YAZARLAR

29 Ağustos 2026 Cumartesi, 10:00

Büyük Zafer’in 104’üncü Yıldönümü Anısına “Şehit” ve “Gazi” Ecdada İthaf Olunur

Malazgirt’ten Miryokefalon’a, Çanakkale’den Sakarya’ya ve Büyük Taarruz’a uzanan tarihî zaferler zinciri; Türk milletinin vatan, istiklal, millî birlik ve bütünlük uğrunda verdiği mücadelenin hafızasıdır. Büyük Zafer’in 104’üncü yıldönümünde bu tarihî mirası, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri ve dönemin belgeleri ışığında yeniden hatırlamak; şehit ve gazi ecdadı rahmet, minnet ve duâ ile yâd etmek millî tarih şuurunun bir gereğidir.



“Zaferin, Her Türlü Övülmenin Üstünde Bulunan Kahraman Sahipleri”

Efendiler,

…. Dünya kubbesi altında yapılan savaşlar arasında, bütün nitelikleri ile en önemli bir yer taşıyan bu büyük savaşın öneminin değerlendirilmesini tarihe bırakıyorum. Zaferin, her türlü övülmenin üstünde bulunan kahraman sahipleri konusunda da fazla söz söylemeyi gereksiz sayıyorum.” 1 Mart 1923

(Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün TBMM’yi Açış Konuşması’ndan, 1923)


Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a Zaferler Zinciri

26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun fetih kapılarının açıldığı Malazgirt Zaferi’nin 955’nci yıldönümü, 17 Eylül 1176’da Anadolu’nun Türklerin kalıcı vatanı olduğunun kabul edildiği ve adeta tapusunun alındığı Miryokefalon Zaferi’nin 850’nci yıldönümü, 18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi’nin 111’inci yıldönümü, 13 Eylül 1921 Sakarya Zaferi’nin 105’inci yıldönümü, 26-30 Ağustos 1922’de Türkiye’nin istila ve işgalden kurtuluşunun perçinlendiği Büyük Taarruz Zaferi’nin 104’üncü yıldönümünde bu büyük zaferlerin şanlı kumandanlarıyla şehit ve gazileri şahsında bütün şehit ve gazilerimizi rahmetle, minnetle ve duâ ile yâdediyorum. Tarih biliminde bir kâide vardır. Buna göre tarihî olayların büyüklükleri sonuçlarının büyüklükleri ile anlaşılır. 26 Ağustos 1071 Malazgirt, 17 Eylül 1176 Miryokefalon, 18 Mart 1915 Çanakkale, 23 Ağustos-13 Eylül 1921 Sakarya ve 26-30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz zaferlerinin Milletimizin ve medeniyetlerin tarihinde dünyaya yön veren sonuçları anlatmakla bitmeyecek boyuttadır.


“Ya İstiklal Ya Ölüm!” Parolasıyla İstiklale Yürüyüş

Milletimizin bir varlık yokluk mücadelesi ile ortaya koyduğu bütün bu muharebeler ve savaşlar silsilesinin “Ya İstiklal Ya Ölüm!” parolası ile istiklale yürüyüşünün son ve en önemli safhası Türk İstiklal Harbi safhasıdır. Türk İstiklal Harbi Millî Mücadelenin genelinin de adı olarak kullanılmaktadır. İstiklal Harbinin neticesini ortaya koyan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın emperyalistlerin Anadolu’daki Milli Bütünlüğü parçalamak amacındaki projeleri tamamıyla tersyüz eden dönüm noktaları olduğu açıkça görülmektedir. Bu Zaferin milli birlik ve bütünlüğü perçinleyecek şekilde küçüğümüzle büyüğümüzle ve ailemizle milletçe bir tarih bilinci oluşturma vesilesi olarak anılması millî bir şuur ve hassasiyet vazifesi olarak görülmelidir.


Büyük Taarruz’a Hazırlık ve Kocatepe’den Başlayan Harekât

15 Ağustos 1922 gününe kadar ordunun hazırlıklarının tamamlanması ve taarruza hazır halde olması kararlaştırılmıştı. Hazırlanan karargâh planına uygun olarak Afyon yöresindeki ordu birliklerinin 24 Ağustos 1922 günü cephe karargâhıyla birlikte Şuhut kasabasına nakledilmesi kararlaştırılmıştı. Bu sırada ülkede haberleşme tesisat ve sistemlerinin de millî bir denetime alınması kararı ile bütün harekâtın koordinesi muntazam bir emniyet tahtına alınmıştı. Büyük Taarruz emrinin verildiği gece Kocatepe’ye tırmanıştan sonra 26 Ağustos 1922 Cumartesi sabah saatlerinde 04.30’da başlayan tanzim atışı ve 05.30’daki hücum/saldırı atışlarıyla birlikte baskın şeklinde başlayan hücum harekât planına göre uygulanan 4 günlük meydan muharebesi kesin bir sonuca ve zafere ulaşmıştır.


