YAZARLAR

02 Kasım 2026 Pazartesi, 00:00

Akıl Penceremden | Yazı Dizisi – Yazı No:1 – 100 İl, 1000 İlçe: Cumhuriyet'in İkinci Yüzyılında Türkiye'nin İdari Haritası Yeniden mi Şekilleniyor?

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin Türkgün gazetesine verdiği özel demeçte yeniden gündeme taşıdığı “100 İl, 1000 İlçe” yaklaşımı, Türkiye'nin idari yapılanması üzerine kapsamlı bir tartışmanın kapısını açıyor. Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında asıl soru yalnızca kaç il ve ilçemiz olacağı değil; devletin coğrafyayla, insanla ve kalkınmayla kurduğu ilişkinin nasıl gelişeceğidir.

Bir Ülkenin Haritası, Bir Milletin Geleceği

Bir ülkenin haritasını değiştirmek kolay değildir.

Çünkü haritadaki her çizgi yalnızca coğrafi bir sınırı değil, kamu hizmetlerini, ekonomik ilişkileri, tarihî bağları ve insanların günlük hayatını da temsil eder.

Bir ilçenin il olması, o yerleşim yerinin idari statüsünü değiştirir. Fakat yeni bir statünün bölgesel kalkınmayı hızlandırıp hızlandırmayacağı, vatandaşın kamu hizmetlerine erişimini kolaylaştırıp kolaylaştırmayacağı ve kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlayıp sağlamayacağı ayrı bir değerlendirme gerektirir.

MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin 1 Kasım 2026 tarihinde Türkgün gazetesinde yayımlanan özel demeci, Türkiye'nin mülki idare yapılanmasına ilişkin bu soruları yeniden gündeme getirdi.

Bahçeli'nin açıkladığı yaklaşım, mevcut 81 il ve 922 kaymakamlık esas alınarak 19 yeni il ve 78 yeni ilçe kurulmasını öngörüyor.

Demecin dikkat çekici yönü, önerinin yalnızca yeni idari birimler kurulmasıyla sınırlandırılmaması. Kamu yönetiminde şeffaflık, verimlilik, liyakat, hukuki meşruiyet, merkezî ve mahallî idareler arasında koordinasyon, kurumsal kapasite ve vatandaş odaklılık gibi ilkeler de açıklamanın çerçevesini oluşturuyor.

Bunlar, siyasi yaklaşımın ötesinde kamu yönetimi biliminin de üzerinde durduğu kavramlar.

O hâlde konuyu yalnızca yeni illerin hangileri olabileceği sorusuyla sınırlandırmak yeterli olmayacaktır.

Asıl mesele, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin değişen ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir idari kapasitenin nasıl geliştirileceğidir.

Cumhuriyet'in İdari Mirası ve Değişen Türkiye

Türkiye'nin mülki idare sistemi, tarihî bir devlet ve yönetim geleneğinin devamı niteliğindedir.

Osmanlı dönemindeki vilayet ve sancak yapılanmalarından Cumhuriyet'in il ve ilçe düzenine uzanan süreçte coğrafi koşullar, nüfus, ulaşım, ekonomik faaliyetler ve kamu hizmetlerinin gerekleri önemli rol oynamıştır.

Bugünkü anayasal sistem de idari yapılanmayı yalnızca nüfusa bağlamıyor.

Anayasa'nın 123. maddesi idarenin bütünlüğünü, merkezden ve yerinden yönetim esaslarını düzenlerken 126. maddesi coğrafi durumu, ekonomik şartları ve kamu hizmetlerinin gereklerini merkezî idarenin kuruluşunda temel ölçütler olarak belirliyor.

  1. madde ise mahallî idarelerin anayasal çerçevesini ortaya koyuyor.

Bu hükümler bize önemli bir ayrımı hatırlatıyor:

Mülki idare ile mahallî idare aynı kavram değildir.

