Eduard Zuckmayer ve Türk Müzik Eğitiminde Kimlik Buhranı: Kültürel Tahakküm ve Yabancılaşma
Giriş
Cumhuriyet Türkiye'sinin erken dönem müzik politikaları, "muasır medeniyetler seviyesine ulaşma" ideali doğrultusunda radikal bir dönüşümü hedeflemiştir. Bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biri olan Eduard Zuckmayer, 1936 yılında Paul Hindemith’in tavsiyesiyle Türkiye’ye gelmiş ve 1972 yılındaki vefatına kadar Musiki Muallim Mektebi (daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Müzik Bölümü) bünyesinde Türk müzik eğitiminin mimarlığını yapmıştır. Ancak Zuckmayer’in pedagojik yaklaşımı, sadece teknik bir eğitim modeli sunmakla kalmamış; aynı zamanda yerel müzik kültürünü dışlayan bir "evrensellik" iddiasıyla Anadolu gençliğinin kültürel kimliğinde derin yarılmalar yaratmıştır.
Batı Müzik Sisteminin Mutlakiyeti ve *Epistemolojik İhmal
Zuckmayer, Türk müzik eğitimini "tam ses" ve "yarım ses" temelli, temperan sistem üzerine kurgulamıştır. Bu yaklaşım, bin yıllık bir geçmişe sahip olan ve koma sesleri (mikrotonalite) barındıran Türk makam müziğini bilimsel ve sanatsal olarak "yetersiz" veya "gelişmesi gereken bir hammadde" olarak görmüştür. Bu durum, akademik literatürde "epistemik şiddet" olarak tanımlanabilecek bir sürecin parçasıdır.
Zuckmayer’e göre müzik eğitimi, ancak senfoni çalgıları ve Batı formları (sonat, senfoni, füg) üzerinden yürütüldüğünde "çağdaş" bir nitelik kazanabilirdi. Bu durum, Anadolu'nun yerel ezgilerinin çok seslendirilmesi sürecinde, ezginin kendi ruhundan ve makamsal karakterinden koparılmasına yol açmıştır. Eğitim sistemindeki bu tek yönlülük, öğrencinin zihninde "Batı müziği = Uygarlık" ve "Türk müziği = Geri kalmışlık" şeklinde hatalı bir **dikotomi oluşturmuştur [1].
Kimlik Değişimi ve Kültürel Yabancılaşma
Anadolu’nun çeşitli köylerinden ve kasabalarından gelen yetenekli gençler, Zuckmayer’in tedrisatından geçtikten sonra birer "kültür misyoneri" olarak mezun olmuşlardır. Bu gençlerin misyonu, öğrendikleri "tek doğruyu" Anadolu’ya taşımaktı. Ancak bu süreçte kendi öz kültürlerine dair bilgileri yok sayıldığı veya küçümsendiği için, mezunlar kendi toplumlarına yabancılaşmışlardır. Bunun tek anlamı asimile edilmelerinden başka bir anlam taşımamaktadır.
Bu yabancılaşma, Daryush Shayegan’ın "kültürel şizofreni" olarak adlandırdığı duruma benzer bir sonuç doğurmuştur: Birey, biyolojik olarak ait olduğu toplumun değerleriyle, zihinsel olarak eğitildiği Batı değerleri arasında sıkışıp kalmıştır [2]. Müzik öğretmeni olarak taşraya giden bu gençler, çevrelerindeki halkın Bağlama, Kanun, Ney vb. Köklü çalgılarını dışlayarak ya da makamsal halk/sanat/tasavvuf müziği gibi türleri "eğitilmesi gereken gürültüler" olarak görmeye başlamışlardır. Bu durum, halk ile entelektüel kesim arasındaki kültürel uçurumu derinleştirmiştir. Ne yazık ki günümüzde dahi bunun izlerini devam ettiren anlayışın var sürdürülüyor olması müzik eğitim sistemi açısında sıkıntılı ve üzücüdür.