30 Ağustos Zaferi ve “Ordular! İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!”

Neticede 30 Ağustos 1922 günü gerçekleşen Aslıhanlar mevkisindeki muharebeler sonrasında kesin zafer kazanılmış ve düşman kuvvetleri tamamen kuşatma altına alınmış ve ardından Yunan İşgal Orduları Başkumandanı General Trikopis esir alınmıştır (2 Eylül 1922). Bu halde kuşatılmaktan kurtulamayan parçalanmış ve panik haldeki düşman kuvvetlerine kaçabilecekleri bir çıkış yolu da savaş stratejisinin bir parçası olarak bırakılmış bulunuyordu. Vatan’ın bütün hatlarının düşmandan temizlenmesi gayesiyle 1 Eylül 1922 günü Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın verdiği “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emri üzerine başlayan zafer sonrası takip harekâtıyla Türk ordusu 9 gün içinde İzmir’e girmiş ve böylece Yunan kuvvetlerini gerçek anlamda bir denize dökme harekâtı “taarrûzî” bir şekilde uygulanmıştır.


Teknik Üstünlüğe Karşı Millî Birlik Seferberliği

Ezcümle bu büyük zaferin dünyada da büyük yankıları olmuştur. Zafer haberleri dost millet ve ülkelerde sevinç gösterilerine ve düşmanlarda ise hayal kırıklıklarına sebep olmuştur. Yunanlılar İngilizlerin her anlamdaki desteklerine ve böylece ellerinde bulunan askeri teknik malzemeye rağmen mutlak yenilgiden kaçamamıştır. Teknik üstünlük karşısında Türk Milleti’nin gönülden ortaya koyduğu vatanî ve millî birlik seferberliği galip gelmiştir.

“Biz, İdeali ve İnancı Götürüyoruz”

Gazi Paşa’nın öz ifadesiyle “Millî Mücadelede şahsî hırs değil, millî ülkü, onur hakiki etken olmuştur. Büyük Zafer ile Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Millî Mücadele’yi başlatırken Bandırma Vapuruyla İstanbul’dan yola çıktığı sırada arkadaşlarına söylediği söz anlamını bulmuş ve Milletin azimkâr tutumu ve Millî Mücadeleye sahip çıkması zaferin mihenk taşı olmuştur. “Bunlar (İtilaf Devletleri) işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Bildikleri tek şey yalnız madde! Bunlar hürriyet uğruna ölmeye karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz, Anadolu’ya ne silah ne cephane götürüyoruz. Biz, ideali ve inancı götürüyoruz.” Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük taarruzla ilgili Nutuk’taki anlatımı veciz şekilde şöyledir: “Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subaylarının ve kumanda heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir. Bu eser, Türk Milleti’nin hürriyet ve istiklal fikrinin ölümsüz âbidesidir.” 

  Anıtkabir Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi “Büyük Taarruz Panoraması”


Türk İstiklal Harbi ve Mazlum Milletlere Özgürlük Ümidi

Türk İstiklal Harbi mazlum milletlere özgürlük nişanesi ve ümidi olmuş, önde giden bir sancak ve gıpta edilecek bir Zafer timsali örneği ortaya koymuştur.

Tarihî belgelerde “belde-yi tayyibe/güzel ülke” lakabıyla adlandırılmış olan bereketli Anadolu’muzun ve güzîde ülkemiz Türkiye’mizin birliği ve bütünlüğü tarih-i kadîmden gelen insânî ve irfânî maya ile yoğrulmuştur. İstiklal Harbi şehit ve gazi ecdadın canları ve kanlarıyla son ehl-i salîb (Haçlı) saldırılarına “Dur” denilen Zafer’in adıdır. Türkiye’mizin İstiklalinin istikrazını temin yolunda büyük kumandan ve kurucu Reisicumhur Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde onunla beraber olan silah arkadaşlarını, ismi bilinen bilinmeyen bütün şehit ve gazi ecdadı rahmetle yâdediyorum. Ruhları şâd, mekanları cennet olsun.



Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Millete Beyannâme”si

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanışı ve düşmanı takip safahatının tamamlanışını anlatan ve 9 Eylül günü Bursa ve İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşunu müjdeleyen “Millete Beyannâme” başlıklı “Büyük ve Asil Türk Milleti!” hitabıyla başlayan ve “Hâkimiyet-i Milliye” gazetesinde de yayınlanan beyanâtıdır. (19 Eylül 1922 tarihlidir.)