Valilik ve kaymakamlıklar merkezî yönetimin taşra örgütlenmesinin parçalarıdır. Belediyeler ve il özel idareleri ise kendi hukuki çerçeveleri içinde mahallî müşterek ihtiyaçlara hizmet eden yerinden yönetim kuruluşlarıdır.

Yeni il veya ilçe kurulması bu nedenle tek başına bütün yerel yönetim sorunlarını çözmez.

İl ve ilçe kurulmasının kanunla yapılacağını öngören 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu'nun ikinci maddesi de meselenin hukuki boyutunu açık biçimde ortaya koymaktadır.

Türkiye'nin değişen nüfus dağılımı, kentleşme yapısı, üretim merkezleri, ulaşım ağları ve dijital hizmet kapasitesi, idari sınırların günümüz ihtiyaçları açısından değerlendirilmesini anlamlı kılıyor.

Ancak burada iki ayrı soruyu birbirinden ayırmalıyız:

Yeni idari birimlere ihtiyaç var mı?

Yoksa mevcut idari birimlerin yetki, kaynak ve koordinasyon kapasitesinin geliştirilmesi mi gerekiyor?

Bu sorular birbirinin alternatifi olmak zorunda değildir. Farklı bölgelerde farklı çözümler gerekebilir.

Dünyanın Deneyimi: Büyütmek mi, Birleştirmek mi?

Bu tartışmayı uluslararası deneyimlerden bağımsız yürütmemeliyiz.

OECD'nin çok düzeyli yönetişim araştırmaları, gelişmiş ülkelerin idari reformlarında birbirinden farklı yöntemler benimsediğini gösteriyor.

Örneğin Fransa, 2015–2016 dönemindeki bölgesel reformlarla ana kara bölgelerinin sayısını 22'den 13'e indirdi. Bu değişiklik, bölgesel ölçeği genişletme ve görev dağılımını yeniden düzenleme yaklaşımının bir parçasıydı.

Danimarka'da 2007 reformuyla belediye sayısı 271'den 98'e düşürüldü; önceki il benzeri ara kademe yapıları beş bölgeyle değiştirildi. Reformda hizmet kapasitesi ve mali sürdürülebilirlik önemli gerekçeler arasındaydı.

Polonya'da 1999 yılında uygulamaya giren düzenlemeyle 49 bölgesel idari birim yerine 16 voyvodalık oluşturuldu. Bunun yanında bölgesel ve yerel özyönetim kademeleri yeniden yapılandırıldı.

Japonya ise özellikle 1999 sonrasında belediye birleşmelerine yöneldi. Yaşlanan nüfus, mali baskılar ve kamu hizmetlerinin örgütlenmesi bu reform sürecinin önemli unsurları arasındaydı.

Bu örneklerdeki bölge, belediye ve ara yönetim birimleri Türkiye'nin il ve ilçeleriyle birebir aynı hukuki konumda değildir.

Dolayısıyla yalnızca sayıların karşılaştırılması yanıltıcı olabilir.

Fakat örnekler ortak bir düşünceyi destekliyor:

İdari reformun tek bir sayısal yönü bulunmuyor. Bazı ülkeler birimleri büyütürken bazıları görevleri yeniden dağıtıyor; bazıları da kurumlar arası iş birliğini güçlendiriyor.

OECD araştırmalarının ortaya koyduğu temel sonuçlardan biri, ülkeler için geçerli tek bir ideal bölgesel yönetim modelinin bulunmamasıdır.

Türkiye açısından uluslararası deneyimin değeri, başka ülkelerin idari haritalarını taklit etmekte değil; reformların hangi sorunlara cevap vermek için tasarlandığını ve hangi sonuçlarla değerlendirildiğini anlamaktadır.

100 İl, 1000 İlçe İçin Hangi Ölçütler Esas Alınmalı?

Türkiye'de yeni bir il veya ilçe kurulması değerlendirilecekse karar süreci bilimsel ve karşılaştırılabilir verilere dayanmalıdır.

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının İl SEGE-2025 araştırması, 81 ilin sosyoekonomik gelişmişliğini 52 değişken üzerinden inceliyor.

İlçe SEGE-2022 ise 973 ilçeyi 56 değişken üzerinden değerlendiriyor.

Burada önemli bir istatistik ayrıntısı bulunuyor: İçişleri Bakanlığının 922 kaymakamlık sayısı ile SEGE araştırmasının kapsadığı 973 ilçe, farklı idari ve istatistiksel sayım kapsamlarını ifade ediyor. Bu nedenle herhangi bir reform hesabında kullanılan birim tanımı açıkça belirtilmelidir.

SEGE araştırmaları, gelişmişlik farklılıklarını anlamak için önemli bir bilimsel temel sunuyor.

Ancak bir ilçenin sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında üst sıralarda bulunması, otomatik olarak il olması gerektiğini göstermez.

Benzer şekilde düşük gelişmişlik düzeyi de tek başına yeni il kurulmasını gerektirmez.

İdari statü değerlendirmelerinde nüfus, ekonomik merkez olma niteliği, ulaşım süreleri, hizmet erişimi, çevresindeki yerleşimlerle ilişkiler, coğrafi engeller ve kurumsal kapasite birlikte incelenmelidir.

Ayrıca kurulacak yeni teşkilatların başlangıç yatırımları, personel giderleri ve uzun vadeli işletme maliyetleri ile sağlayacağı hizmet kazanımları karşılaştırılmalıdır.

Çünkü bazı bölgelerde yeni bir il merkezi kamu hizmetlerini yaklaştırabilirken başka bölgelerde mevcut merkezlerin güçlendirilmesi daha uygun bir seçenek olabilir.

Bir idari düzenlemenin gerçek değeri, sağladığı unvanda değil, ürettiği ölçülebilir kamu yararındadır.

Türkiye'nin 2050 Ufku: Sınırların Ötesinde Bir Yönetim Vizyonu

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına ilişkin değerlendirmelerimizi yalnızca bugünün ihtiyaçlarıyla sınırlandırmamalıyız.

2050'ye uzanan dönemde Türkiye'nin nüfus yapısındaki değişim, kentleşme eğilimleri, iklim riskleri, sanayi dönüşümü, ulaşım teknolojileri ve dijital kamu hizmetleri idari planlamayı etkileyecek.

Örneğin nüfusu azalan bir kırsal bölgede kamu hizmetlerinin sürdürülebilirliği ile büyükşehir çevresinde hızla gelişen bir sanayi ilçesinin yönetim ihtiyaçları aynı değildir.

Birinde hizmete fiziksel erişim ön plana çıkabilirken diğerinde yoğun nüfusun, altyapının ve ekonomik faaliyetlerin koordinasyonu belirleyici olabilir.

Bu nedenle Türkiye'nin idari geleceği için tek tip bir model yerine, ülke bütünlüğü içinde farklı bölgesel ihtiyaçlara cevap verebilen bir yönetim yaklaşımı tartışılmalıdır.

Burada reformun yalnızca mülki idare açısından değil, kamu maliyesi, afet yönetimi, güvenlik, eğitim, sağlık, ulaştırma ve yerel kalkınma bakımından da sonuçları olacaktır.

Yeni bir idari statünün yatırım ve istihdam üzerinde olumlu etkiler oluşturması mümkündür. Ancak bu etkilerin gerçekleşmesi, idari değişikliğin yanında ekonomik politikaların, altyapı yatırımlarının ve insan kaynağının geliştirilmesine de bağlıdır.

Dolayısıyla il sayısını artırmak tek başına kalkınma politikası olarak görülmemelidir.

Kamu yönetiminde asıl hedef, değişen coğrafi ve toplumsal şartlar karşısında devletin hizmet sunma kapasitesini artırmak olmalıdır.

Bu hedefin gerçekleşip gerçekleşmediği ise yalnızca yeni kurulan kurumların sayısıyla değil; vatandaşın hizmete ulaşma süresi, hizmet kalitesi, kamu harcamalarının etkinliği ve bölgesel gelişmişlik göstergeleriyle izlenebilir.

Son Söz: Haritadan Önce Geleceği Tasarlamak

Dr. Devlet Bahçeli'nin Türkgün gazetesine verdiği demeç, Türkiye'nin idari yapılanması hakkında yeniden düşünmek için somut bir tartışma zemini oluşturuyor.

Ancak böyle bir tartışmanın değeri, siyasi açıklamanın tekrar edilmesiyle değil, önerinin hukuki, ekonomik, coğrafi ve toplumsal sonuçlarının incelenmesiyle ortaya çıkar.

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Türkiye'nin idari geleceğine ilişkin değerlendirmeler; üniversitelerin bilimsel birikimini, kamu kurumlarının uygulama deneyimini, yerel yönetimlerin ihtiyaçlarını ve vatandaşların hizmet beklentilerini birlikte ele alabilmelidir.

Belirleyici olan yeni il ve ilçelerin sayısı kadar, kamu hizmetlerinin nasıl örgütleneceği, yetkilerin nasıl kullanılacağı, mali kaynakların nasıl yönetileceği ve sonuçların nasıl denetleneceğidir.

Bir ülkenin geleceğini planlamak, geçmişinden kopmak anlamına gelmez. Tarihî birikimini koruyarak değişen dünyanın ihtiyaçlarına cevap aramak anlamına gelir.

Bu nedenle 100 il ve 1000 ilçe önerisini değerlendirirken sayılardan önce ihtiyaçları, idari sınırlardan önce hizmet ilişkilerini, kurumsal yapılardan önce insanı düşünmeliyiz.

Çünkü güçlü bir devletin ölçüsü, haritasında kaç il bulunduğu değil; ülkesinin her köşesinde insanına ne ölçüde güvenilir, erişilebilir, adil ve nitelikli kamu hizmeti sunabildiğidir.

Türkiye'nin idari geleceği üzerine tartışmayı derinleştirecek asıl soru da budur:

Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yalnızca yeni bir idari harita mı oluşturacağız, yoksa geleceğin ihtiyaçlarına cevap verebilen bir kamu yönetimi kapasitesini mi geliştireceğiz?

Akıl penceremden bakınca, araştırılması ve cevaplanması gereken sorunun bu olduğunu görüyorum.


Kaynaklar

  1. Türkgün (1 Kasım 2026). MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin “100 İl, 1000 İlçe” özel demeci.
    https://www.turkgun.com/siyaset/mhp-lideri-bahceli-100-il-1000-ilce-projesini-kamuoyuyla-paylasti-19-yeni-il-ve-78-yeni-ilce-kurulmali/412018

  2. Anayasa Mahkemesi. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 123, 126 ve 127. maddeler.
    https://anayasa.gov.tr/tr/mevzuat/anayasa/

  3. İçişleri Bakanlığı. Valilikler ve Kaymakamlıklar.
    https://www.icisleri.gov.tr/valilikler
  4. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı. İl SEGE-2025 ve İlçe SEGE-2022 araştırmaları.
    https://www.sanayi.gov.tr/merkez-birimi/b94224510b7b/sege/il-sege-

  5. OECD (2017). Multi-level Governance Reforms: Overview of OECD Country Experiences.
    https://doi.org/10.1787/9789264272866-en

  6. OECD (2022). Regional Governance in OECD Countries: Trends, Typology and Tools.
    https://doi.org/10.1787/4d7c6483-en


Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Akıl Penceremden | Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
www.gazeteankara.com.tr
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr

Gelecek yazı: Türkiye'nin Yeni Kalkınma Coğrafyası: 100 İl, 1000 İlçe Bölgesel Eşitsizlikleri Azaltabilir mi?

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)