Davos 2026: Yapay Zekâ, Beşinci Sanayi Devrimi mi, Küresel Bir Tsunami mi?
Davos 2026 Dünya Ekonomik Forumu, insanlık tarihinin belki de en kritik eşiklerinden birine tanıklık etti. Dünya liderleri, teknoloji devleri ve akademisyenler yapay zekâyı artık sıradan bir teknolojik araç olarak değil, insanlık tarihindeki en dönüştürücü paradigma olarak ele aldı. Tartışmaların merkezinde klasik ama derin bir ikilem vardı: Eşi görülmemiş fırsatlar ile benzeri görülmemiş riskler arasındaki ince çizgi.

Zirvede oluşan ortak kanaat, yapay zekânın artık dijital dönüşümün bir bileşeni değil, yeni bir sanayi çağının ana itici gücü olduğuydu. Bu dönüşüm, önceki sanayi devrimlerinden farklı olarak yalnızca üretim araçlarını değil, karar alma süreçlerini, insan bilişini ve toplumsal yapıları da yeniden şekillendirmektedir. Yapay zekâ, insanın yalnızca kol gücünü değil, zihinsel kapasitesini de makinelerle paylaşmaya başladığı bir dönemi simgelemektedir.
Küresel ekonomide yapay zekânın trilyonlarca dolarlık yeni değer alanları yaratacağı öngörülmektedir. Sağlık, finans, üretim, savunma, eğitim ve tarım gibi temel sektörlerde köklü dönüşümler artık teorik senaryolar olmaktan çıkmıştır. Sağlık alanında erken teşhis, kişiselleştirilmiş tedaviler ve genomik analizler; finans sektöründe otomatik portföy yönetimi ve gelişmiş risk analitiği; üretimde ise tam otonom fabrikalar, yakın geleceğin standart uygulamaları olarak tartışılmaktadır.
Davos’ta dile getirilen en dikkat çekici vizyonlardan biri, teknik bilgiye sahip olmayan bireylerin dahi yazılım ve dijital ürün geliştirebildiği bir gelecekti. Doğal dil arayüzleri sayesinde “herkesin programcı olabildiği” bir çağın eşiğinde olunduğu vurgulandı. Bu durum, dijital üretim araçlarının demokratikleşmesi açısından tarihsel bir kırılma anlamına gelmektedir. Aynı zamanda gelişmekte olan ülkeler için yapay zekâ, klasik sanayileşme aşamalarını atlayarak doğrudan ileri teknoloji düzeyine sıçrama imkânı sunmaktadır.
Ancak Davos’taki iyimser tablo, işgücü piyasalarına ilişkin karamsar projeksiyonlarla dengelendi. Uluslararası Para Fonu’nun değerlendirmelerine göre yapay zekâ, küresel işgücü piyasasında adeta bir “tsunami etkisi” yaratacaktır. Küresel ölçekte işlerin yaklaşık yüzde 40’ının bu dönüşümden doğrudan etkileneceği, gelişmiş ekonomilerde ise bu oranın yüzde 60’lara ulaşacağı ifade edildi. Bu tablo, yalnızca mesleklerin dönüşümünü değil, modern toplumların üzerine kurulu olduğu sosyal sözleşmenin de yeniden tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Evrensel temel gelir, yaşam boyu öğrenme ve dijital vatandaşlık gibi kavramlar artık akademik tartışmaların ötesinde, somut politika başlıkları hâline gelmiştir.
Zirvede öne çıkan bir diğer kritik başlık, yapay zekânın jeopolitik güç dengeleri üzerindeki etkisiydi. Ulus devletler, kendi büyük dil modellerini geliştirme ve veri egemenliğini sağlama yarışına girmiş durumdadır. Yapay zekâ, ekonomik rekabetin ötesinde, stratejik ve askerî bir güç unsuru olarak konumlanmaktadır. Siber saldırılar, algoritmik dezenformasyon ve yapay zekâ destekli propaganda faaliyetleri, modern savaşın yeni cephesini oluşturmaktadır. Bilgi, artık konvansiyonel silahlardan daha etkili bir stratejik araç hâline gelmiştir.
Belki de Davos 2026’nın en sarsıcı boyutu, yapay zekânın insan zihni ve kültürü üzerindeki etkilerine dair yapılan değerlendirmelerdi. Zirvede dile getirilen “insanlık tarihinin en büyük psikolojik deneyiyle karşı karşıyayız” ifadesi, meselenin derinliğini özetler nitelikteydi. Yapay zekânın dil üretimi, kültürel aktarım ve düşünce biçimlerini yönlendirme potansiyeli, insanlığın epistemolojik egemenliği açısından ciddi bir kırılmaya işaret etmektedir. Algoritmaların hangi bilgiyi, hangi değer çerçevesinde sunduğu sorusu, kültürel hegemonya kavramını yeniden tanımlamaktadır. Etkin yönetişim mekanizmaları kurulmadığı takdirde, insanlık ilk kez kendi bilişsel üretimini yönlendiren sistemleri denetleyemez hâle gelme riskiyle karşı karşıyadır.
Bu tablo, Türkiye gibi yükselen ekonomiler açısından tarihsel bir uyarı niteliği taşımaktadır. Yapay zekâ, Türkiye’nin sanayi, eğitim ve teknoloji altyapısında sıçrama yapabilmesi için eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Ancak bu fırsat, parçalı ve kısa vadeli yaklaşımlarla değil, bütüncül ve uzun soluklu bir devlet politikasıyla değerlendirilebilir. Ulusal yapay zekâ modellerinin geliştirilmesi, veri egemenliğini esas alan politikaların oluşturulması, eğitim sisteminin yapay zekâ odaklı yeniden yapılandırılması ve etik-hukuki yönetişim çerçevesinin kurulması, artık tercih değil, doğrudan ulusal güvenlik meselesi olarak karşımızda durmaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme
Davos 2026, yapay zekânın insanlık için yalnızca bir araç mı yoksa başlı başına bir aktör mü olacağı sorusunu küresel gündemin merkezine taşımıştır. Beşinci Sanayi Devrimi olarak adlandırılan bu süreç, yalnızca ekonomik bir dönüşüm değil, aynı zamanda ontolojik bir kırılmadır. İnsan, tarihinde ilk kez kendi zekâsını aşabilecek sistemlerle yüzleşmektedir.
Bu nedenle yapay zekâ meselesi teknik bir ilerleme başlığından ibaret değildir; doğrudan bir medeniyet meselesidir. Yapay zekâyı yöneten, kurallarını koyan ve etik sınırlarını belirleyen toplumlar, 21. yüzyılın hegemon güçleri olacaktır. Onu yalnızca tüketen, ithal eden ve yönetişim kapasitesi geliştiremeyen ülkeler ise dijital kolonizasyonun yeni nesnesi hâline gelme riskiyle karşı karşıyadır. Davos 2026’nın verdiği mesaj nettir: Gelecek, yapay zekâya sahip olanların değil, onu akıl, hukuk ve değerle yönetenlerin olacaktır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP