YAZARLAR

09 Ocak 2026 Cuma, 00:00

Kuantum Çağında Güvenlik: Siber Tehditler Biter mi, Yoksa Şekil mi Değiştirir?

Zaman zaman kamuoyunda dillendirilen bir soru var: “Siber güvenlik uzmanlığı gerçekten bitiyor mu?Bu soru, ilk bakışta masum görünse de aslında meselenin özünü kaçırıyor. Çünkü siber güvenlik, biten bir alan değil; her teknolojik kırılmayla birlikte yeniden tanımlanan, hatta daha da karmaşık hâle gelen bir ekosistemdir. Tehditler değiştikçe, onları anlayan ve öngören uzmanlara duyulan ihtiyaç da artmaktadır. Ancak bu ihtiyaç, klasik bilgi birikimiyle değil; değişen tehditin doğasını kavrayabilen yeni bir zihniyetle karşılanabilecektir.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, dünkü siber güvenlik anlayışının artık yeterli olmadığını açıkça göstermektedir. Yapay zekâ destekli saldırılar, otonom zararlı yazılımlar ve devlet destekli siber operasyonlar, “bildiğini uygulayan” uzman profilinin ötesine geçilmesini zorunlu kılmaktadır. Artık ezberden çok analiz, araçtan çok algoritma, yazılımdan çok matematik konuşulmaktadır. Bu dönüşüm, siber güvenliğin zayıfladığını değil; tam tersine derinleştiğini göstermektedir.

Bu derinleşmenin merkezinde ise kuantum bilgisayarlar yer almaktadır. Kuantum bilgisayarların, bugün yaygın olarak kullanılan RSA ve ECC gibi açık anahtarlı şifreleme algoritmalarını teorik olarak kırabileceği artık bilimsel bir tartışma konusu olmaktan çıkmıştır. Bu durum, küresel ölçekte bir paniğe değil; bilinçli bir hazırlık sürecine yol açmıştır. Zira mesele, kuantum bilgisayarların bir gün bu güce ulaşması değil, o güne ne kadar hazır olunacağıdır.

Tam da bu noktada kuantuma dayanıklı şifreleme çalışmaları hız kazanmıştır. Post-quantum kriptografi olarak adlandırılan bu alan, klasik bilgisayarlar üzerinde çalışabilen ancak kuantum saldırılarına karşı dirençli yeni algoritmalar geliştirmeyi hedeflemektedir. Yani kuantum, yalnızca mevcut güvenlik mimarisini tehdit eden bir unsur değil; aynı zamanda daha sağlam bir güvenlik anlayışını zorunlu kılan bir uyarı işlevi de görmektedir.

İlginç olan şudur ki, kuantum teknolojileri aynı anda hem saldırının hem savunmanın aracı hâline gelmektedir. Bir yandan mevcut şifreleme sistemlerini kırma potansiyeli taşırken, diğer yandan kuantum anahtar dağıtımı gibi yöntemlerle teorik olarak kırılamaz iletişim vaat etmektedir. Burada güvenlik, artık hesaplama gücüne değil, doğrudan fizik yasalarına dayanmaktadır. Ancak bu durum, kuantum şifrelemenin sihirli bir çözüm olduğu anlamına gelmez. Altyapı maliyetleri, ölçeklenebilirlik sorunları ve uygulama zorlukları, bu teknolojinin önündeki en ciddi engellerdir.

Tüm bu küresel dönüşüm içinde asıl sorulması gereken soru şudur: Türkiye bu değişimin neresinde duracaktır?
Cevap nettir: Seyirci olmak, en büyük risktir.

Siber güvenlik ne ölür ne de yok olur; yalnızca biçim değiştirir. Kuantum devrimiyle birlikte kriptografi, donanım güvenliği, kuantum algoritmaları ve siber istihbarat gibi alanlarda yepyeni uzmanlıklar doğacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin önceliği, günü kurtaran teknolojik yatırımlar değil; uzun vadeli insan kaynağı, akademik altyapı ve yerli Ar-Ge ekosistemi olmalıdır. Üniversitelerde kuantum bilişim ve ileri kriptografi eğitimi yaygınlaştırılmalı, kamu ve özel sektör bu dönüşüme eş zamanlı hazırlanmalıdır.

Unutulmamalıdır ki teknoloji, hazırlıksız olan için bir tehdit; hazırlıklı olan için ise tarihsel bir fırsattır. Kuantum çağında kazananlar, tehditi kabullenmeyenler değil; onu anlayıp dönüştürenler olacaktır ve belki de en önemli gerçek şudur: Siber güvenlik bir meslek olmaktan çıkıp bir refleks hâline geldiğinde, gerçek güvenlik başlamış demektir.

Sonuç

Siber güvenlik tartışmaları çoğu zaman “Yeni gelen teknoloji neyi kaldırır?” sorusu etrafında döner. Oysa asıl sorulması gereken şudur: Biz neye hazırız? Kuantum bilgisayarlar, yapay zekâ destekli saldırılar ve yeni nesil tehditler; güvenliğin sonunu değil, onun yeniden tanımlanma sürecini temsil etmektedir. Bu süreçte kırılan veya kırılması gereken şey algoritmalar değil, eski alışkanlıklardır.

Kuantum çağının bize öğrettiği en temel gerçek, güvenliğin artık statik bir yapı olmadığıdır. Bugün güvenli kabul edilen bir sistem, yarın savunmasız hâle gelebilir. Bu nedenle kalıcı olan tek şey; öğrenme, uyum sağlama ve öngörü geliştirme yeteneğidir. Siber güvenlik, teknik bir uzmanlık alanı olmanın ötesinde, stratejik bir düşünme biçimine dönüşmektedir.

Türkiye açısından mesele, yalnızca dış tehditlere karşı savunma geliştirmek değildir. Asıl mesele, bu dönüşümün öznesi olabilmektir. İnsan kaynağına yatırım yapan, akademi–sanayi iş birliğini güçlendiren ve kuantum sonrası dünyayı bugünden planlayan ülkeler, geleceğin dijital egemenliğini de şekillendirecektir.

Sonuç olarak, siber güvenlik ne biter ne de eskir; yalnızca seviyesini yükseltir. Kuantum çağında güvenlik, “kırılamaz olmak” iddiasından çok, “kırılacağını öngörebilmek” becerisiyle anlam kazanacaktır. Hazırlıklı olanlar için gelecek bir tehdit değil; inşa edilecek bir alan olmaya devam edecektir.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)