Zuckmayer'in "Tek Doğru" Anlayışı ve Sonuçları
Zuckmayer'in müzik anlayışı, dışlayıcı bir modernizm içeriyordu. Ona göre müzik eğitimi sadece bir yetenek aktarımı değil, bir düşünce yapısının (zihniyetin) inşasıydı. Bu zihniyet, yerel unsurları ancak Batı formları içinde "eridikleri" sürece kabul edilebilir buluyordu. Bin yıllık Türk müziği birikiminin bu denli keskin bir şekilde reddedilmesi, eğitim sisteminde "köksüzlük" sorununu beraberinde getirmiştir.
Günümüzde yapılan değerlendirmeler, bu tek tipçi yaklaşımın Türk müzik kültüründe bir "kimlik krizi" yarattığını ve ulusal müzik dilinin oluşumunu geciktirdiğini savunmaktadır. Müzikolog Mahmut Ragıp Gazimihal’in de belirttiği üzere, kendi değerlerine sırt çevirerek başka bir kültürün kopyası haline gelmek, özgün bir sanat üretimini imkânsız kılmaktadır [3].
Sonuç
Eduard Zuckmayer, teknik anlamda Türkiye’ye çok şey katmış olsa da yerel kültürü yok sayan pedagojik yaklaşımıyla Türk müzik eğitiminde onarılması güç bir kültürel kopuşa neden olmuştur. Anadolu insanının ruhuna dokunan makamsal derinlik, Zuckmayer’in "rasyonel ve evrensel" olduğu iddia edilen müzik kalıplarına kurban edilmiştir. Bugünün müzik eğitimi sistemi, bu tarihi hatadan ders çıkararak, yerel ile evrenseli birbirini dışlamadan harmanlayan ancak Türk müziğinin “ÖZ” ündeki makamsal seslerin ve yapılarını bozmadan bir sentez arayışı içerisindedir.
Dipnotlar ve Kaynakça
[1] Uçan, A. (1997). Müzik Eğitimi: Temel Kavramlar-İlkeler-Yaklaşımlar. Ankara: Müzik Ansiklopedisi Yayınları. (Eğitim sistemindeki Batı merkezli dönüşümün pedagojik analizi üzerine temel eser).
[2] Shayegan, D. (1991). Kültürel Şizofreni: İslam Toplumlarında Gelenek ve Modernlik. İstanbul: Metis Yayınları. (Metinde kullanılan yabancılaşma ve kimlik bölünmesi kavramları için kuramsal çerçeve).
[3] Gazimihal, M. R. (2006). Ülkelerde Müzik ve Konservatuvarlar. İstanbul: Pan Yayıncılık. (Cumhuriyet dönemi müzik reformlarının eleştirel tarihçesi).
Diğer Kaynaklar
Paul Hindemith’in tüm raporları: https://cevadmemduhaltar.itu.edu.tr/hindemit-raporu-a.html
Say, A. (2002). Türkiye'nin Müzik Atlası. İstanbul: Borusan Yayınları. (Zuckmayer ve Hindemith'in Türkiye'deki faaliyetlerinin tarihsel dökümü).
Altıner, S. (2010). Eduart Zuckmayer ve Türk Müzik Eğitimine Katkıları. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Ankara: Gazi Üniversitesi.
*Epistomoloji: Bilgi felsefesi ya da deyim olarak epistemoloji kabaca, bilgi konusu ve bilgi sorununu ele alan bir temel felsefe disiplini olarak tanımlanmaktadır. Epistemik şiddet, "bilgiye karşı şiddet"tir. Bilginin, o bilgiye sahip kişilerin ve/veya onu edinme araçlarının susturulması, ortadan kaldırılması, itibarsızlaştırılması veya başka şekillerde geçersiz kılınmasıdır. Epistemolojinin bir felsefe disiplini olarak Yeniçağ'da ortaya çıktığı dile getirilmektedir. Bu disiplinin kurucusu olarak John Locke gösterilmektedir.
**Dikotomi; bir bütünün iki parçaya bölünmesi halini ifade eden bir terimdir. Bu iki parça arasında genellikle bir geçiş olmaz ama ikisi birbirini tamamlar görünür.
Dr. Murat Karabulut – Köşe Yazarı
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı
E-posta: mkarabulut@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”