CUMARTESİ OKUMALARI NO: 6 %43’ün Anlattığı Şey: Mesleki Eğitimde “Tercih Artışı” Değil, Yeni Bir Toplumsal Sözleşme
Mesleki ve teknik eğitim, Türkiye’de çoğu zaman “okul türleri” üzerinden tartışıldı. Oysa bugün tartışılan esas mesele şudur: Türkiye, üretim kapasitesini ve rekabetçiliğini hangi insan kaynağı mimarisi ile büyütecek?
Bu nedenle Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in, 2025-2026’da liseye yeni kayıt yaptıran öğrencilerin yaklaşık %43’ünün mesleki ve teknik eğitimi tercih ettiğine ilişkin vurgusu, bir “oran” olmanın ötesinde bir eşik göstergesidir. Bu oranı anlamlı kılan; yalnızca niceliksel büyüme değil, mesleki eğitimin toplumsal algı ve beklenti dünyasında daha görünür ve daha “gelecek kurucu” bir konuma taşınıyor olmasıdır.
Aynı çerçevede kamuoyuna yansıyan okul ve öğrenci büyüklüğü de mesleki eğitimin artık marjinal bir alan değil; ana gövdeyi etkileyen bir sistem bileşeni hâline geldiğini düşündürmektedir. Bu tablo, politika tartışmasını “tercih” başlığında tutmak yerine, erişim–kalite–istihdam uyumu bileşenleri üzerinden daha yüksek bir düzleme taşımayı zorunlu kılıyor.
Tercih artışı kendiliğinden olmaz: mekanizma önemlidir
Tercih davranışı; algı, rehberlik, güvenlik, erişim ve istihdam beklentisinin bileşimidir. Bu açıdan 2024’te yayımlanan Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesinin kıymeti, mesleki eğitimi “tanıtım” diliyle değil, mekanizma diliyle ele almasıdır. Belge, tercih dönemine sıkışmayan; ortaokul çağından itibaren yetenek ve ilgi temelli yönlendirmeyi güçlendiren bir çizgi önerir.
Belgede 8. sınıf düzeyinde beceri ölçme bataryası ve sonuçlara göre ailelere rehberlik verilmesi yaklaşımı bu yönüyle stratejiktir: Karar, sadece “puan/okul” üzerinden değil; “yetenek/uyum” üzerinden de okunabilir hâle gelir. Bu, uzun vadede yalnızca okula giriş tercihlerini değil, mezuniyet sonrası istihdam uyumunu da etkileyebilecek bir çerçevedir.
Kalite güvence: atölye kadar “kurum kapasitesi”
Mesleki eğitimde kalite, sadece atölye donanımı ve fiziksel imkânlarla açıklanamaz. Kalitenin sürdürülebilirliği; öğretmen gelişimi, okul yönetimi, standartlar ve sürekli iyileştirme döngüsü ile mümkündür. Politika Belgesi’nin “iç tetkik” ve sürekli iyileştirme yaklaşımı, bu nedenle kritik bir eşiktir: Okul, yalnız derslik/atölye değil; aynı zamanda ölçülen, izlenen, iyileştirilen bir performans alanı hâline gelir.
Bu çerçevede öğretmen gelişimi için sektörel mükemmeliyet merkezleri ve okul yönetiminde mesleki alan deneyimi gibi başlıklar, “sistemi taşıyan” kapasite alanlarını güçlendirmeye dönük bir yaklaşım sunar. Mesleki eğitimin itibarı ve tercih edilirliği, nihayetinde okulun öğrenciyi “hayata ve işe hazırlama” başarısıyla doğrudan ilişkilidir.
İş birliği protokol değil, veriyle izlenen sonuç üretimidir
Bugünün mesleki eğitim paradigması şudur: Okul–sektör iş birliği, “iyi niyetli buluşmalar” ile sınırlı kalamaz; mezunun istihdama geçişini ölçen veri altyapısı ve ortak sorumluluklar üzerinden yürümelidir. Politika Belgesi’nin kurumlar arası veri tabanı yaklaşımı (MEB–YÖK–TÜİK–İŞKUR–SGK–MYK verilerinin bütünleşmesi) bu bakımdan ayrı bir önem taşır.
Bu yaklaşımın anlamı açıktır: “Mezun olduk mu?” sorusunun ötesine geçip, “Mezun nerede çalışıyor? Alanında mı? Sürekliliği nasıl? Gelir seviyesi ne yönde?” gibi soruları ölçülebilir hâle getirmek. Böylece mesleki eğitim ilk kez güçlü biçimde performans yönetimi mantığına bağlanır.
OSB yaklaşımı: erişim ve barınma çözülmeden nitelik çözülmez
Belgede dikkat çeken stratejik hamlelerden biri, OSB’lerin kuruluş aşamasında pansiyonlu mesleki ve teknik ortaöğretim kurumuyla birlikte planlanması yaklaşımıdır. Bu, mesleki eğitim tartışmasına çoğu zaman ihmal edilen bir gerçekliği sokar: coğrafya ve erişim.
Okul-pansiyon planlaması; yalnız okul sayısını artırma hamlesi değildir. Aynı zamanda işletmede eğitim sürecinin lojistiğini, öğrencinin güvenliğini ve devamlılığını güçlendirecek bir “altyapı” perspektifi sunar. Saha ile eğitim arasındaki mesafenin kısalması, iş birliğini de soyut bir hedef olmaktan çıkarıp somut bir işleyişe dönüştürebilir.
Güvenlik ve güven: mesleki eğitimin itibarı burada belirlenir
Aile açısından mesleki eğitim tercihi, doğrudan “güvenlik” sorusuyla da ilgilidir. İşletmede eğitim süreçlerinde uygun olmayan işyerlerine öğrenci gönderilmemesi yaklaşımı, büyümenin yalnız nicelikle değil, güven standardı ile yürütülmesi gerektiğini ortaya koyar. Bu hat güçlenmeden, mesleki eğitimin toplumsal meşruiyeti ve sürdürülebilir büyümesi zorlaşır.
Sonuç: %43 bir başlangıç; kalıcılık, izleme ve hesap verebilirlik ister
Bugün %43’ü konuşuyoruz. Yarın “başarı”yı konuşmak için; ortaokuldan itibaren yönlendirme mekanizmalarının kapsayıcılığını, mezunların istihdam uyumunu, OSB ölçeğinde planlama modellerinin yaygınlığını ve işletmede eğitim güvenliğinin sahadaki karşılığını düzenli biçimde izlemek gerekir.
Mesleki eğitim artık bir “alternatif hat” değil; Türkiye’nin üretim ve refah kapasitesini belirleyen ana omurgalardan biri. Bu omurganın güçlenmesi; iş birliği, veri ve kalite güvencesinin aynı anda işletilmesine bağlıdır.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniv. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Kaynak: T.C. Millî Eğitim Bakanlığı, Mesleki ve Teknik Eğitim Politika Belgesi (16.09.2024), s. 24
Yazıya esin kaynağı haber: Gazete Ankara – Özel Haber: Mesleki Eğitimde Yeni Eşik: “%43” Vurgusu, 2024 Politika Belgesi ve Sahaya Yansıyan Büyük Dönüşüm
YORUM YAP