Sana Dokunmayan Yılan Gerçekten Yaşamalı mı?
Sana Dokunmayan Yılan 1000 Yıl Yaşamaz
Toplumda görmezden gelinen her haksızlık, sessizlikle büyür. Kaleme aldığım bu yazıda, “bana dokunmayan” diyerek susmanın aslında nasıl ortak bir çöküşe zemin hazırladığını ve sessizliğin bedelini anlatıyorum.

Sessizlik mi, Sorumluluk mu?
Kişinin kendisine doğrudan zarar vermeyen kötülüklere, haksızlıklara veya tehlikeli durumlara göz yumması, çıkarlarını ön planda tutarak tepkisiz kalması durumunu anlatan ünlü bir atasözümüz vardır:
“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.”
Dışarıdan bakınca insanın kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanıyor gibi görünse de asıl anlatılmak istenen “bana değmeyen tehlike, varsın sürsün” şeklindedir.
Toplum: Birbirine Dokunan Hayatlar
Ama toplum dediğimiz şey, birbirine değmeden var olabilen bireylerin toplamı değildir. Aksine, görünmez bağlarla birbirine dokunan hayatların örgüsüdür.
Bir köşede büyüyen kötülük, başka köşelerdeki sessizlikle beslenir. Sessizlik ise çoğu zaman korkunun kılık değiştirmiş halidir. İnsan, kendine değmeyen acıya gözlerini kapadıkça aslında kendi yarınını karartır.
Kötülük Nasıl Yayılır?
Koca bir yok oluş, ormanda tek bir ağacın çürümesiyle başlar. Önce bir dal kurur, sonra bir gövde içten içe boşalır. Boşalan ağaç gövdesini kurtçuklar, böcekler sarar. Ve bir gün gelir, rüzgâr estiğinde bu çürüme ormandaki pek çok ağaca sıçrar.
Görmezden gelinen her kötülük biraz daha cesaretlenir. Cesaretlenen her kötülük ise sınırlarını genişletir.
Bir yerde adalet zedelenirse, başka bir yerde huzur kaybolur.
Bir yerde haksızlık normalleşirse, başka bir yerde korku sıradanlaşır.
İnsan ise başkasının tehlikesine körleştikçe onurunu yitirir.
Asıl Soru: Ne Zaman “Dur” Diyeceğiz?
Ama unutulan bir şey vardır: Yılan yaşadıkça büyür, güçlenir ve aç kalır. Ve aç kalan her şey gibi, bir gün mutlaka yeni bir hedef arar. O hedefin kim olacağını ise kimse bilemez.
Bu yüzden belki de en doğru soru şudur:
Yılanın sana ne zaman dokunacağı değil, senin ona ne zaman “dur” diyeceğindir.
İlahi Uyarı: Sessizlik Herkesi Etkiler
Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de, Enfal Suresi’nin 25. ayetinde toplumsal duyarlılığı ve zulme sessiz kalmamanın önemini vurgulayan bir uyarı vardır:
“Öyle bir fitneye (sıkıntı ve zor imtihana) karşı takvâlı (duyarlı) olun ki o, içinizden sadece haksızlık edenlere ulaşmakla kalmaz. Bilin ki şüphesiz Allah'ın azabı şiddetlidir.”
Sınır Çizmek: Bireysel ve Toplumsal Sorumluluk
Belki de mesele, yılanın kime dokunduğu değil, bizim ne zaman ses çıkardığımızdır.
Yılanın varlığı değil; bizim ona çizdiğimiz sınır önemlidir. Eğer ona sınır çizmezsek, o sınırını kendi belirler.
Bazı tehlikeler sadece karşı durulduğunda küçülür. Bazıları ise ancak birlikte hareket edildiğinde yok olur.
Asıl Amaç: Kimseye Dokunamayan Bir Düzen
Ve belki de en doğrusu şudur:
Sana dokunmayan yılanın yaşamasına razı olmak yerine, yılanın kimseye dokunamayacağı bir düzen kurmaya çalışmaktır.
Okuyucuya Çağrı
Değerli Gazete Ankara okuyucularımız, birkaç örnekle bu konuyu sınırlamak istemediğim için örneklendirmek istemedim. Bunu sadece bir konuya entegre etmek doğru olmaz diye düşünüyorum.
O yüzden siz kendi hayatınızı, etrafınızda, iş yerlerinizde, Türkiye’de ve dünyada olup bitenleri düşünün isterim. Eminim onlarca örnek aklınıza gelecektir.
Dilek
Savaşların olmadığı, hiç kimsenin can korkusu yaşamadan uyuduğu, aç ve evsiz kalmadığı, çocukların neşeli seslerinin yankılandığı, yemyeşil, huzurlu, mutlu bir dünyada yaşamanız dileğiyle…
Başbuğ Alparslan Türkeş’i Anma
Bugün, Türk siyasetinin önemli isimlerinden, dava ve fikir adamı Başbuğ Alparslan Türkeş’in vefat yıl dönümü.
Hayatı boyunca inandığı değerler uğruna mücadele eden, fikirleriyle ve duruşuyla iz bırakan bir lider olarak hafızalarda yerini korumaktadır. Bu vesileyle, kendisini rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.
Sevgi ve Saygılarımla
Özlem İCİK
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
oicik@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP