YAZARLAR

26 Ağustos 2026 Çarşamba, 10:10

Malazgirt Zaferi’nin 955'inci Yılında Anadolu Fatihi Gazi ve Şehit Sultan Alp Arslan Hatırası

Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıldönümünde Anadolu’nun vatanlaşma sürecinde tarihî bir dönüm noktası oluşturan 26 Ağustos 1071’in anlamını yeniden hatırlamak; Gazi ve Şehit Sultan Alp Arslan’ın hayatını, mücadelesini, Malazgirt Zaferi’ni ve bıraktığı tarihî mirası gelecek nesillere aktarmak, tarih şuuru ve vatan bilinci bakımından önemli bir sorumluluktur.

Tarih Şuuru ve Sultan Alp Arslan’ı Hatırlamak

Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıldönümünde bu güzide vatanı bizlere emanet olarak bırakanların öncüsü şehit ve gazilerimizi rahmetle minnetle yâdediyoruz. Bu anlamda bir kere daha ifade etmek gerekmektedir ki “Tarih tarihini unutan milletlerin çöplüğünden ibarettir.” Bu halde tarih şuuru edinmek bu vatan üzerinde büyüyen yetişen ve geçim yapan her kimsenin insani ve vatanî bir mesuliyetidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifadesiyle “Tarihini bilmeyen milletler yok olmaya mahkumdur.” vecizesinde vurguladığı üzere “tarih bilinci” toplumlarda âtî(gelecek) ufkunu açar.

Anadolu’nun gerçek bir fatihi ve vatan olarak günümüze ulaşmasında çığır açan Selçuklu hükümdarı olarak gazi ve şehit Sultan Alp Arslan’ın hayatını, mücadelesini, gaziliğini ve şehitliğini burada hatırlamak bir tarihçilik görevi olarak üzerimizdedir.

Selçuklu Hanedanından Alp Arslan’a

Selçuk Bey oğlu Mikail Bey oğlu Çağrı Bey (Davut Bey)’in oğlu Alp Arslan tarih kaynaklarının verdiği bilgilere göre 1029 yılında doğmuştur. Alp Arslan’ın babası Çağrı Bey Selçuklu Devleti’nin bağımsız bir devlet olarak kuruluşunu ilan ettiği 1040 yılından itibaren ülkenin doğu bölgesinin (merkezi Merv şehri olmak üzere Horasan bölgesinin) yönetimini üstlenmişti. Sultan Tuğrul Bey ise Nişâbûr merkez olmak üzere batı ve Irak bölgesinin yönetimini üstleniyor ve yanısıra Nişabur’daki Kurultay’da ağabeyi Çağrı’nın da feragatı ile Büyük Sultanlığını (Metbû Sultan) ilan ediyordu. Musa İnanç Yabgu ise Herat merkez olmak üzere Büst ve Sistan tarafının meliki oluyordu.

Melik Alp Arslan’ın Yükselişi

Bu çerçevede Çağrı Bey’in oğlu Melik Alp Arslan Horasan bölgesindeki muharebelerde Gazneliler ve Karahanlılara karşı olan mücadelelerdeki başarılarıyla dikkatleri üzerine çekmeye başlamış bulunuyordu. Melik Alp Arslan’ın gün geçtikçe artan devlet ve toplum nezdindeki itibarı 1059 yılında babası Çağrı Bey’in vefatından sonra O’nun ülkenin bu kısmının en güçlü yönetici olarak kabul görmesinin yolunu açacaktır. Tuğrul Bey’in 1063 yılında vefatı üzerine Alp Arslan’ın küçük üvey kardeşi olan Süleyman, annesinin ve Vezir Kündûrî’nin desteğiyle daha önceden veliaht ilan edilmiş ve tahta derhal oturmuştu. Ancak Melik Alp Arslan devlet erkanının da umumi desteğiyle bu uygulamayı bir oldu bitti olarak görerek itiraz etti ve amcası İnanç Yabgu’nun üzerine yürüyerek O’nu itaate aldıktan sonra başkent Rey’e doğru büyük bir orduyla yürümeye başladı. Bu sırada Kutalmış da isyan ederek Rey üzerine yürümüş ve şehri kuşatma altına almıştı. Alp Arslan’ın başkente doğru gelmesi üzerine Kutalmış ordusunu O’nu karşılamak üzere Damgan bölgesine çekti ve O’nu karşıladı. Ancak meydana gelen muharebede gerek ordunun geniş bir kısmının aldığı tavır ve gerekse Alp Arslan’ın diğer melikler hanedan üyeleriyle olan yapıcı iş birliklerinin etkisi olduğu açıktır.

Sultanlığının Tasdik ve İlanı

Kutalmış mağlup olarak Girdkûh kalesine doğru çekilirken kayalık bir yolda atından düşerek vefat etti. Bu gelişmeleri haber alan Alp Arslan’ın ağabeyi Kirman Meliki Kavurd Isfahan’a kadar ilerlemişken bölgesine geri dönerek Alp Arslan adına hutbe okuttu. Abbasi Halifesi Kaim Biemrillah da Rey’de hükümdarlığını ilan eden Sultan Alp Arslan’ın sultanlığını tasdik ve ilan etti (27 Nisan 1064).

Anadolu Yönündeki İlk Büyük Sefer ve Ani’nin Fethi

Tahta geçtikten sonra ilk büyük seferini Anadolu yönüne doğru yapan Sultan Alp Arslan bütün gücüyle Anadolu’ya giriş mahiyetinde yol üzerinde bulunan Ani kalesi ve şehrini kuşattı. Şehrin 16 Ağustos 1064 yılında fethedilmesi üzerine kendisine bütün İslam beldelerinde hutbelerde ilanlar yapıldı ve kutlamalar oldu. Abbasi Halifesi tarafından bu fetih dolayısıyla Sultan Alp Arslan’a “Ebu’l-Feth” lakabı verildi.

Bundan sonraki dış siyasetinin ana hareket üslerini Anadolu ve Güneydoğu Anadolu üzerine kuran Sultan Alp Arslan, kardeşi Kavurd’un isyan girişimlerini de suhûletle aşarak devletini köklü hatlar üzerinde yükseltmeye çalışmaktaydı.

Bizans’ın Büyük Doğu Seferi Hazırlığı

Bu sırada Bizans tahtında X. Konstantinos’un 1067 yılında ölümü üzerine dul kalan İmparatoriçe Eudokia ile evlenen Sofya orduları kumandanı (Strategios) Romen Diyojen tahta geçer geçmez büyük bir ordu ile doğuya doğru ilk seferini yapmış ve Menbiç’e kadar alarak geri döndüğünde büyük zafer törenleriyle karşılanmıştı. Ancak Türkmen beylerinin akınları Anadolu’nun batısına kadar uzanıyor ve Romen Diyojen’in aldığı yerler birbiri ardınca yeniden fethediliyordu. Romen Diyojen 1069 yılında yeniden büyük bir sefere çıkmış olsa da bu seferler ile Anadolu’yu tamamen yeniden Türklerden geri alamayacağını anlamış bulunuyordu. 1070 yılında yeni orduları doğuya doğru göndermiş olmakla birlikte Bizans artık daha büyük bir sefer yapmaya hazırlanmaktaydı. Çünkü Afşin Bey öncülüğündeki Türk akıncıları artık Marmara kıyılarında görülmeye başlamışlardı.

Bütün bunlarla birlikte Romen Diyojen farklı kültür ve milletlerden oluşan bir büyük ordu kurmak yoluna girmişti. Büyük hazırlıklar sonucunda Grek, Ermeni, Kıpçak, Uz, Peçenek, Makedon, Bulgar, Slav, Got, Germen, Frank ve Gürcü askerlerden oluşan büyük bir ordu ile yola çıkmadan önce Ayasofya’da patrik ve din adamları yanısıra senato ve halkın da iştirak ettiği bir “kutsal sefer” takdis âyîni düzenlenmiş ve Hıristiyanlarca kutsal kabul edilen haç ordunun başında gidecek şekilde hareket edilerek yola çıkmıştı.

Sultan Alp Arslan’ın Suriye ve Mısır Seferi

Sultan Alp Arslan ise İslam âlemini parçalayan ve vaktiyle bir ve bütün olan gönül bağlarını fitne ve fesatlarla koparmaya çalışan Fatımîlerin Harameyn-i Şerifeyn’deki hakimiyetlerine son vererek 1070 yılında ilk defa hutbe, umre ve hac güvenliğini kendi uhdesine almış, Mekke ve Medine’de yıllardan bu yana Abbasi Halifesi ve Selçuklu Sultanı adına okunmayan hutbeler ilk defa Halife Kaim Biemrillah ve Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan adına okunmaya başlamıştı (1070). Sultan Alp Arslan bu minval üzere hazırlıklarını yaparak Suriye ve Mısır’daki Fatımiler üzerine yürümüş bulunuyordu.

