Belirsiz Bir Dünyada Çocuk Büyütmek
Gelecek hiç bu kadar belirsiz olmamıştı.
Dünyanın dört bir yanında savaşlar, ekonomik kırılganlıklar, göçler ve iklim krizleri yaşanıyor. Artık bir sabah uyandığımızda dengelerin değiştiğini, haritaların yeniden çizildiğini görebildiğimiz bir çağdayız. Haberler yalnızca bilgi vermiyor; kaygı üretiyor, huzursuzluk yayıyor ve geleceğe dair güven duygumuzu sessizce aşındırıyor.

Peki böyle bir dünyada çocuk büyütmek ne anlama geliyor?
Bugünün çocukları yalnızca oyuncaklarla, okullarla ve sınavlarla büyümüyor. Aynı zamanda ebeveynlerinin kaygılarıyla, ev içinde konuşulan krizlerle ve ekranlardan taşan belirsizlikle büyüyorlar. Üstelik düşündüğümüzden çok daha fazlasını hissediyorlar. Söylenmeyeni de duyuyor, saklananı da fark ediyorlar.
Birçok anne-babanın zihninde aynı soru var:
“Çocuğumun geleceği ne olacak?”
Bu artık sadece eğitim ya da meslek seçimiyle ilgili bir soru değil. Daha derin, daha varoluşsal bir kaygı… Güvenli bir dünya olacak mı? Savaşlar bitecek mi? Ekonomik düzen sürdürülebilecek mi? Çocuğuma nasıl bir hayat bırakacağım?
Bu soruların net bir cevabı yok.
Ama belki de ihtiyacımız olan şey, bu belirsizlikleri ortadan kaldırmak değil. Zaten bu mümkün değil. Asıl ihtiyaç, belirsizlik içinde güven duygusu inşa edebilmek.
Çünkü çocuklar için en güçlü güven kaynağı dünya değil, ebeveyndir. Dünya kaotik olabilir; ama çocuk için “ev” hâlâ güvenli bir liman olabilir. Bir çocuğun en çok ihtiyaç duyduğu cümle şudur:
“Ne olursa olsun, ben buradayım.”
Çocukların geleceği yalnızca dış dünyanın ne kadar güvenli olduğuna bağlı değildir. Aynı zamanda iç dünyalarının ne kadar sağlam olduğuna da bağlıdır. Duygularını tanıyabilen, stresle baş edebilen, belirsizliğe tahammül edebilen bir çocuk; değişen dünyada ayakta kalabilir.
Bu yüzden çocuk yetiştirmek artık sadece akademik başarıya yatırım yapmak değildir. Aynı zamanda psikolojik dayanıklılık inşa etmektir.
Çocuğa her şeyi kontrol edebileceği bir dünya vaat edemeyiz.
Ama kontrol edemediği şeylerle nasıl baş edeceğini öğretebiliriz.
Her şeyi garanti altına alamayız.
Ama düştüğünde yeniden kalkabileceğini hissettirebiliriz.
Her sorunun cevabını veremeyiz.
Ama sorularıyla yalnız olmadığını gösterebiliriz.
Belki de bu çağın ebeveynliği tam olarak budur:
Belirsiz bir dünyada, içsel olarak güçlü çocuklar yetiştirmek.
Çünkü gelecek her zaman belirsizdi.
Sadece biz artık bunun daha fazla farkındayız.
Ve belki de en büyük sorumluluğumuz;
çocuklarımıza korkularımızı değil, dayanıklılığımızı miras bırakmaktır.
Çocuklarımızla Nasıl Konuşmalıyız?
Gelecek belirsiz. Dünya karmaşık. Haberler çoğu zaman içimizi daraltıyor.
Ama bu karmaşanın ortasında çoğu zaman gözden kaçırdığımız bir gerçek var:
Çocuklarımız dünyayı bizim anlattığımız kadar tanıyor.
Onlar için gerçeklik, gördüklerinden çok duydukları ve hissettikleriyle şekilleniyor. Ve en çok da bizim kurduğumuz cümlelerle…
Bir çocuk korktuğunda çoğu ebeveyn refleks olarak “Bir şey yok, korkmana gerek yok” der. Oysa çocuk, dış gerçeklikten çok ebeveyninin tutarsızlığını hisseder. Çünkü çocuk bilir: Bir şeyler vardır, ama adı konmuyordur.
Bu yüzden çocukla kurulan dilin ilk kuralı korkuyu yok saymak değil, onu tanımaktır.
“Sanırım korkmuşsun” diyebilmek, “abartıyorsun” demekten çok daha iyileştiricidir. Çünkü çocuk anlaşılmadan sakinleşemez.
Benzer şekilde, belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak da çoğu zaman yanıltıcıdır. “Her şey kontrol altında” cümlesi yetişkinler için bile kırılganken, çocuk için sürdürülebilir değildir.
Oysa “Bazen ne olacağını bilemeyiz ama birlikte baş edebiliriz” demek hem gerçeği inkâr etmez hem de çocuğun dayanıklılığını besler.
Çocuk yetiştirmenin en önemli yönlerinden biri de tam olarak budur:
Kontrol edemediğimiz bir dünyada, çocuklara kontrol edebilecekleri alanları gösterebilmek.
Çünkü çocuk, dünyanın tamamını değiştiremeyeceğini anladığında değil; hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini düşündüğünde kaygı üretir. Bu yüzden ona küçük ama güçlü bir alan bırakmak gerekir:
“Bazı şeyleri değiştiremeyiz ama kendi davranışlarımızı kontrol edebiliriz.”
Bir diğer önemli nokta ise umudu koruyabilmektir.
Evet, dünyada zor şeyler oluyor. Ama dünya yalnızca kötü haberlerden ibaret değil. İnsanlar hâlâ çözüm arıyor, birbirine yardım ediyor, dayanışma kuruyor.
Çocuğa sadece karanlığı anlatmak onu korumaz; aksine çaresiz bırakır.
Bu nedenle çocukla konuşurken dengeyi kurmak gerekir:
Ne gerçeği saklamak ne de felaketi büyütmek…
Ve belki de en önemlisi, çocuğa dünyanın değil, ebeveynin güvenli olduğunu hissettirmektir. Çünkü çocuk için asıl güven kaynağı dış dünya değil, bağ kurduğu yetişkindir.
“Ne olursa olsun yanındayım” diyebilen bir ebeveyn, çocuğun iç dünyasında en sağlam zemini oluşturur.
Bugün çocuklarımızı korkulardan tamamen arındırmamız mümkün değil.
Ama onları korkularıyla baş edebilecek hale getirmemiz mümkün.
Bunun yolu büyük cümlelerden değil, doğru cümlelerden geçiyor.
Belki de çocuklara söyleyebileceğimiz en güçlü cümle şudur:
“Dünya bazen zor olabilir… ama sen bu zorluklarla baş edebilecek güce sahipsin ve ben her zaman yanındayım.”
Doç. Dr. Dilşad Yıldız Miniksar
Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı | Köşe Yazarı
dyminiksar@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP