YAZARLAR

23 Temmuz 2026 Perşembe, 00:00

Yokluğun Hissedilmiyorsa, Varlığın Âlemin Sırtına Yüktür

İnsanın Gerçek Sermayesi Bıraktığı İzdir.

İnsan, yaratıldığı günden beri var olmanın anlamını aramaktadır. Nice filozoflar, nice mutasavvıflar, nice düşünürler bu sorunun peşinden yürüdüler. Kimi mutluluğu aradı, kimi hakikati, kimi ise ölümsüzlüğün sırrını...



Oysa insanı ölümsüz kılan ne servetidir ne makamıdır ne de alkışlarla karşılanan başarılarıdır. İnsanı yaşatan, ardında bıraktığı hayırdır. Gönüllerde açtığı penceredir. İnsanların hayatına kattığı değerdir.

İşte bu yüzden, "Yokluğun hissedilmiyorsa, varlığın âlemin sırtına yüktür." sözü yalnızca bir nasihat değil; insan olmanın anlamını özetleyen güçlü bir hayat ölçüsüdür.

Bir gün hepimiz bu dünyadan ayrılacağız. Geride bıraktığımız evler başkalarının olacak. Biriktirdiğimiz servet el değiştirecek. Makamlarımız başkalarına verilecek. Fakat güzel ahlakımız, iyiliklerimiz ve insanların yüreğinde bıraktığımız iz, nesiller boyunca yaşamaya devam edecektir.

Bugün mezar taşlarının sessizliği bize çok şey anlatır. Kimi insanların kabirleri yıllar geçse de çiçeklerle dolar; dualarla anılır. Kimilerinin ise isimleri bile zamanın tozları arasında kaybolur. Çünkü insanın gerçek ömrü, yaşadığı yıl sayısıyla değil; unutulmadığı zamanla ölçülür.

Toplumları ayakta tutan da işte bu görünmeyen bağdır. Bir öğretmenin öğrencisine verdiği cesaret… Bir annenin evladına aşıladığı merhamet… Bir babanın evine taşıdığı güven… Bir hekimin hastasına uzattığı şefkat eli… Bir komşunun zor zamanda kapıyı çalması… Bunların hiçbiri parayla ölçülemez. Fakat medeniyet dediğimiz büyük yapı, tam da bu küçük gibi görünen iyiliklerin omuzlarında yükselir.

Ne yazık ki çağımız, insanı başarıya endeksleyen bir anlayışı büyüttü. Daha çok kazanmak, daha çok tüketmek, daha çok görünmek, daha çok alkış almak... Oysa insanın gerçek büyüklüğü, kaç kişinin onu tanıdığıyla değil; kaç kişinin hayatına dokunduğuyla ölçülür.

Bir ağacı diken kişi, belki gölgesinde hiç oturamayacaktır. Ama yıllar sonra o ağacın altında serinleyen bir yolcu, farkında olmadan ona dua edecektir. Hayat da böyledir. Bugün yaptığımız iyiliklerin meyvesini belki biz görmeyiz; fakat insanlık görür.

Anadolu irfanı bize bunu öğretmiştir. Büyüklerimiz, "Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır." derken aslında ikram edilen kahveyi değil; gönülden gönüle kurulan bağı anlatıyorlardı. Bir selamın, bir tebessümün, bir vefanın insan ömrünü güzelleştirdiğini biliyorlardı.

İnsan, ardında yalnızca bir nesil bırakmaz; karakter bırakır. Söz bırakır. Dua bırakır. Güven bırakır. Eğer bunları bırakabiliyorsa gerçekten yaşamış demektir.

Hayatın en büyük yoksulluğu parasızlık değildir. En büyük yoksulluk, arkasından "İyi ki tanımışız." diyecek tek bir gönül bırakmadan yaşamaktır.

Her sabah kendimize şu soruyu sorabilsek, belki birçok şey değişecektir:

"Bugün kimin yükünü hafiflettim?"

"Kimin duasında yer buldum?"

"Kimin umudunu yeniden yeşerttim?"

Bu soruların cevabı, diplomalardan daha değerlidir. Çünkü insanın gerçek diploması, vicdanının imzasıdır.

Bizler, sadece yaşayan insanlar değil; aynı zamanda birbirimizin emanetiyiz. Komşumuzdan, öğrencimizden, meslektaşımızdan, ailemizden ve içinde yaşadığımız toplumdan sorumluyuz. İnsan olmanın asaleti de tam burada başlar.

Varlığımız bulunduğumuz yere huzur katıyorsa, güven veriyorsa, umut oluyorsa, işte o zaman yaşamışız demektir. Aksi hâlde yalnızca zaman tüketmiş oluruz.

Sonuç ve Değerlendirme

Hayat, insana verilmiş en kıymetli emanettir. Bu emanetin değeri; kaç yıl yaşadığımızla değil, o yıllara ne kadar anlam sığdırdığımızla ölçülür. Ardımızda bırakacağımız en büyük miras; evlerimiz, makamlarımız veya servetimiz değil, güzel ahlakımız, iyiliklerimiz ve gönüllerde bıraktığımız iz olacaktır.

Bugün bireyselliğin güçlendiği, insanların birbirine yabancılaştığı bir çağda, bu söz her zamankinden daha büyük bir anlam taşımaktadır. Çünkü toplumları ayakta tutan şey ekonomik güçten önce güven, merhamet, vefa ve dayanışmadır. Bu değerleri yaşatan insanlar ise yoklukları hissedilen insanlardır.

Öyleyse hayatımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. İnsanlara yük olmak yerine yük alan, kıran değil onaran, tüketen değil üreten, nefret değil umut taşıyan bireyler olmayı hedeflemeliyiz. Asıl başarı, ardımızdan bırakacağımız güzel hatıralar ve samimi dualardır.

Son nefes geldiğinde geriye dönüp baktığımızda, "İyi ki yaşamışım." diyebilmenin yolu; çok şeye sahip olmaktan değil, çok gönülde yer edinmekten geçmektedir. Çünkü insan, ardında bıraktığı iyilik kadar yaşar; hatırlandığı kadar var olur ve sevildiği kadar ölümsüzleşir.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)