Tam bu sırada Halep’ten 1 günlük mesafe uzaklaştığı anda gelen haber üzerine ordusunun bir kısmını Şam (Dımaşk) üzerine gönderen Sultan Alp Arslan seçkin bir ordu kurmak üzere Musul tarafına doğru gitmiş ve oradan Romen Diyojen’i karşılama planları yapmaya başlamıştı.

Malazgirt Meydan Muharebesi ve Kesin Zafer

Sonunda iki ordu Rahva Ovası olarak bilinen ve Malazgirt Kalesi önlerine kadar uzanan geniş Türk şehri Ahlat (Kubbetü’l-İslam) düzlüklerine kadar uzanan alanda çeşitli mevkileri tutmak üzere konuşlanmıştı. Selçuklu ordusunun sulak alanı tutarak Bizans’ı uzun bir ovada geri çekilme harekâtı ile tuzağa düşürerek kuşatma ve imha planı uygulamak üzere hazırlandığı görülmekteydi. Nitekim Bu plan 26 Ağustos 1071 Cuma günü, Cuma namazından sonra Sultan Alp Arslan’ın orduya yaptığı hitapla uygulamaya konmuş ve akşam gün batımı sonrasında Romen Diyojen’in de esir alınması ile kesin bir zaferle sonuçlanmıştır.

Romen Diyojen’e Gösterilen Müşfik Tutum

Gazi Sultan Alp Arslan Romen Diyojen’e gayet müşfik davrandı. O’na tacını bizzat kendisi giydirdi ve misafir olarak bir süre ağırladıktan sonra O’nunla belli şartları olan bir anlaşma yapma yolunu seçti. Bu esasen Selçuklu Devleti’nin büyüklüğüne yakışan bir diplomatik tutum idi. Ancak Romen Diyojen ve Onunla birlikte fidye karşılığı ülkesine geri gönderilen kumandanları daha kendi ülkesi sınırlarına ulaştıkları sırada tutuklanarak gözlerine mil çekilmiş ve sonra da öldürülmüştür (4 Ağustos 1072).

Anadolu’nun Tamamının Fethedilmesi Emri

Sultan Alp Arslan Romen Diyojen’in vefatı haberini aldığı sırada Türkistan seferine çıkmış bulunuyordu. Bu haber üzerine Anadolu’nun tamamının fethedilmesi emrini vererek bu orduların başına da Artuk Bey’i görevlendirmiştir. Kendisi de Maveraünnehir bölgesinde Barzem (Harezm) kalesini kuşatıp teslim aldıktan sonra kale kumandanı Yusuf el-Harezmi (Berzemî) tarafından zehirli bir hançerle vuruldu ve 4 gün sonrasında da şehit oldu.

Selçukname’de Gazi ve Şehit Sultan Alp Arslan

Ahmet b. Mahmut Bursevi’nin Selçuknamesi’nde Gazi ve Şehit Sultan Alp Arslan’ın tasviri şöyle yapılır:

“Savaş esnasında rüzgâr nedeniyle ortalığın toz duman olduğu bir sırada Alp Arslan atından inip Allah’a duada bulunur;

Ey muîn ü nâsır ü Hayy u Ebed
Lutfedip biz kullara irgür meded.”

Bugünün Gençlerine ve Türkiye’mizin Ebedî Yurttaşlarına Düşen Vazife

Bu duânın cevap bulmasının ve sonucunun birer şahitleri olarak bugünün gençlerine ve Türkiye’mizin ebedî yurttaşlarına düşen vazife Gazi ve Şehit Sultan Alp Arslan ve O’nun kutlu yolculuğunda sancağın gölgesinde kalmanın sorumluluğunun büyüklüğü bilinci ile yaşamaktır.

Malazgirt şehit ve gazileriyle birlikte bu vatanın İstiklal Harbi sırasında 30 Ağustos Zaferi bütün yurt savunmasında şehit ve gazi ecdadı şükranla, rahmetle ve dua ile yâdediyorum.

Ruhları şâdolsun.


Prof. Dr. Güray KIRPIK

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
gkirpik@gazeteankara.com.tr 

Görsel Künyesi



Sultan Alp Arslan’ı gösteren bir minyatür, Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Evrakı, No:1654, Sayfa: 202b

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)