YAZARLAR

02 Eylül 2026 Çarşamba, 10:10

ABD Yönetiminde Trump Modeli

Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde federal bürokrasiye, siyasi atamalara, kişisel sadakat anlayışına ve MAGA kadrolarına verdiği ağırlık, ABD yönetim sisteminin klasik kurumsal yapısında yeni bir “Trump modeli”nin oluşup oluşmadığı sorusunu gündeme getiriyor.



Amerika Birleşik Devletleri’nde Biden yönetimi ile Trump yönetimi karşılaştırılırken genelde Biden’ın kurumsal yapıya önem verdiği, Trump’ın ise şahsiliği ön plana çıkardığı söylenir.

Son zamanlarda ABD/İsrail-İran savaşı sürecinde ve sonrasında Trump’ın yaklaşımını, federal düzeydeki görevden almalarını ve atamalarını basından izlerken üniversite yıllarında ABD yönetimini değerlendirirken hocalarımın ganimet sisteminden bahsetmeleri zihnime geldi. O zamanlar ganimet sistemini ilk kez duymuştum.

Ganimet Sistemi (Spoils System)

ABD’deki Ganimet Sistemi (Spoils System), seçimleri kazanan siyasi partinin veya başkanın, kendisini destekleyen kişileri kamu görevlerine ataması esasına dayanan bir sistemdir.

Bu sistemde kamu görevlerine atamada liyakat yerine siyasi destek ön plana çıkmaktadır. Sistem dâhilinde seçilen başkan, birçok kamu görevlisini görevden alıp yerlerine kendi destekçilerini atar. Kamu görevleri, seçim kampanyalarında görev alanlara bir ödül olarak görülür.

Bu dönemde memurların iş güvenceleri zayıftı ve başkan, kendi politikalarını uygulayacak sadık bir kadro oluşturmaktaydı.

Ganimet sistemi 1800’lü yıllarda ABD’de yaygınlaşmış; ancak sonrasında yolsuzluk ve kayırmacılığın artması, niteliksiz kişilerin kamu görevlerine atanması sonucu hizmet kalitesinin düşmesi ve devlet yönetiminde sürekliliğin zarar görmesi sonucunda, 1883 tarihli Pendleton Kanunu ile başlayan süreçte bu sistemden kademeli olarak vazgeçilerek büyük ölçüde liyakat sistemine geçilmiştir.

Biden’ın Yönetim Anlayışı

Biden genel olarak kurumsalcı bir başkan olarak nitelendiriliyor.

Trump’ın aksine; bakanlıklara daha çok yetki bırakmakta, uzman bürokrasiyi kullanmakta ve geleneksel karar alma süreçlerini işletmektedir. Kurumsal normlara sıkı sıkıya bağlı kalmaktadır.

Trump’ın Yönetim Tarzı

Öncelikle Trump’ın kendisinin ön planda olduğu söylenebilir. Her vesile ile konuşmaktadır. Aynı gün içinde bile birbiriyle çelişen söylemlerde bulunmaktadır.

Özellikle ABD/İsrail-İran gerilimi sürecinde sürekli birbiriyle çelişen beyanlarda bulunmuş, söylemleri dünyanın gündeminde geniş yer almıştır. Fütursuzca İran’ı tehdit etmektedir.

Weber’in bürokrasi teorisinin temel niteliklerinden biri olan “gayrişahsilik” ilkesinin tam tersini görmek mümkündür. Trump’ın duyguları, düşünceleri, ideolojisi ve kendi menfaatleri ön plandadır. Yerine göre ABD’nin menfaatlerinden ziyade kendi duygu, düşünce ve çıkarları öne çıkmaktadır.

Kendisinden önceki başkanlar ile kıyaslandığında Trump’ın takdir yetkisinin sınırlarını genişletmeye çalıştığı, kurumsal denetim mekanizmalarını zayıflatmayı hedeflediği ve kariyer bürokrasisinin etkisini azaltmaya çalıştığı söylenebilir.

Özellikle birinci başkanlık döneminde hukuka aykırı çok sayıda kararname çıkarttığı görülmektedir. Bu hâliyle keyfî yönetime doğru belirgin bir yöneliş göze çarpmaktadır.

Trump Ganimet Sistemini Geri Mi Getiriyor?

Trump’ın İran ile savaş devam ederken bazı komutanları görevden alması ve yeni atamalar yapması dikkat çekmişti.

ABD’de başkanların kendi siyasi kadrolarını göreve getirmesi olağan olmakla birlikte, Trump’ın özellikle ikinci başkanlık döneminde siyasi atamalarda parti aidiyetinin ötesine geçerek kişisel sadakati ve MAGA (Make America Great Again / Amerika’yı Yeniden Büyük Yap) hareketine bağlılığı belirgin bir ölçüt hâline getirdiği görülmektedir.

Ayrıca bu anlayışı kariyer bürokrasisinin bazı kesimlerine doğru genişletmeye çalıştığı anlaşılmaktadır.

Trump’ın birinci başkanlık döneminde önemli görevlere getirdiği şahıslar zamanla kendisiyle çatışmıştı. Bu nedenle ikinci başkanlık döneminde bu durumdan ders aldığı görülüyor.

Trump’ı Barack Hussein Obama ve Biden ile kıyaslarsak; Obama’nın atamalarında “Demokrat Parti kimliği + kendi politika çizgisine uygunluk + liyakat/uzmanlık” kriterlerini esas aldığı; Biden’ın “Demokrat Parti kimliği + Biden yönetiminin politika önceliklerine bağlılık + uzmanlık” kriterini öne çıkardığı ifade edilebilir.

İkinci döneminde Trump’ta ise “Trump’a ve MAGA hareketine kişisel bağlılık” kriterinin ana unsur hâline geldiği görülüyor.

Öte yandan Trump’ın, önceki başkanların yapmadığı şekilde, kariyer memurlarının atama sisteminde köklü değişiklikler yapmaya çalıştığı dikkat çekiyor.

Bir başka ifadeyle Trump, geleneksel siyasi atama sisteminin ötesine geçerek federal bürokrasinin önemli bölümlerinde başkana ve başkanın siyasi programına kişisel ve ideolojik sadakati daha güçlü bir personel kriteri hâline getirmeye çalışıyor.

Evanjeliklerin ve Yahudilerin Yönetimde Etkisi Arttı Mı?

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde Evanjelik muhafazakâr çevrelerin yönetim üzerindeki etkisinin önceki Demokrat başkanlık dönemlerine kıyasla belirgin biçimde arttığı görülmektedir.

Bunun somut göstergelerinden biri, 2001’de kurulan Beyaz Saray İnanç Ofisi’nin (White House Faith Office) Trump döneminde yeniden yapılandırılarak etkinleştirilmesi ve başına Trump’ın uzun süredir yakın ilişki içinde olduğu Evanjelik vaiz Paula White-Cain’in getirilmesidir.

Bunun yanında, din özgürlüğü politikalarında Başkan’a danışmak üzere Dinî Özgürlükler Komisyonu (Religious Liberty Commission) oluşturulmuş ve komisyonun yapısında çok sayıda muhafazakâr Hristiyan dinî liderine yer verilmiştir.

Eski Arkansas Valisi ve Evanjelik vaiz Mike Huckabee’nin İsrail Büyükelçiliğine atanması ise Evanjelik muhafazakârlık ile güçlü İsrail yanlılığının Trump yönetiminde kesiştiğini gösteren dikkat çekici bir başka örnektir.

Öte yandan, Yahudilerin etkisi açısından bakarsak, Trump’a yakın Ortodoks ve muhafazakâr Yahudi çevreler ile İsrail yanlısı Yahudi bağışçı ve aktivistlerin yönetim üzerindeki etkisinin ve erişiminin arttığından söz etmek mümkündür.

Nitekim Ortodoks Yahudi Haham Yehuda Kaploun’un antisemitizmle mücadeleden sorumlu özel temsilci olarak büyükelçi statüsünde atanması ve Trump’ın önemli siyasi destekçilerinden Miriam Adelson’ın İsrail politikası üzerindeki etkisinin Trump tarafından bizzat vurgulanması bu duruma somut örnekler oluşturmaktadır.

Sonuç: ABD Bürokrasisinde Yeni Bir Trump Modeli Mi?

Trump’ın önceki başkanlardan farklı olarak kişiliğinin, egolarının ve ideolojik tutumunun yönetime doğrudan yansıdığı görülmektedir.

Birinci döneminden farklı olarak kendisine bağlı MAGA kadrolarına yönetimde ağırlık vermekte, standart siyasi kadroların ötesinde atamalar yapmakta ve bunun kapsamını genişletmeye çalışmaktadır.

Yine kendisini destekleyen Evanjelik muhafazakârların ve İsrail yanlısı muhafazakâr Yahudilerin yönetim üzerindeki etkisinin arttığını görmekteyiz.

Ayrıca Trump’ın aktör odaklı bir dış politika izlediği ve hamleleriyle dünyayı şaşırtmaya devam ettiği görülüyor.

Netice olarak, Trump’ın tam anlamıyla klasik ganimet sistemini geri getirdiği söylenemese de bürokrasiyi o yöne doğru evriltecek güçlü bir gidişat başlattığı ifade edilebilir.

Son dönemlerde gördüğümüz diğer başkanlarla kıyasladığımızda, kendine özgü ve kurumsal normları zorlayan bir yönetim tarzı oluşturduğu açıktır. 

Ömer YÜREKLİ
Sağlık Bakanlığı Baş Müfettişi
Gazete Ankara DHP - Köşe Yazarı
oyurekli@gazeteankara.com.tr