’nin Davos kasabasında 19-23 Ocak'ta düzenlenen 2026 Dünya Ekonomik Forumu, bu yıl alışıldık diplomatik nezaketin ve yuvarlak cümlelerin çok ötesine geçen bir gerilime sahne oldu. Yapay zekâ artık bir “gelecek teknolojisi” değil; küresel güç dengelerini, ekonomik üretim modellerini ve hatta insan olmanın anlamını yeniden tanımlayan bir medeniyet meselesi olarak masadaydı. Tartışmaların sertliği, konunun yalnızca teknik değil, varoluşsal bir eşiğe geldiğini açıkça ortaya koyuyor.
Bu yıl Davos Zirvesi'nde yaşananlar, yapay zekâ etrafındaki fikir ayrılıklarının artık gizlenemeyecek kadar derinleştiğini gösterdi. Aynı verilere, aynı modellere ve aynı büyüme grafiklerine bakıp tamamen farklı gelecek senaryoları üreten teknoloji liderleri, aslında insanlık tarihinin klasik bir kırılma anında durduğunu ilan ediyorlar.
AGI (Artificial General Intelligence-Yapay Genel Zekâ)Tartışması: Bilim mi, Ölçek mi?
Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile Anthropic CEO’su Dario Amodei arasındaki yaklaşım farkı, Davos’un belki de en sembolik ayrışmasını temsil etmiştir. Hassabis, yapay genel zekâya (AGI) giden yolun hâlâ ciddi bilimsel engellerle dolu olduğunu vurgularken; az örnekle öğrenme, sürekli öğrenme, uzun süreli hafıza ve muhakeme yeteneği gibi alanlarda henüz kırılması gereken eşiklerin var olduğunun altını çizdi. Onun yaklaşımı, klasik bilimsel ihtiyatın ve “zeka nedir?” sorusunu merkeze alan bir geleneğin devamıydı.
Buna karşın Amodei’nin çizdiği tablo, Silikon Vadisi’nin hız ve ölçek mantığını yansıtıyordu. Bir yıl içinde yazılımcıların, iki yıl içinde bilim insanlarının, beş yıl içinde ise beyaz yakalı işlerin yarısının yapay zekâ tarafından ikame edilebileceğini öne süren bu perspektif, zekâyı tanımsal derinliğinden koparıp çıktı kapasitesine indirgemekteydi.
Bu noktada tartışma şuraya kilitlendi: Zekâ, düşünen bir özne midir; yoksa çok iyi sonuç üreten bir makine mi? Bu soru cevaplanmadan AGI tartışması bir teknik tahmin yarışından öteye geçemez.
LeCun’un İtirazı: Dil Zekâ Değildir
Turing ödüllü Yann LeCun’un sert eleştirileri ise tartışmayı felsefi zemine taşıdı. LeCun’a göre sektör, dil modellerine fazlasıyla odaklanmış durumda ve bu durum ciddi bir kavramsal körlüğe yol açıyor. Mevcut modeller, dili ustalıkla kullanabiliyor; ancak dünya hakkında nedensel bir anlayış geliştiremiyor. Yani sembollerle oynuyorlar ama gerçekliği kavrayamıyorlar.
Bu eleştiri, neden hâlâ evlerimizde serbestçe dolaşan robotların olmadığını, neden tam otonom sürüşün bir türlü hayata geçemediğini de açıklıyor. Çünkü zekâ yalnızca konuşmak değil; çevreyle etkileşmek, sonuç çıkarmak ve öğrenilen bilgiyi bağlama oturtabilmektir.
Bu bağlamda Davos’taki tartışma, yapay zekânın sınırlarının teknik değil, ontolojik olduğunu bir kez daha hatırlatmıştır.
Gizli Kriz: Enerji ve Altyapı
Davos 2026’nın belki de en az manşet olan ama en kritik başlığı, enerji kriziydi. Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın “yapay zekâ, insanlık tarihinin en büyük altyapı inşasıdır” ifadesi, konunun ölçeğini net biçimde ortaya koyuyor. Artık mesele yalnızca algoritma üretmek değil; çipten veri merkezine, enerjiden insan kaynağına kadar uzanan devasa bir ekosistemi yönetebilmek.
