YAZARLAR

23 Şubat 2026 Pazartesi, 08:30

TÜRKİYE’NİN DÖNÜŞÜM DEFTERİ (3. Hafta Salı Yazısı): Sanayide Görünmeyen Duvar: Verim Artıyor, Katma Değer Neden Sıçramıyor?

Türkiye’de üretim kapasitesi ve operasyonel verimlilik birçok sektörde gelişirken, aynı hızda bir katma değer sıçraması her zaman gerçekleşmiyor. Bunun nedeni çoğu zaman “daha çok çalışmamak” değil; üretim kapasitesini rekabet kapasitesine çevirecek teknoloji, yetkinlik, standart, tedarik güvenliği ve pazar mekanizmalarının aynı anda kurulmamış olmasıdır. Ankara 2030 perspektifi, sanayide dönüşümü “daha çok üretmek”ten ziyade “daha akıllı rekabet etmek” üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.

Bir önceki hafta bilimden etkiye geçişin sistemini konuştuk: önceliklendirme, altyapı, ölçüm ve iş birliği olmadan etki oluşmuyor. Şimdi zincirin bir sonraki halkasına geçiyoruz: Sanayi. Ve kritik bir ayrımı masaya yatırıyoruz: Üretim kapasitesi ile rekabet kapasitesi aynı şey değildir.

Üretim kapasitesi; “ne kadar üretebildiğiniz” sorusuna cevap verir. Rekabet kapasitesi ise “ne kadar değer üretebildiğiniz, bunu ne kadar sürdürülebilir kılabildiğiniz ve pazarda ne kadar güçlü konumlandığınız” sorusuna. Bugün birçok ülke için asıl yarış, ikinci sorunun içinde yaşanıyor.


1) Verimlilik artışı neden katma değere otomatik dönüşmüyor?

Verimlilik; maliyeti düşürür, kaliteyi artırır, teslim sürelerini kısaltır. Bunlar kıymetlidir. Ancak katma değer sıçraması için genellikle üç ek koşul daha gerekir:

  • Teknoloji ve ürün farklılaştırması: Aynı ürünü daha verimli üretmek ile daha farklı/üst segment ürün üretmek farklıdır.
  • Standartlar ve sertifikasyon: Küresel pazarda “kalite” kadar “kanıtlanmış uygunluk” da şarttır.
  • Pazar gücü ve markalaşma: Verimlilik içeride kalır; pazarda fiyatlama gücüne dönüşmezse değer artışı sınırlı olur.

Bu üç koşul eksikse, verimlilik artışı çoğu zaman “hayatta kalma” sağlar ama “sıçrama” üretmez.


2) “Görünmeyen duvar” nerede?

Sanayide görünmeyen duvar, genellikle üretim bandında değil; bandın etrafındaki ekosistemde yükselir. Beş temel duvar öne çıkar:

A) Teknoloji olgunlaştırma ve ürünleştirme duvarı

Ar-Ge ile üretim arasındaki köprü zayıfsa; teknoloji sahaya inemez, üretim bilgiyle yenilenemez.

B) Yetkinlik duvarı (insan kaynağı)

Dijital dönüşüm, kalite kültürü, proses mühendisliği, veri analitiği, bakım mühendisliği gibi alanlarda yetkinlik açığı varsa; iyileşme “kısmi” kalır.

C) Standart/yeterlilik ve test altyapısı duvarı

Özellikle yüksek teknoloji ve ihracat odaklı sektörlerde, test–doğrulama–niteliklilik (kalifikasyon) süreçleri güçlü değilse; pazara giriş gecikir, maliyet yükselir.

D) Tedarik zinciri ve ölçek duvarı

Tedarik güvenliği, kritik parçalar, yerli ara malı kapasitesi zayıfsa; verimlilik artışı bile kırılganlaşır.

E) Pazar ve fiyatlama gücü duvarı

Rekabet yalnızca maliyetle yapılıyorsa, verimlilik kazanımı fiyat baskısıyla erir; katma değer kalıcılaşmaz.


3) Üretim gücü ile rekabet gücü arasındaki fark: Nerede takılıyoruz?

Bu ayrımı üç cümleyle netleştirelim:

  • Üretim gücü: “İstenen kaliteyi, istenen zamanda, istenen adetlerde üretebilme kabiliyeti.”
  • Rekabet gücü: “Bu üretimi, daha yüksek teknoloji içeriği ve daha güçlü pazar konumuyla, sürdürülebilir kâr ve ihracat başarısına dönüştürebilme kabiliyeti.”
  • Takıldığımız yer: Üretim gücünü artırırken, rekabet gücünün kurucu bileşenlerini (ürün farklılaştırma, standart/yeterlilik, yetkinlik ve pazar gücü) aynı hızda inşa edememek.

Bu yüzden bazı alanlarda “çok üreten ama az kazanan” ya da “kaliteli üreten ama markalaşamayan” bir tablo ortaya çıkabiliyor.


4) OSB–KOBİ gerçekliği: Dönüşüm neden burada başlıyor?

Türkiye sanayisinin omurgası OSB’ler ve KOBİ’lerdir. Bu ekosistemde dönüşümün üç temel özelliği vardır:

  • Dönüşüm çok sayıda işletmede eş zamanlı olmalıdır: Tek bir “şampiyon firma” başarı hikâyesi yetmez.
  • Dönüşüm sahada öğrenilerek olur: Eğitim, danışmanlık ve uygulama birlikte yürümelidir.
  • Dönüşümün dili operasyoneldir: Verimlilik, kalite, bakım, enerji, dijitalleşme somut başlıklardır.

Ankara 2030 perspektifi burada devreye girer: OSB’ler, üniversiteler ve kamu kapasitesi aynı şehirde daha kolay eşgüdümlenebilir. Bu, Türkiye için “ölçeklenebilir bir model” üretme fırsatıdır.


5) Küresel perspektif: Sanayi rekabeti artık “maliyet” ekseninden kaydı

Uluslararası dijital mecralarda rahatlıkla söylenebilecek en net gerçek şudur: Sanayi rekabeti; salt düşük maliyetle değil, dayanıklılık, hız, kalite güvencesi, teknoloji içeriği ve sürdürülebilirlik üzerinden şekilleniyor. Bu tablo, OSB–KOBİ ekosistemini iki soruya zorunlu olarak getiriyor:

1.     Ürünlerimiz hangi segmentte konumlanacak? (fiyat mı, değer mi?)

2.     Bu segmentte kalıcı olmayı hangi yetkinliklerle garanti edeceğiz?

Bu sorulara verilmiş net cevaplar yoksa, verimlilik artışı “iyi haber” olur ama katma değer sıçraması “beklemede” kalır.


6) Ankara 2030 açısından bu yazının mesajı

Bu yazı, perşembe günkü model yazısına zemin hazırlıyor. Bugün gördüğümüz fotoğraf şu:

  • Verimlilik iyileştirmeleri kıymetlidir ama tek başına yeterli değildir.
  • Katma değer sıçraması; teknoloji, standart, yetkinlik ve pazar mekanizmalarıyla birlikte gelir.
  • OSB–KOBİ ekosistemi bu dönüşümün asıl sahasıdır.
  • Ankara 2030, bu sahada “üniversite–OSB–KOBİ–kamu” koordinasyonunu kurarak örnek bir rekabet modeli üretebilir.


Bu haftanın genel değerlendirmesi

Sanayide verimlilik artışı, rekabet kapasitesini kuran teknoloji–yetkinlik–standart–pazar bileşenleriyle birleşmediği sürece katma değer sıçraması sınırlı kalır; Ankara 2030’un farkı bu bileşenleri aynı ekosistemde buluşturabilme imkânıdır.


Bir sonraki yazıya köprü

Perşembe günü, bu “görünmeyen duvar”ı aşmaya dönük somut bir çerçeve kuracağız: OSB–KOBİ–Üniversite üçgeninde rekabet modeli nasıl tasarlanır, hangi modüllerle işletilir ve hangi göstergelerle izlenir sorularına uygulanabilir bir yanıt vereceğiz.


Dr. Oğuz Poyrazoğlu

Gazi Üniv. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)