Belge No: 2679

MİLLETE BEYÂNNÂME

Büyük ve Asil Türk Milleti!

Ordularımız 9 Eylül 338 (9 Eylül 1922) İzmir’imizi ve yine 9 Eylül 338 akşamı Bursa’mızı muzafferen (zafer kazanmış halde) tahlis ettiler (kurtardılar). Akdeniz askerlerimizin zafer nirâneleriyle (sesleriyle) dalgalanıyor. Asya İmparatorluğu’na yeltenen küstah bir düşmanın muharebe meydanlarına gelmek cesaretinde bulunan ordu kumandanları ve kumanda heyetleri günlerden beri Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin esir-i harbi (savaş esiri) bulunuyorlar.


Düşmanın başkumandan tayin ettiği Ceneral (General) “Trikopis” birçok gece ve gündüz me’yûsâne (ümitsizce) muharebâttan ve her çâre-i halâsı (kurtuluş çaresini) tecrübe ettikten sonra nihayet maiyetindeki ceneraller (generaller) ve erkan-ı harbiyeleri (harp kurmayları) ve kumanda ettiği ordunun elinde kalabilen bakayasıyla arz-ı teslimiyet eyledi (teslim etti). Eğer Yunan Kralı da bugün esirlerimiz arasında bulunmuyorsa bu tâcidârların şiârı (taç sahiplerinin kendi kabul ettikleri kural ve arzuları) esasen yalnız milletlerinin sefâlarına iştirak etmek olduğundan muharebe meydanlarının felâketli günlerinde onların saraylarından başka bir şey düşünmemek tabiatlarındandır.


Garb (Batı) fabrikalarının çelik zırhlarıyla kaplanan muazzam Yunan orduları artık Anadolu dağlarında zâbitleri tarafından terk edilmiş zavallı sürüler, cinayetlerinden tedehhüş ederek (dehşete kapılarak) kudurmuş kitleler ve ağaç diplerinde kalmış dermansız yaralılardan ibaret kaldı. Düşman ordularının malzeme-i harbiyesi (harp gereçleri) hemen sülûsân (üçte ikisi) topraklarımızdadır. Düşmanın esirlerden başka insan zayiâtının yüzde binden ne kadar fazla olduğunu tayin etmek müşküldür. Fakat, salâhiyet-i resmiye (resmî yetki) ile milletimize tebşir (müjde) ederim ki bizim insan zayiâtımız dörtte üçü hafif yaralı olmak üzere on bin nüfusa baliğ olmaktadır (varmaktadır).

Büyük Türk Milleti!

Ordularımızın kabiliyet ve kudreti düşmanlarımıza dehşet dostlarımıza emniyet verecek bir kemâl ile tezâhür etti (meydana çıktı). Millet orduları on dört gün zarfında büyük bir düşman ordusunu imha ettiler. Dört yüz kilometrelik fâsılasız (aralıksız) bir ta’kip yaptılar. Anadolu’daki bütün memalik-i müstevliyemizi istirdat eylediler (işgal altındaki topraklarımızı düşmandan geri aldılar). Bu büyük zafer münhasıran (yalnız) senin eserindir. Çünkü İzmir’imizi ihtirasât-ı siyasiyye (siyasi ihtiraslar, hırslar/istekler) neticesinde âdeta memnûnâne düşmana teslim eden heyetlerle Milletin hiçbir münâsebeti yok idi. Bursa’mızı isti’lâ (işgal) eden Yunan kuvvetleri ise ancak İmparatorluğun askeri teşkilâtıyla tevhîd-i âmâl ve tevhîd-i harekât ederek (amaç ve hareketleri birleştirerek) muvaffak olmuşlardı. Vatanın halâsı (kurtuluşu) milletin re’y ve irâdesi kendi mukadderâtı üzerinde bilâ kayd ü şart (kayıtsız ve şartsız) hâkim olduğu zamandan başlamış ve ancak milletin vicdanından doğan ordularla müspet ve kat’î netîcelere ermiştir.

Büyük ve Necîb Türk Milleti!

Anadolu’nun halâsı zaferini (Anadolu’nun kurtuluşu zaferini) tebrik ederken sana İzmir’den Bursa’dan Akdeniz ufuklarından ordularının selâmını da takdim ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Başkumandan
Mustafa Kemal

19.09.38(19.09.1922) sabahı ordudan bir süvariyle gelmiştir.
Şu’be: 2
Arşiv No: 6/5050 Klasör No: 2284 Dosya No: 30 Fihrist No: 180


Prof. Dr. Güray KIRPIK
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
guray@gazi.edu.tr
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
gkırpık@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)