YAZARLAR

02 Ekim 2026 Cuma, 00:00

Küresel Arenada Nicelikten Niteliğe: Türk Yükseköğretiminin 2027 Ufku

124 üniversiteyle dünya sahnesinde yükselen Türkiye için asıl mesele artık sıralamalara girmek değil; bilimde kalıcı bir ağırlık merkezi hâline gelmektir.

Bir ülkenin geleceği yalnızca yollarının uzunluğu, fabrikalarının sayısı veya sahip olduğu ekonomik büyüklükle ölçülmez.

Bir ülkenin gerçek gücü; ürettiği bilgi, yetiştirdiği insan, geliştirdiği teknoloji ve dünyaya sunduğu bilimsel değer ile anlaşılır.

Bu nedenle üniversite sıralamaları, yalnızca akademik kurumların yarıştığı bir tablo değildir. Aynı zamanda ülkelerin bilim, teknoloji, insan kaynağı ve gelecek tasavvurlarının küresel ölçekteki yansımasıdır.

30 Eylül 2026 tarihinde açıklanan Times Higher Education (THE) Dünya Üniversite Sıralaması 2027, bu açıdan Türkiye için üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken önemli bir fotoğraf ortaya koymuştur. THE 2027, 118 ülke ve bölgeden 2.297 üniversiteyi değerlendirmiştir. Böylece sıralama, bugüne kadarki en geniş kapsamlı küresel üniversite değerlendirmelerinden biri hâline gelmiştir. (Times Higher Education (THE))

Türkiye'nin 124 üniversiteyle bu küresel tabloda yer alması ise yalnızca bir sayı değildir. Bu sayı, Türk yükseköğretim sisteminin artık dünya akademik ekosisteminin dışında olmadığının açık bir göstergesidir.

Fakat tam da burada önemli bir soru karşımıza çıkmaktadır: Dünya üniversiteleri arasına girmek mi önemlidir, yoksa dünya üniversiteleri arasında ağırlık merkezi olmak mı?

Bence Türkiye'nin bundan sonraki temel meselesi budur.

Türkiye'nin Önündeki Yeni Eşik: Nicelikten Niteliğe

Türkiye'nin üniversite sayısındaki artış, yükseköğretime erişimin genişlemesi bakımından önemli bir başarıdır. Ancak üniversitelerin sayısını artırmak ile dünya çapında bilim üreten üniversitelerin sayısını artırmak aynı şey değildir.

Bir başka ifadeyle; Üniversite kurmak başka, üniversite markası oluşturmak başkadır. Bugün Türkiye'nin önünde artık ikinci aşama bulunmaktadır.

THE 2027 sonuçlarında Türkiye'nin en güçlü temsilcileri arasında Koç Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi 326-350 bandında, Sabancı Üniversitesi 376–400, Boğaziçi Üniversitesi ise 401-450 bandında yer almıştır. Bilkent Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi de 651-700 bandında kendilerine yer bulmuştur.

Bu tablo Türkiye'nin önemli bir akademik çekirdek oluşturduğunu göstermektedir. Fakat mesele bu çekirdeğin nasıl genişletileceğidir. Çünkü küresel akademik rekabet artık yalnızca yayın sayısıyla yürümemektedir.

Araştırmanın kalitesi, atıf etkisi, uluslararası araştırma ağları, sanayi iş birlikleri, teknoloji transferi, doktora eğitimi, nitelikli akademik insan gücü ve küresel görünürlük artık üniversitelerin gerçek gücünü belirleyen temel unsurlar hâline gelmiştir.

Dolayısıyla önümüzdeki dönem için hedefimiz açık olmalıdır: Daha fazla üniversiteyi sıralamaya sokmak değil, daha fazla üniversitemizi üst sıralara taşımak.

Gazi Üniversitesi: Bir Cumhuriyet Kurumundan Küresel Bilgi Merkezine

İşte bu noktada benim için ayrı ve özel bir anlam taşıyan Gazi Üniversitesi üzerinde özellikle durmak gerekir. Çünkü Gazi Üniversitesi yalnızca bir üniversite değildir. Gazi, Cumhuriyet Türkiye'sinin eğitim ve bilim yürüyüşünün önemli kilometre taşlarından biridir.

