YAZARLAR

02 Şubat 2026 Pazartesi, 00:00

Ortak Alfabe: Türk Dünyasının Sessiz ama Derin Devrimi

Türk dünyası bugün, belki de son yüzyılın en kritik eşiklerinden birinde duruyor. Siyasi sınırlarla ayrılmış, farklı alfabelerle yazan; fakat aynı dil ailesine, büyük ölçüde ortak bir tarihsel hafızaya ve benzer kültürel kodlara sahip milyonlarca insan, yeniden birbirini anlama ve birlikte düşünme arayışında. Bu arayışın en somut, en stratejik ve uzun vadede en kalıcı sonuçlar doğurabilecek adımlarından biri ise Türk Dünyası Ortak Alfabesi girişimi olarak öne çıkıyor.



Bu mesele, yüzeyden bakıldığında teknik bir “harf düzenlemesi” gibi algılanabilir. Oysa gerçekte alfabe, bir milletin yalnızca yazı sistemi değil; düşünme biçiminin, hafızasının ve kültürel sürekliliğinin taşıyıcısıdır. Dil nasıl ki bir toplumu ayakta tutan temel unsurlardan biriyse, alfabe de o dilin görünür yüzü, hafızaya açılan kapısıdır.

Bugün Türk dünyasında paradoksal bir durum yaşanmaktadır. Türkiye, Azerbaycan, Orta Asya Türk cumhuriyetleri, Tatarlar ve diğer Türk toplulukları büyük ölçüde aynı kelimeleri konuşabilmekte; fakat farklı alfabeler nedeniyle birbirlerinin metinlerini okuyamamaktadır. Latin, Kiril ve Arap kökenli alfabelerin eş zamanlı kullanımı, ortak kökten gelen diller arasında bile ciddi bir kopukluk yaratmıştır.

Bu durum sadece günlük iletişimi değil; tarih, edebiyat ve ortak kültürel bilinç oluşumunu da zayıflatmaktadır. Bir ülkede yazılan edebî eser, diğerinde tercüme edilmeden okunamamakta; akademik çalışmalar sınırlı çevrelerde kalmakta; ortak tarih anlatısı parçalı bir hâl almaktadır. Ortak alfabe fikri, tam da bu kopukluğa verilmiş bilinçli ve stratejik bir cevap olacaktır.

Önerilen 34 harften oluşan ortak Türk alfabesi, Türk dillerinde var olan sesleri mümkün olduğunca eksiksiz karşılamayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle alfabe, belirli bir lehçeyi merkeze alan tek tipleştirici bir yapı değil; aksine kapsayıcı ve çoğulcu bir yaklaşımı temsil eder. Türkiye Türkçesinde bulunmayan; ancak Kazakça, Kırgızca, Tatarca ya da Özbekçede yer alan ñ, q, w benzeri seslerin de alfabe içinde karşılık bulması, her lehçenin kendi fonetik kimliğini koruyarak ortak bir yazı sistemine dâhil olmasını mümkün kılmaktadır. Bu anlayış, “Herkes aynı şekilde yazsın” dayatması değil; “Herkes aynı sistemi paylaşsın” yaklaşımıdır.

Ortak alfabenin sağlayacağı faydalar, sadece kültürel sembolizmle sınırlı değildir. Eğitim, bilim ve akademi alanında doğrudan ve somut kazanımlar söz konusu olacaktır. Ortak ders kitapları, akademik yayınlar ve dijital içerikler üretmek kolaylaşacak; Türk dünyası içinde öğrenci ve akademisyen hareketliliği önemli ölçüde artacaktır. Bugün bir Türk öğrencisi başka bir Türk ülkesinde eğitim almak istediğinde, çoğu zaman önce yeni bir alfabe öğrenmek zorunda kalmaktadır. Bu durum hem zaman kaybına hem de psikolojik sorunlara yol açmaktadır. Ortak alfabe ise bu engeli ortadan kaldırarak bilgi dolaşımını hızlandıracak, bilimsel iş birliğini derinleştirecektir.

Latin temelli ortak alfabenin bir diğer stratejik avantajı, dijital teknolojilerle yüksek uyumudur. Klavye sistemlerinden yazılımlara, arama motorlarından yapay zekâ uygulamalarına kadar dijital dünyanın temel altyapısı Latin harfleri üzerine kuruludur. Bu gerçeklik göz önüne alındığında, ortak alfabe Türk dillerinin küresel dijital görünürlüğünü de artıracaktır. Ortak medya platformları, haber ajansları, dijital yayıncılık ve hatta ortak dizi-film projeleri için de bu alfabe güçlü bir zemin oluşturacaktır. Bir ülkede üretilen içerik, diğerinde çeviriye gerek kalmadan tüketilebilecek; böylece Türk dünyası içinde ortak bir kamuoyu ve kültürel dolaşım alanı gelişecektir.

Dil birliği, tarih boyunca sadece kültürel değil; aynı zamanda siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurmuştur. Ortak alfabe; diplomasi, ticaret, medya ve kamuoyu etkileşimini doğrudan güçlendirecek bir unsurdur. Bu yönüyle alfabe, masum bir teknik tercih değil; stratejik bir araçtır. Elbette alfabe meselesi teknik olduğu kadar siyasidir de. Tarihsel deneyimler, alışkanlıklar ve iç politik dinamikler bu süreci zaman zaman yavaşlatabilmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki alfabe değişimi ya da ortaklaşması bir kopuş değil; anlamlı bir yöneliştir. Bu geçmişi inkâr etmeden, geleceği birlikte inşa etme iradesinin ifadesidir.

Unutulmamalı! Türk alfabesi meselesi bir “harf tartışması” değildir. Bu mesele; Türk dünyasının birbirini ne ölçüde anlayacağı, ne kadar birlikte düşüneceği ve küresel ölçekte ne kadar güçlü bir kültürel aktör olacağı sorusuyla doğrudan bağlantılıdır. Alfabe sessizdir; slogan atmaz, manşetlerde boy göstermez. Ancak doğru zamanda ve doğru bilinçle atılan alfabe adımları, en derin ve en kalıcı devrimleri başlatır. Türk dünyası için ortak alfabe, tam da böyle bir devrimin eşiğidir.

Sonuç ve Değerlendirme

Türk Dünyası Ortak Alfabesi girişimi, kısa vadeli politik kazanımların ötesinde, uzun vadeli bir medeniyet tasavvurunun parçası olarak değerlendirilmelidir. Ortak alfabe; dil, kültür, eğitim ve dijital alanlarda karşılıklı etkileşimi artırarak Türk dünyasının iç bütünlüğünü güçlendirme potansiyeline sahiptir. Bu süreç, aceleci adımlarla değil; toplumsal mutabakat, akademik katkı ve kademeli uygulamalarla ilerlemelidir.

Başarıya ulaşması hâlinde ortak alfabe, sadece bugünün iletişim sorunlarını çözmekle kalmayacak; gelecek kuşaklara daha güçlü bir ortak hafıza ve daha derin bir kültürel bağ bırakacaktır. Bu yönüyle ortak alfabe, geçmişten devralınan mirası geleceğe taşıyan stratejik bir köprü niteliğindedir. Türk dünyasının bu köprüyü birlikte ve bilinçle inşa etmesi, sessiz ama etkisi yüzyıllar sürecek bir dönüşümün kapısını aralayacaktır. Ayrıca dünya barışına da katkı sağlayacaktır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)