YAZARLAR

09 Şubat 2026 Pazartesi, 12:55

Veri Sahipliği: Mülkiyetten Emanete, Egemenlikten Vesayete

Okurla İlk Buluşma

Gazete Ankara Dijital Haber Portalı’ndaki bu ilk yazımda sizlerle buluşmanın heyecanını yaşıyorum. Dijital çağın temel meselelerini, teknolojiyi insan, toplum ve gelecek perspektifiyle birlikte düşünerek ele alacağımız bu yolculuğun ortak bir zihinsel üretim alanı olmasını diliyorum. Bu ilk yazıda, dijital çağın en temel meselelerinden biri olan veri sahipliği tartışmasını; yalnızca hukuki ya da teknik bir başlık olarak değil, insan deneyimi, toplumsal düzen ve geleceği birlikte kurma sorumluluğu çerçevesinde ele almak istiyorum. Bu metin, veriye nasıl baktığımızın aslında nasıl bir toplum tahayyül ettiğimizle doğrudan ilişkili olduğunu birlikte düşünmeye bir davettir.

VERİ SAHİPLİĞİ: MÜLKİYETTEN EMANETE, EGEMENLİKTEN VESAYETE

Veri sahipliği tartışması uzun süredir dar bir hukuki çerçevenin içinde ele alınmaktadır. Veri hem hukuki bir düzenleme alanı hem de doğrudan uygarlığın nasıl şekilleneceğini belirleyen bir dönüm noktasıdır. 2026 yılının ilk aylarında baskın olan yaklaşım, veriyi mülkiyet nesnesi olarak tanımlamakta ve tartışmayı “veri kime aittir?” sorusuna indirgemektedir. Ancak bu soru, dijital çağın toplumsal ve insani gerçekliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Veri sorunu; hak sahipliği, lisanslama ya da koruma mekanizmalarıyla sınırlandırılabilecek teknik bir hukuk meselesi değildir. Veri, insanın kendisini, başkalarıyla kurduğu ilişkileri ve geleceği birlikte nasıl tasarlayacağını doğrudan etkileyen bir temsil alanıdır. Bu nedenle veri sahipliği tartışması, hukuki bir mülkiyet tartışmasından çok, insanlığın dijital çağda nasıl bir toplumsal düzen kuracağı sorusuna dönüşmektedir.

İnsanların ve toplumların gerçekliği nasıl tanımladığı, kurdukları tüm sistemleri belirler. Veri tartışmasının uygarlık düzeyinde bir meseleye dönüşmesinin nedeni de burada yatmaktadır. Veri yanlış kavramsallaştırıldığında, onun etrafında kurulan yönetişim modelleri, politikalar ve toplumsal düzenlemeler kaçınılmaz biçimde sorun üretmeye başlar.

21. yüzyılda veri, birçok politika yaklaşımında ve kurumsal uygulamada, toprak, sermaye ya da fiziksel mallar gibi sahip olunabilir bir nesne olarak ele alınmaktadır. Ancak, dijital çağın gerçekliği bu varsayımla örtüşmemektedir. Veri, durağan bir varlık değildir; insan davranışlarının, ilişkilerinin ve deneyimlerinin sürekli değişen izlerini taşır. Bu nedenle veriyi geleneksel mülkiyet kategorileri içinde tanımlamak, veriyle kurulan ilişkiyi daha en baştan yapısal bir sınırlılığa hapsetmektedir.

Kavramsal Dönüşüm: Veri Neyin Temsilidir?

Veri tartışmasının temel sorunu, yanlış sorunun sorulmasıdır. Tartışma uzun süredir “veri kimin?” sorusu etrafında yürütülmektedir. Oysa bu soru, mülkiyet mantığını baştan kabul eder ve meseleyi kaçınılmaz biçimde sıfır toplamlı bir güç mücadelesine dönüştürür. Bu çerçevede veri, birey, şirket ve devlet arasında paylaşılması gereken bir varlık gibi ele alınır. Ancak, dijital çağın gerçekliği bu yaklaşımın çok ötesindedir.

Veri, tekil ve izole bir varlık değildir. Veri, ilişkisel, bağlamsal ve çok katmanlı bir temsildir. Bu nedenle asıl sorunun “veri kimin?” değil, “veri neyin temsilidir?” olması gerekir. Veri; bir davranışın, bir ilişkinin, bir deneyimin ve çoğu zaman insan zihninin bıraktığı izdir. İnsan bedeninden, duygularından, kararlarından ve toplumsal etkileşimlerinden bağımsız bir veri alanı yoktur.

Bu perspektiften bakıldığında veriyi mülk olarak tanımlamak, insan deneyimini dolaylı biçimde ekonomik ve yönetsel bir nesneye dönüştürmek anlamına gelir. Veri, sahiplik ilişkisi içinde tanımlanan bir varlık olmaktan çok; insan deneyiminin temsil edildiği hassas bir ilişki alanı olarak değerlendirilmelidir.

Yeni Yönetişim Çerçevesi: Emanet, Vesayet ve Çoğul Denetim

Veri meselesi mülkiyet ve egemenlik ekseninde ele alındığında, kaçınılmaz olarak güç yoğunlaşması ortaya çıkar. Bu nedenle; veri tartışmasının yeni bir kavramsal çerçeveye gereksinme duyduğu açıktır. Bu çerçeve, veriyi, temsil ettiği insan deneyimine karşı etik sorumluluk doğuran ve korunması, anlamı gözetilerek yönetilmesi gereken bir emanet ilişkisi içinde konumlandırır.

Emanet yaklaşımı, veriyi, temsil ettiği insan deneyimine karşı etik yükümlülükler doğuran; korunması, anlamı gözetilerek kullanılması ve sorumluluk bilinciyle yönetilmesi gereken bir ilişki alanı olarak tanımlar. Vesayet ise bu emanet ilişkisinin keyfi güç kullanımına dönüşmesini engelleyen yönetişim mekanizmalarını kapsar. Çoğul denetim ise veri üzerinde tek bir aktörün mutlak kontrol kurmasını engelleyerek toplumsal güven üretir. Böylece veri, sahipsiz bırakılmadan; aynı zamanda sınırsız iktidar ilişkilerine teslim edilmeden yönetilebilir.

Bu yaklaşımın pratik karşılığı, sağlık verilerinin yönetiminde açık biçimde gözlenebilir. Bir bireyin genetik verileri, hayat alışkanlıkları ve tedavi geçmişi, kişisel deneyimi yansıtan çok katmanlı bir bilgi bütününü oluşturur. Aynı veri alanı, toplum sağlığı politikalarının geliştirilmesi, bilimsel araştırmaların ilerletilmesi ve kamu hizmetlerinin planlanmasında da kritik bir rol üstlenir. Bu tür verilerin emanet yaklaşımıyla yönetilmesi; verinin korunmasını, kullanım amacının şeffaf biçimde tanımlanmasını, bireyin temsil hakkının gözetilmesini ve farklı toplumsal aktörlerin katılımıyla işleyen çoğul denetim mekanizmalarının kurulmasını gerektirir. Böyle bir model, veriyi toplumsal güveni güçlendiren ve ortak bilgi üretimini destekleyen paylaşılan bir altyapıya dönüştürebilir.

Geleneksel mülkiyet modellerinin veri alanında yetersiz kalmasının nedeni de burada ortaya çıkar. Toprak ve sermaye temelli sistemler, kıtlık ve fiziksel sınırlar varsayımı üzerine kuruludur. Oysa veri çoğaltılabilir, eşzamanlı paylaşılabilir ve bağlama göre farklı anlamlar üretebilir. Bu özellikleri nedeniyle veri, sanayi çağının kurumsal ve yönetsel kalıplarıyla açıklanamayacak kadar karmaşık bir toplumsal varlığa dönüşmüştür.

Bu nedenle de veri tartışması, düzenleme teknikleri üzerinden yürütülemez. Asıl mesele, dijital çağda insan onuruyla uyumlu bir toplumsal düzenin nasıl kurulacağı sorusudur. Veri politikaları bu büyük sorunun bir parçası olarak ele alınmalı ve veri meselesi çağdaş uygarlığın en önemli etik ve siyasal sınavlarından biri olarak görülmelidir.

Verinin Geleceği, İnsanlığın Geleceğidir

Dijital çağda veri üzerine yürütülen tartışmalar, aslında insanın kendisini ve toplumsal varoluşunu nasıl tanımlayacağı sorusuna uzanmaktadır. Veri, teknolojik gelişmelerin teknik bir çıktısı olmanın ötesinde; insan deneyiminin, hafızasının ve birlikte yaşama kültürünün yeni kayıt alanına dönüşmektedir. Bu nedenle veri üzerine kurulan her yönetişim anlayışı, geleceğin toplumlarının karakterini de belirleyecektir.

Veri, sorumluluk, güven ve ortak denetim ilkeleri etrafında ele alındığında, dijital dönüşüm insan potansiyelini güçlendiren bir uygarlık hikâyesine dönüşebilir. İnsan deneyimini koruyan, toplumsal güveni büyüten ve ortak faydayı merkezine alan veri anlayışı, teknolojik dönüşümü insanlığın kolektif gelişimini besleyen bir uygarlık alanına dönüştürebilir.

21. yüzyılın ilk çeyreğinde veri üzerine yapılan tartışmalar, teknolojinin yönünü belirlemekle birlikte; daha adil, daha katılımcı ve daha umut dolu bir dijital dünyanın mümkün olup olmayacağını da karar vermelidir. Bu nedenle veri meselesi, insanlığın dijital evrende nasıl bir ortak hayat kuracağını belirleyen kurucu bir tartışma alanı haline gelmektedir. Veri, ancak, kolektif sorumluluk ve paylaşılan bilinçle bütünleştiğinde; teknolojik ilerlemeyi insanlığın düşünme, üretme ve birlikte yaşama kapasitesini genişleten yeni bir uygarlık evresine taşıyabilir.

Ve Son Bir not: Yeni Eğitim Dönemine Dair Bir Temenni

Yükseköğretimde bahar döneminin ilk gününde; tüm öğrencilerimize, akademisyenlerimize ve eğitim dünyasında emek veren herkese sağlıklı, üretken ve ilham verici bir dönem diliyorum.

Prof. Dr. Gülsün KURUBACAK ÇAKIR
“Her pazartesi zihne bir yolculuk…”
Ankara HBV Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – Köşe Yazarı
gkcakir@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)