Temelleri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla 1926 yılında Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü olarak atılmış; 1929'da Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü, 1976'da Gazi Eğitim Enstitüsü adını almış ve nihayet 1982 yılında Gazi Üniversitesi kimliğine kavuşmuştur. Bu tarih bize önemli bir şey söylüyor: Gazi'nin hikâyesi bir sıralama hikâyesinden çok daha eskidir.

Gazi'nin hikâyesi, Türkiye'nin öğretmen yetiştirme, mühendislik, teknik eğitim, sağlık, bilim ve teknoloji kapasitesini oluşturma hikâyesidir.

Bugün Gazi Üniversitesi'nin farklı akademik alanları kapsayan geniş yapısı, bu tarihî mirasın üzerine kuruludur. THE'nin güncel profilinde üniversitenin 21 fakülte, 4 yüksekokul, 52 araştırma merkezi ve 7 lisansüstü enstitüden oluştuğu görülmektedir. Üniversitenin Ankara'daki Beşevler, Emek, Maltepe, Gölbaşı, Çubuk, Ostim ve Polatlı gibi farklı yerleşkelerinde faaliyet göstermesi de bu geniş akademik yapının göstergelerindendir.

Bugün Gazi Üniversitesi'nin yaklaşık 41 bin öğrencisi bulunmaktadır. THE verilerinde uluslararası öğrencilerin oranı yüzde 5, öğrenci/akademik personel oranı ise 19 olarak verilmektedir.

Bu rakamların arkasında binlerce akademisyen, araştırmacı, öğrenci ve idari personelin emeği vardır. Dolayısıyla Gazi'nin sıralamadaki her basamağı, aslında büyük bir akademik emeğin küresel ölçekteki karşılığıdır.

Gazi Üniversitesi'nin 2027 Mesajı: Potansiyel Var, Sıra İvmeyi Artırmakta

THE Dünya Üniversite Sıralaması 2027'de Gazi Üniversitesi 1201–1400 bandında yer almaktadır.

Bu sonuç, elbette Gazi Üniversitesi'nin gerçek akademik kapasitesinin yalnızca tek bir göstergesidir. Çünkü üniversiteleri yalnızca genel sıralamadaki konumlarıyla değerlendirmek, akademik hayatın çok boyutlu yapısını tek bir rakama indirgemek olur. Nitekim Gazi'nin alan bazındaki performansı çok daha dikkat çekici bir tablo ortaya koymaktadır.

THE 2026 alan sıralamasında Gazi Üniversitesi yedi farklı akademik alanda yer almış; özellikle Bilgisayar Bilimleri alanında 801-1000 bandından 601-800 bandına yükselmiştir.

Eğitim Bilimleri alanında ise 501-600 bandından 401-500 bandına çıkmıştır.   Bu yükselişler tesadüf değildir. Çünkü Gazi'nin tarihî kimliğinde eğitim vardır. Teknik ve mühendislik geleneğinde teknoloji vardır. Bilgisayar bilimlerinde geleceğin dijital dünyasına dönük araştırma vardır. Ve bütün bunların kesiştiği yerde insan yetiştirme misyonu vardır.

Dahası, QS 2026 alan sıralamasında Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri alanında dünyada 88. sıraya yükselmiş ve Türkiye'de birinci sıradaki yerini korumuştur. Üniversite aynı sıralamada 10 ayrı akademik alanda yer almıştır.

Bütün bunlar bize şunu göstermektedir: Gazi'nin gelecekteki sıçramasının anahtarı, sahip olduğu tarihî marka değerini güçlü araştırma çıktılarıyla daha fazla buluşturmaktır.

Üniversite Sıralaması Bir Sonuçtur; Asıl Yarış Bilginin Kendisiyle Yapılır

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Sıralamalar hedef değildir. Sıralamalar, yapılan işin küresel ölçekteki göstergelerinden biridir.

Asıl hedef;

  • Nitelikli bilimsel yayın üretmek,
  • Yüksek etkili araştırmalar gerçekleştirmek,
  • Patent ve teknoloji geliştirmek,
  • Sanayi ile üniversite arasındaki duvarları kaldırmak,
  • Uluslararası ortak araştırma projelerini çoğaltmak,
  • Güçlü doktora programları oluşturmak,
  • Genç araştırmacıları desteklemek,
  • Yabancı akademisyen ve öğrenciler için cazibe merkezi olmak,
  • Mezunların istihdam ve girişimcilik kapasitesini yükseltmek,
  • Bilgiyi ekonomik ve toplumsal değere dönüştürmektir.

YÖK'ün yükseköğretim hedefleri de artık bu dönüşümü açıkça ortaya koymaktadır. Kurumun performans hedeflerinde 2027 yılı için dünya akademik başarı sıralamalarında ilk 500'e giren üniversite sayısının artırılması hedeflenirken, üniversitelerin ilk 100'e taşınması da uzun vadeli hedefler arasında gösterilmektedir.

Demek ki mesele yalnızca üniversite sayısını artırmak değildir.

Türkiye artık üniversiteleşme döneminden dünya ölçeğinde üniversite markaları oluşturma dönemine geçmek zorundadır.

Anadolu Üniversiteleri de Küresel Yarışın Parçasıdır

Bu yarış yalnızca İstanbul ve Ankara'daki birkaç üniversitenin yarışı değildir. Türkiye'nin akademik geleceği Anadolu üniversitelerinin de güçlenmesinden geçmektedir.

Bu bakımdan Erciyes Üniversitesi'nin gösterdiği yükseliş, Anadolu'nun bilimsel potansiyelini ortaya koyması bakımından dikkate değerdir. Çünkü Türkiye'nin bilimsel gücü birkaç kampüse sıkıştırılamaz.

Erciyes'ten Atatürk Üniversitesine, Hacettepe'den Ege'ye, Yıldız Teknik'ten Gazi'ye kadar her üniversitenin kendi uzmanlık alanında oluşturacağı mükemmeliyet merkezi, Türkiye'nin toplam bilimsel gücünü yükseltecektir.

Burada yeni bir anlayışa ihtiyacımız vardır: Her üniversite her alanda dünyada ilk olmak zorunda değildir.

Fakat her üniversite, güçlü olduğu birkaç alanda dünya çapında söz sahibi olabilir.

Bir üniversite yapay zekâda, diğeri savunma teknolojilerinde, bir başkası biyoteknolojide, diğeri eğitim bilimlerinde, başka bir üniversite tarım teknolojilerinde veya sağlık bilimlerinde küresel marka hâline gelebilir.

Türkiye'nin ihtiyacı belki de tam olarak budur: Üniversiteler arasında rekabetten çok, uzmanlaşmaya dayalı bir akademik ekosistem.

Yapay Zekâ Çağında Üniversitenin Anlamı Değişiyor

Bugün üniversiteleri geçmişin ölçüleriyle değerlendiremeyiz. Yapay zekâ, kuantum teknolojileri, biyoteknoloji, siber güvenlik, robotik, büyük veri, çip teknolojileri ve otonom sistemler dünyayı yeniden şekillendiriyor.

Üniversiteler artık yalnızca bilgi aktaran kurumlar değildir. Bilginin üretildiği, sorgulandığı, sınandığı ve teknolojiye dönüştürüldüğü merkezlerdir.

Bu nedenle Türkiye'nin 2027 sonrası üniversite politikası, yapay zekâ çağının ihtiyaçlarını merkeze almak zorundadır.

Gazi Üniversitesi gibi köklü kurumların burada büyük bir avantajı vardır. Çünkü köklü üniversitelerin sahip olduğu şey yalnızca bina ve laboratuvar değildir.

  • Kurumsal hafızadır.
  • Akademik kültürdür.
  •  Mezun ağıdır.
  • Bilim insanı yetiştirme geleneğidir.

Ve en önemlisi, farklı disiplinleri aynı çatı altında buluşturabilme kapasitesidir.

Gazi'nin eğitim bilimlerinden mühendisliğe, bilgisayar bilimlerinden sağlık bilimlerine kadar uzanan geniş akademik yapısı, bu açıdan önemli bir potansiyel taşımaktadır. THE'nin 2027 profilinde Gazi'nin bilgisayar bilimleri, mühendislik, eğitim, yaşam bilimleri, sağlık, fizik bilimleri ile sanat ve beşerî bilimler gibi geniş bir alanda faaliyet gösterdiği görülmektedir.

Şimdi yapılması gereken, bu disiplinleri yapay zekâ ve disiplinlerarası araştırma ekseninde daha güçlü biçimde buluşturmaktır.

Gazi'nin Geleceği: Daha Çok Değil, Daha Etkili Bilim

Benim açımdan Gazi Üniversitesi için gelecek hedefi yalnızca genel dünya sıralamasında daha yukarı çıkmak değildir.

Asıl hedef; daha nitelikli araştırma, daha yüksek atıf etkisi, daha fazla uluslararası proje, daha güçlü sanayi iş birliği, daha fazla patent, daha fazla teknoloji transferi ve daha görünür bir küresel akademik ağ oluşturabilmektir.

Gazi'nin geçmişten bugüne taşıdığı öğretmen yetiştirme ve insan yetiştirme misyonu, bugün araştırmacı yetiştirme misyonuyla tamamlanmalıdır.

Çünkü 21. yüzyılda ülkelerin gerçek sermayesi artık yalnızca petrol, doğal gaz veya maden değildir. En değerli maden bilgidir.

Bilgiyi üreten ülkeler geleceği şekillendirir. Bilgiyi ithal edenler ise geleceği başkalarının ürettiği teknoloji üzerinden yaşar. Türkiye'nin ikinci grupta kalma lüksü yoktur.

2027'den 2030'a: Önümüzde Yeni Bir Akademik Ufuk Var

THE 2027 sonuçlarını bu nedenle yalnızca bir başarı tablosu olarak değil, bir stratejik yol haritası olarak okumalıyız.

Türkiye'nin 124 üniversiteyle küresel sıralamada yer alması önemli bir kazanımdır. Ama bundan sonra sorulması gereken soru şudur: Bu 124 üniversitenin kaçını ilk 1000'e, kaçını ilk 500'e, kaçını ilk 100'e taşıyabiliriz?

İşte asıl mücadele şimdi başlıyor. Dünya artık üniversiteleri yalnızca kampüslerinin büyüklüğüyle değerlendirmiyor.

  • Laboratuvarlarının ne ürettiğine,
  • Bilim insanlarının hangi problemlere çözüm geliştirdiğine,
  • Öğrencilerinin dünyaya ne kattığına,
  • Sanayiyle ne kadar bütünleştiğine,
  • Uluslararası bilim ağlarında ne kadar etkili olduğuna bakıyor.

·        Bu nedenle önümüzdeki yılların üniversitesi; Ders veren değil, araştıran; çözüm üreten; dünyaya yön veren üniversite olmak zorundadır.

Sonuç ve Değerlendirme

THE 2027 Dünya Üniversite Sıralaması Türkiye için önemli bir eşiktir. 124 üniversitemizin küresel akademik haritada görünür olması gurur vericidir.

Ancak gurur, rehavete dönüşmemelidir. Çünkü dünya üniversiteleri arasındaki yarış her geçen gün daha da sertleşmektedir. Bugün bizi sevindiren 124 sayısı, yarın daha yüksek hedeflerin başlangıç noktası olmalıdır.

Türkiye'nin bundan sonraki hedefi açık olmalıdır: Nicelikten niteliğe, görünürlükten etkiye, yayından patente, bilgiden teknolojiye, ulusal başarıdan küresel liderliğe geçmek.

Bu yürüyüşte Gazi Üniversitesi'nin özel bir yeri vardır. Çünkü Gazi, Cumhuriyet'in eğitim ve bilim idealinin köklü kurumlarından biridir.

1926'dan bugüne uzanan yaklaşık bir asırlık birikimi, onu yalnızca geçmişiyle övünen bir kurum değil; geleceği inşa etme sorumluluğu taşıyan bir üniversite hâline getirmektedir.

Gazi'nin eğitim bilimlerinde dünya 88'inciliğine kadar yükselen performansı, bilgisayar bilimlerinde 601- 800 bandına ilerlemesi ve farklı disiplinlerdeki uluslararası görünürlüğü, bu potansiyelin somut göstergeleridir.

Şimdi yapılması gereken, bu başarıları kurumsal bir sıçramaya dönüştürmektir. Çünkü Türkiye'nin üniversiteleri artık dünyaya kendilerini tanıtmak zorunda değildir. Dünyaya ne katabileceklerini göstermek zorundadır.

Ve unutmayalım!  Bir üniversitenin gerçek büyüklüğü, kampüsünün kaç dönüm olduğu ile değil; insanlığın geleceğine kaç fikir kazandırdığıyla ölçülür.

Türkiye'nin 2027 ufku da tam burada başlamaktadır.

Artık mesele dünyada kaç üniversitemizin bulunduğu değildir. Mesele, dünyada kaç üniversitemizin iz bıraktığıdır.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazete Ankara DHP-Köşe Yazarı
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)