Elon Musk’ın “sınırlayıcı faktör artık çip değil, elektrik” tespiti ise çarpıcı bir gerçekliğe işaret ediyor. Yapay zekâ yarışını kazanmak, enerji üretimini, iletimini ve maliyetini kontrol etmekle doğrudan bağlantılı hale gelmiş durumda. Satya Nadella’nın uyarısı ise bu noktada kritik: Eğer yapay zekâ, sağlıkta, eğitimde ve üretkenlikte somut toplumsal fayda üretemezse, bu denli büyük enerji tüketimi için gereken toplumsal kabul ediş-rıza- hızla eriyebilir şeklinde açıklanabilir.
Türkiye İçin Asıl Soru: Seyirci mi, Aktör mü?
Davos’taki bu tablo, Türkiye açısından hayati bir soruyu gündeme getiriyor: Bu dönüşümün neresindeyiz?
Türkiye, genç nüfusu, güçlü mühendislik geleneği ve stratejik konumuna rağmen yapay zekâ yarışında hâlâ parçalı ve reaktif bir görünüm sergiliyor. Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi önemli bir adım olsa da; enerji politikaları, eğitim sistemi, veri egemenliği ve yerli donanım üretimiyle bütünleşmeyen bir yaklaşım sürdürülebilir değildir.
Özellikle enerji boyutu kritik. Yapay zekâ çağında dijital bağımsızlık, yalnızca yazılım üretmekle değil; enerji bağımsızlığı ile mümkündür. Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını, veri merkezleri ve ulusal yapay zekâ altyapılarıyla entegre edecek uzun vadeli bir stratejiye ihtiyacı vardır.
Ayrıca Huang’ın vurguladığı “ulusal dil ve kültüre dayalı egemen yapay zekâ” çağrısı, Türkiye için kaçırılmaması gereken bir fırsattır. Türkçe merkezli büyük dil modelleri, yalnızca teknolojik değil; kültürel ve stratejik bir zorunluluktur.
Sonuç ve Değerlendirme
Davos 2026 çerçevesinde yürütülen tartışmalar, yapay zekânın artık öngörülen bir gelecek teknolojisi olmaktan çıkarak, toplumsal, ekonomik ve siyasal yapıları doğrudan etkileyen yapısal bir dönüşüm unsuru hâline geldiğini göstermektedir. Bu dönüşüm, yalnızca teknolojik kapasite artışıyla sınırlı olmayıp; bilgi üretimi, emek süreçleri, enerji kullanımı ve güç ilişkilerinin yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla yapay zekâ, teknik bir araçtan ziyade, mevcut sistemlerin değerlerini ve önceliklerini görünür kılan bir analiz düzlemi olarak ele alınmalıdır.
Bu bağlamda belirleyici unsur, teknolojik üstünlük yarışından çok, epistemolojik(felsefenin bir dalı olarak bilgi üzerine çalışmaktır) ve normatif (ideal ve en doğru) tercihlerdir. Yapay zekâ sistemlerinin hangi amaçlar doğrultusunda geliştirildiği, hangi veri setleriyle beslendiği ve hangi karar alanlarında yetkilendirildiği; ortaya çıkacak toplumsal sonuçları doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, dönüşüm sürecinde avantaj sağlayan aktörler, yalnızca daha hızlı veya daha güçlü algoritmalar üretenler değil; aynı zamanda doğru problem tanımları yapabilen, riskleri öngörebilen ve etik sınırları kurumsal düzeyde belirleyebilenler olacaktır.
Türkiye açısından mesele, yapay zekânın teknik olarak insan bilişine ne zaman yaklaşacağı sorusuna indirgenemez. Asıl tartışma, bu teknolojik dönüşüm karşısında ülkenin konumlanma biçimi ile ilgilidir. Yapay zekâyı ağırlıklı olarak dış kaynaklı çözümler üzerinden tüketen ve düzenleyici çerçevesini dış normlara göre şekillendiren bir yapı ile; kendi toplumsal önceliklerini, hukuki altyapısını ve insan kaynağını dikkate alarak özgün bir strateji geliştiren bir yapı arasında niteliksel bir fark bulunmaktadır. Bu fark, uzun vadede ekonomik rekabet gücünü, yönetişim kapasitesini ve toplumsal dirençliliği belirleyecektir.
Sonuç olarak yapay zekâ çağı, salt teknolojik ilerleme perspektifiyle açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. Bu süreçte belirleyici olan, teknik imkânlardan ziyade stratejik irade, kurumsal koordinasyon ve vizyoner politika üretme kapasitesidir. Davos 2026’nın ortaya koyduğu temel çıkarım, yapay zekânın geleceği belirleyen özne olmadığı; aksine, insan topluluklarının değerleri, tercihleri ve yönetişim modelleri doğrultusunda şekillenen bir araç olduğudur.
Saygılarımla
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP