YAZARLAR

26 Şubat 2026 Perşembe, 08:30

Türkiye’nin Dönüşüm Defteri (3. Hafta Perşembe Yazısı) – Ankara 2030 Sanayi Dönüşümü: OSB–KOBİ–Üniversite Üçgeninde Rekabet Modeli

Sanayide verimlilik artışı değerlidir; ancak katma değer sıçraması, verimliliğin teknoloji, yetkinlik ve pazar gücüyle buluştuğu noktada gerçekleşir. Ankara 2030 perspektifinde asıl mesele; OSB’lerin üretim disipliniyle KOBİ’lerin çevikliğini, üniversitelerin bilgi üretimiyle aynı hedef dilinde bir araya getirebilmektir. Bu yazı, teknik proje ayrıntılarına boğulmadan, uluslararası ölçekte anlaşılabilir bir rekabet çerçevesi sunar.

Bir önceki yazıda “görünmeyen duvar”ı tarif ettik: Verim artıyor; ama katma değer aynı hızla yükselmeyebiliyor. Bunun nedeni çoğu zaman üretim hattının çalışmaması değil; hattın etrafındaki rekabet mimarisinin eksik kalmasıdır. Şimdi soruyu daha net soralım: Bu duvarı nasıl aşarız?

Bu yazı bir “proje planı” değildir. Bir teklif dosyası ya da bir teknik rapor hiç değildir. Burada amaç; Ankara 2030’un sunduğu ekosistem avantajını, herkesin anlayabileceği bir dille, rekabet kapasitesini büyüten bir ortak akıl çerçevesi olarak ortaya koymaktır.


1) Rekabet modeli ne demektir?

Rekabet modeli; “daha çok üretmek” değil, “daha iyi konumlanmak” demektir. Sanayide iyi konumlanmak ise üç soruya aynı anda cevap verebilmeyi gerektirir:

1.      Ne üretiyoruz ve neden değerli? (ürün farklılaştırma)

2.     Bunu hangi yetkinlikle sürdürüyoruz? (insan + süreç + teknoloji)

3.     Hangi pazarda hangi iddiayla varız? (segment, standartlar, güven)

OSB–KOBİ–üniversite üçgeni, bu üç soruya birlikte cevap üretebildiğinde “rekabet modeli” oluşur.


2) OSB, KOBİ ve üniversite: Her biri ayrı güçlü, birlikte daha güçlü

Bu üç aktörün gücü farklıdır:

  • OSB’ler düzen ve ölçek taşır: altyapı, üretim kültürü, tedarik düzeni, disiplin.
  • KOBİ’ler hız ve uyum taşır: nişe girer, hızla öğrenir, hızlı yeniler.
  • Üniversiteler derinlik ve bilgi taşır: yöntem, araştırma, analiz, yeni teknoloji potansiyeli.

Türkiye’nin temel ihtiyacı, bu güçleri yan yana koymak değil; birbirinin eksiğini tamamlayacak biçimde ilişkilendirmektir. Ankara’nın farkı, bu ilişkiyi kurmaya elverişli bir yoğunluğa ve kurumsal kapasiteye sahip olmasıdır.


3) “Verimden katma değere” geçiş hangi zihin değişimini gerektirir?

Verimlilik çoğu zaman “içeri” dönüktür: maliyet, süre, fire, kalite, enerji. Katma değer ise “dışarı” dönüktür: pazar, fiyatlama gücü, marka, teknoloji içeriği, güvenilirlik.

Bu geçişin temel zihin değişimi şudur:

  • Yalnızca daha iyi üretmek yetmez; daha iyi satılabilir üretmek gerekir.
  • Yalnızca ürün yapmak yetmez; ürün kategorisi belirlemek gerekir.
  • Yalnızca çalışır prototip yetmez; kanıtlanmış uygunluk gerekir.

Bu yüzden üniversite, sadece Ar-Ge partneri değil; aynı zamanda “yöntem, doğrulama ve yetkinlik” ortağıdır.


4) Ankara 2030 için “rekabet modeli”ni görünür kılan dört basit ilke

Teknik ayrıntılara girmeden, uluslararası standartlarda anlaşılabilir bir çerçeve kurmak için dört ilke yeterlidir:

İlke 1: Ortak hedef dili

OSB–KOBİ–üniversite aynı cümlede buluşmalıdır:
“Şu ürün/teknoloji alanında, şu segmentte, şu standardı karşılayan, şu pazara dönük bir değer üreteceğiz.”

Bu cümle yoksa iş birliği dağılır; herkes kendi dilinde konuşur.

İlke 2: Öğrenme hızı rekabetin ana sermayesidir

Bugünün rekabetinde kazanan, sadece “büyük” olan değil; hızlı öğrenendir.
KOBİ’nin çevikliği ile üniversitenin yöntemi birleştiğinde, öğrenme hızlanır. OSB’nin düzeni ise bu öğrenmeyi ölçeklenebilir kılar.

İlke 3: Güven üretmek (standart, kalite güvencesi, izlenebilirlik)

Küresel pazarlarda “iyi ürün” kadar “kanıtlı ürün” önemlidir.
Standartlar, test kültürü, izlenebilir kalite; fiyatlamayı ve pazara giriş gücünü belirler. Bu, verimliliğin katma değere dönüşmesindeki kritik basamaktır.

İlke 4: Pazarı merkeze almak

Sanayi dönüşümü yalnızca üretimle açıklanamaz. Pazar; ürün geliştirmeyi, standardı, sertifikasyonu ve yetkinliği yönlendirir.
Bu nedenle “rekabet modeli”nin pusulası üretim hattı değil, pazarın gerektirdiği değer olmalıdır.


5) Bu modelin Ankara’ya ve Türkiye’ye vaadi

Bu çerçeve doğru kurulduğunda üç sonuç doğar:

1.      KOBİ’ler yalnızca tedarikçi kalmaz; daha yüksek teknoloji içeriğine doğru evrilir.

2.     OSB’ler altyapı sağlayıcı olmanın ötesine geçer; rekabet kapasitesi üreten ekosistemlere dönüşür.

3.     Üniversiteler sadece yayın üretmez; etki ve değer üretme kapasitesini kurumsallaştırır.

Bunların toplamı, Ankara 2030’un “şehir vizyonu” olmanın ötesine geçip, Türkiye için ölçeklenebilir bir dönüşüm dili üretebilmesidir.


6) Okuyucu için net bir sonuç: Duvarı aşmanın anahtarı

“Görünmeyen duvar”ı aşmanın anahtarı, verimlilik kazanımını üç unsurla aynı anda buluşturmaktır:

  • Teknoloji içeriği (ürün farklılaştırma)
  • Yetkinlik (insan + süreç + öğrenme)
  • Pazar gücü (standart + güven + segment)

OSB–KOBİ–üniversite üçgeni, bu üç unsuru Ankara ölçeğinde bir araya getirebildiği ölçüde rekabet modeli olur. Ve bu model, bir şehrin sınırlarını aşarak ülkenin dönüşüm diline dönüşebilir.


Bu haftanın genel değerlendirmesi

Sanayide rekabet kapasitesi, verimliliğin ötesine geçip teknoloji içeriği, yetkinlik ve pazar güveniyle birleştiğinde oluşur; Ankara 2030’un imkânı, OSB–KOBİ–üniversite üçgenini ortak hedef dilinde buluşturarak bu birleşimi hızlandırmaktır.


Bir sonraki yazıya köprü (Hafta 4 Salı)

Gelecek hafta salı günü zincirin bir sonraki halkasına geçiyoruz: Teknoloji. “Proje çok, ürün az” sorusunu; teknik detaya boğmadan, ticarileşme zincirindeki tıkanmalar üzerinden tartışacağız.


Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniv. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)