YAZARLAR

01 Şubat 2026 Pazar, 13:50

NE YAPMALI?

İnsanlık tarihi boyunca tekrar tekrar sorulan, fakat hiçbir zaman tek ve nihai bir cevaba kavuşmayan bir soru vardır: Ne yapmalı? Bu soru, basit bir eylem çağrısı olmanın ötesinde, insanın varoluşunu, dünyayı kavrayış biçimini, değerlerini ve önceliklerini açığa çıkaran bir aynadır. Verilen her cevap, cevaplayanın çağını, toplumsal konumunu, bilgi düzeyini ve ahlaki ufkunu ele verir. Bu nedenle “ne yapmalı” sorusu, aynı zamanda “nasıl bir insanız ve nasıl bir dünyada yaşamak istiyoruz” sorusudur.

Bu denemede, insanlık tarihinde bu soruya verilen bazı temel cevap hatlarını, ayrıntıya boğulmadan ve temsil gücü yüksek başlıklar altında ele alacağım. Amaç, bir envanter çıkarmaktan ziyade, cevapların çeşitliliğini ve bu çeşitliliğin arkasındaki zihniyetleri görünür kılmaktır.

Antik Çağ Filozoflarının Cevapları

Antik Çağ filozofları için “ne yapmalı” sorusu çoğunlukla nasıl yaşamalı sorusuyla iç içedir. Sokrates, insanın öncelikle kendini bilmesi gerektiğini savunur; yapılması gereken, erdemli bir yaşam sürmektir. Platon’da bu, adil bir ruh düzeniyle; Aristoteles’te ise ölçülülük ve iyi hayat (eudaimonia) kavramıyla ifade edilir. Stoacılar için yapılması gereken, insanın kontrolü dışındaki olaylara karşı sükûnetini koruması ve akla uygun yaşamayı seçmesidir. Bu dönemde cevaplar, bireyin iç dünyasına ve karakter inşasına odaklanır.

Dini ve Ahlaki Gelenekler

Dini ve ahlaki gelenekler, “ne yapmalı” sorusuna çoğunlukla normatif ve bağlayıcı cevaplar üretir. İlahi buyruklar, kutsal metinler ve ahlaki öğretiler, insanın nasıl davranması gerektiğini açık sınırlarla belirler. Yapılması gereken; adaletli olmak, zulümden kaçınmak, merhameti ve sorumluluğu öncelemektir. Bu geleneklerde bireysel tercih alanı daralırken, anlam ve yön duygusu güçlenir. İnsan, yalnızca kendisine değil, aşkın bir otoriteye karşı da sorumludur. İslam dininde Allah’a karşı sorumludur. Allah’ın rızasına uygun olanı yapması gerekir. Kur’an’ın öngördüğü şekilde yaşaması, örneğin, Adaletli olması, emanete riayet etmesi, kul hakkından sakınması, takva sahibi olması gerekir.

Modern Felsefeciler

Modern dönemde “ne yapmalı” sorusu, akıl, özgürlük ve ilerleme kavramları etrafında yeniden şekillenir. Kant, yapılması gerekeni evrensel ahlak yasasına uygunlukta bulur; insan, eylemlerini herkes için geçerli olabilecek ilkelere göre düzenlemelidir. Bu yaklaşımda birey, koşullardan bağımsız olarak doğru olanı yapmakla yükümlüdür. Buna karşılık Nietzsche çizgisinde düşünüldüğünde, yapılması gereken hazır ahlak kalıplarına uymak değil, insanın kendi değerlerini yaratmasıdır. Varoluşçu düşüncede ise insan, ne yapması gerektiğini önceden belirlenmiş kurallardan değil, kendi seçimlerinin sorumluluğunu üstlenerek tayin eder. Bu dönemde cevaplar çoğalır, kesinlik azalır; soru bireyin omuzlarına daha ağır bir sorumluluk olarak yüklenir.

Devlet Adamlarının Yaklaşımı

Devlet adamları için “ne yapmalı” sorusu, çoğunlukla düzenin korunması, güvenliğin sağlanması ve çıkarların dengelenmesi bağlamında anlam kazanır. Bu yaklaşımın tipik örneği, zor zamanlarda devletin bekasını önceleyen karar anlayışıdır. Kıt kaynaklar, iç ve dış tehditler karşısında yapılması gereken; ideal olanı değil, sistemi ayakta tutacak olanı tercih etmektir. Bu nedenle devlet adamı, bireysel ahlaktan ziyade kamusal sonuçlara odaklanır. Burada “ne yapmalı” sorusu, çoğu zaman “devlet için hangi karar daha az zarar üretir” biçiminde formüle edilir. Ahlaki idealler ile siyasal gerçeklik arasındaki gerilim, bu yaklaşımın ayırt edici özelliğidir.

Askerî Perspektif

Askerî bakış açısında “ne yapmalı” sorusu, netlik ve hız gerektirir. Emir-komuta zinciri içinde yapılması gereken, verilen görevin yerine getirilmesidir. Tereddüt, çoğu zaman bir zaaf olarak görülür. Bu yaklaşımda etik sorgulamalar geri plana itilebilir; öncelik, tehditlerin bertaraf edilmesi ve hedefe ulaşılmasıdır. Bu da soruya verilen cevabın bağlama ne kadar bağımlı olduğunu gösterir.

Bilim İnsanları

Bilim insanları için yapılması gereken, hakikatin izini sürmektir. Deney, gözlem ve eleştirel akıl bu arayışın temel araçlarıdır. Örneğin bir bilim insanı için salgın, çevre krizi ya da teknolojik riskler karşısında yapılması gereken; korku veya kanaatlerle değil, verilerle hareket etmektir. Bilimsel bakış açısı, “ne yapmalı” sorusuna doğrudan ahlaki buyruklar vermekten kaçınır; ancak dolaylı olarak, insanın cehaletle değil bilgiyle hareket etmesi gerektiğini ima eder. Bu yaklaşımda asıl sorumluluk, üretilen bilginin hangi amaçlarla ve hangi sınırlar içinde kullanılacağı noktasında yoğunlaşır.

Pragmatistler

Pragmatist yaklaşımda yapılması gereken, işe yarayanı yapmaktır. Doğrular mutlak değil, sonuçlara bağlıdır. Örneğin bir sorun karşısında ilkesel olarak doğru görünen bir çözüm pratikte daha büyük zararlar doğuruyorsa, pragmatist için terk edilebilir. Bu bakış açısı, esnekliği ve uyum yeteneğini öne çıkarır; başarı, soyut ideallerden çok somut sonuçlarla ölçülür. Ancak bu yaklaşım, kısa vadeli faydaların uzun vadeli değerlerin önüne geçmesi riskini de içinde barındırır. Böylece “ne yapmalı” sorusu, çoğunlukla “hangi yol daha hızlı ve daha az maliyetli sonuç verir” sorusuna dönüşür.

Minimalistler: Azaltmanın Bilgeliği

Minimalistler, yapılması gerekenin çoğu zaman "daha az yapmak" olduğunu savunarak modern dünyaya radikal bir öneri sunarlar. Hayatın karmaşasını azaltmak, fiziksel ve zihinsel gereksiz yüklerden arınmak ve sadeleşmek temel hedeftir. Bu yaklaşım, modern dünyanın bitmek bilmeyen hız, sürekli büyüme ve tüketim takıntısına karşı güçlü bir itiraz niteliği taşır. Minimalizme göre yapılması gereken; dikkatimizi dağıtan sığ meşguliyetleri ayıklamak, nicelik yerine niteliğe odaklanmak ve "daha fazlasına sahip olma" arzusunun yarattığı gürültüyü susturarak özdeki anlama dönmektir. Bu, sadece bir eşya elemesi değil, bir zihin disiplini ve hayata karşı sergilenen vakur bir duruştur.

Sonuç

Görüldüğü üzere, insanlık tarihi boyunca “ne yapmalı” sorusuna verilen cevaplar tek bir çizgide ilerlememiştir. Cevaplar; çağlara, koşullara, kişilerin konumlarına ve niteliklerine göre farklılaşmıştır. Kimi zaman erdem, kimi zaman itaat, kimi zaman fayda, kimi zaman da sadeleşme ön plana çıkmıştır. Bu çeşitlilik, bir zayıflık değil, insanlık tecrübesinin zenginliğidir. Belki de asıl yapılması gereken, bu soruyu diri tutmak ve verilen cevapların arkasındaki niyetleri ve sonuçları sürekli yeniden düşünmektir.

Ömer YÜREKLİ I Köşe Yazarı
oyurekli@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara Dijital Haber portalı

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)