Kardeşliğin Gücüyle Fitneye Karşı
İslâm’ın kardeşlik anlayışı yalnızca bireyler arasındaki sevgi ve dayanışmayı değil, toplumun huzurunu, milletin birlik ve beraberliğini ve ortak geleceğin korunmasını da esas alır. Savaşların, çatışmaların ve ayrıştırıcı söylemlerin farklı coğrafyalarda giderek arttığı bir dönemde kardeşliğimizi güçlendirmek; fitneye karşı basiretle, ayrılığa karşı vahdet şuuru ve ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmek her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Kardeşlik, Huzurun ve Birliğin Temelidir
İslâm’ın en temel hedeflerinden biri, insanlığa hem bu dünyada hem de ebedî âlemde huzur ve mutluluk kazandırmaktır. Bu huzurun yolu ise kardeşlikten, aramızdaki sevgi ve muhabbeti güçlendirmekten, birbirimizin hukukunu gözetmekten ve ortak değerlerimiz etrafında kenetlenmekten geçer.
Rahmet Elçisi Peygamberimiz (s.a.s), birbirimizi sevmeyi imanın bir gereği olarak ifade etmiş, müminlerin ancak kardeş olduklarında gerçek anlamda birliğe kavuşabileceklerini vurgulamıştır. Bu anlayışta kardeşlik, yalnızca söylenen güzel bir söz veya belirli zamanlarda hatırlanan bir temenni değildir. Kardeşlik; sorumluluk almak, birbirinin derdiyle ilgilenmek, farklılıklara rağmen ortak değerlerde buluşmak, kötü günde dayanışmayı ve iyi günde paylaşmayı bilmektir.
İşte bu nedenle kardeşlik, güçlü toplumların yalnızca manevi dayanağı değil, aynı zamanda toplumsal huzurun, güvenin ve dayanışmanın da temelidir.
İstikbalimiz Kardeşliğimize Bağlıdır
Bugün savaşların farklı coğrafyalara yayıldığı, İslâm dünyasında kan ve gözyaşının hâkim olduğu, ülkemizin ise çeşitli tehdit ve gerilimlerin ortasında ateş çemberine çekilmek istendiği bir dönemde yaşıyoruz. Böyle zamanlarda milletlerin geleceğini belirleyen en önemli güçlerden biri, kendi içlerinde koruyabildikleri birlik ve kardeşlik duygusudur.
İstikbalimiz, kardeşliğimize bağlıdır.
Ecdadımızın büyük fedakârlıklarla bizlere emanet ettiği bu cennet vatanda sevinçlerimiz kadar hüzünlerimiz, dualarımız kadar ortak umutlarımız da bizi birbirimize bağlamaktadır. Farklılıklarımızı çatışmanın gerekçesi değil, ortak tarih ve medeniyetimizin zenginliği olarak görebildiğimiz ölçüde güçlenebiliriz.
Mukaddesatımıza, tarihimize ve bizi millet yapan ortak değerlere bağlı kaldığımız sürece fitne ve fesat ateşinin toplumumuzu kuşatması kolay olmayacaktır. Çünkü fitnenin en fazla ihtiyaç duyduğu zemin, insanların birbirlerine olan güvenlerini kaybetmeleri; kardeşlik bağlarının zayıflaması ve farklılıkların husumete dönüştürülmesidir.
Buna karşı verilecek en güçlü cevap ise daha fazla kardeşlik, daha fazla dayanışma ve daha güçlü bir ortak aidiyet duygusudur.
“Ey Allah’ın Kulları! Kardeş Olun”
Rahmet Peygamberi’nin (s.a.s), “Birbirinizle ilgi ve alakayı kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, kin beslemeyin, haset etmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun” çağrısı, asırlar öncesinden bugünün insanına da yol göstermektedir.
Kur’an-ı Kerîm’in, “Müminler ancak kardeştirler, öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin” emri ise bu kardeşliğin yalnızca toplumsal bir tercih değil, aynı zamanda ilâhî bir sorumluluk olduğunu hatırlatmaktadır.
Bu iki temel ölçü bize önemli bir hakikati göstermektedir: Kardeşliği korumak kadar, bozulan kardeşlik ilişkilerini onarmak da sorumluluğumuzdur. Çünkü gerçek kardeşlik sadece anlaşmazlıkların hiç yaşanmaması değildir. Asıl mesele, anlaşmazlık ortaya çıktığında onu husumete dönüştürmeden çözebilmek, öfkenin yerine sağduyuyu, ayrışmanın yerine uzlaşmayı, dışlamanın yerine dayanışmayı koyabilmektir.
Toplumların gerçek gücü de tam burada ortaya çıkar. Aynı düşünmekte değil, farklılıklarına rağmen aynı ortak geleceği birlikte savunabilmekte.
Fitneye Karşı Basiret, Ayrılığa Karşı Vahdet
Mehmet Âkif’in hafızalarımıza kazınan şu mısraları, birlik ve beraberliğin millet hayatındaki vazgeçilmez yerini açık biçimde anlatmaktadır:
“Girmeden tefrika bir millete düşman giremez.
Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”
Bu sözler, geçmişten bugüne değişmeyen çok önemli bir gerçeği önümüze koymaktadır. Milletleri dışarıdan gelebilecek tehditlere karşı ayakta tutan yalnızca maddi imkânları değildir. Asıl güç, aynı ülkünün ve aynı ortak geleceğin etrafında kenetlenebilme iradesidir.
Bugün bize düşen; fitneye karşı basiret, ayrılığa karşı vahdet şuuru ile hareket etmek, birbirimizi koruyup gözetmek ve toplumsal bağlarımızı zayıflatabilecek her türlü söylem ve davranış karşısında dikkatli olmaktır.
Fitne çoğu zaman büyük sözlerle başlamaz. Küçük kırgınlıkların büyütülmesi, insanların birbirine karşı önyargılı hâle getirilmesi, toplumsal farklılıkların düşmanlık gerekçesine dönüştürülmesi ve ortak değerlerin göz ardı edilmesiyle güç kazanır. Bu nedenle kardeşliğimizi korumak, yalnızca olağanüstü dönemlerin değil, günlük hayatımızın da sorumluluğudur.
Millî ve Manevî Değerler Etrafında Buluşmak
Kardeşliğimizi zedeleyecek her türlü fitne ve nifaktan uzak durmak, birbirimizin yükünü hafifletmek, millî ve manevi değerlerimiz etrafında buluşmak en büyük sorumluluklarımızdandır.
Birlikte rahmetin, ayrılıkta azabın bulunduğunu unutmadan hareket etmek, geleceğimizin teminatıdır. Kendi inanç ve medeniyet köklerimize tutunduğumuzda, bir binanın tuğlaları gibi birbirimize kenetlendiğimizde yarınlarımızın daha huzurlu ve daha güvenli olacağı açıktır.
Burada söz konusu olan, farklılıkları ortadan kaldırmak değildir. Tam tersine, farklılıklarımızı korurken ortak değerlerimizi kaybetmemektir. Bir milletin fertleri arasında farklı düşünceler, farklı yaklaşımlar ve farklı hayat tecrübeleri bulunabilir. Fakat vatan sevgisi, kardeşlik, adalet, merhamet, karşılıklı saygı ve ortak geleceğe sahip çıkma iradesi her türlü farklılığın üzerinde birleştirici bir zemindir.
Bu zemin kaybedildiğinde toplumsal bağlar zayıflar; bu zemin güçlendirildiğinde ise millet, karşılaştığı en ağır meselelerin dahi üstesinden gelebilecek kuvvete ulaşır.
Kardeşliği Korumak Tarihî Bir Görevdir
Bugün kardeşliğimizi korumak, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek yalnızca dinî bir sorumluluk değildir; aynı zamanda tarihî ve millî bir görevdir.
Ecdadımızın bize bıraktığı bu mukaddes emaneti gelecek nesillere sağlıklı biçimde aktarabilmek için fitneye karşı uyanık, ayrılığa karşı dirayetli, kardeşliğe karşı ise daima sadık olmalıyız.
Çünkü millet olabilmenin temel şartlarından biri aynı coğrafyada yaşamak kadar, aynı kaderin sorumluluğunu paylaşabilmektir. Geçmişimizin acılarını ve sevinçlerini ortak hafızamızda taşıdığımız gibi geleceğin umutlarını da birlikte taşımalıyız.
Kardeşlik duygusunu kaybetmeden birbirimizi dinleyebildiğimiz, anlaşmazlıklarımızı düşmanlığa dönüştürmediğimiz ve ortak değerlerimiz söz konusu olduğunda aynı safta durabildiğimiz sürece hiçbir fitne ateşi bizi kolaylıkla kuşatamayacaktır.
Çekişme Gücü Azaltır, Kardeşlik Gücü Artırır
Rabbimizin şu uyarısını hatırdan çıkarmayalım:
“Allah’a ve Resûlüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”
Bu ilâhî uyarı yalnızca bir nasihat değil, aynı zamanda toplumların ayakta kalmasına ilişkin güçlü bir yol haritasıdır.
Çekişmenin, bitmeyen kavganın ve ayrılığın hâkim olduğu yerde zamanla gevşeme, güç kaybı ve dağılma ortaya çıkar. İnsanlar ortak hedeflerden uzaklaştıkça toplumsal direnç de zayıflar. Sabır, sağduyu, karşılıklı anlayış ve kardeşlik ise milletin dirliğini, toplumun huzurunu ve ümmetin birliğini ayakta tutar.
Bu nedenle bugün hepimize düşen görev açıktır: Kardeşliğimizi zedeleyecek nifaktan uzak durmak, birbirimizin yükünü hafifletmek, kırılan gönülleri onarmak, millî ve manevi değerlerimiz etrafında yeniden ve daha güçlü biçimde buluşmak.
En Büyük Zenginliğimiz Kardeşliğimizdir
Son söz olarak şunu bir kez daha hatırlatalım:
Bizler kardeşliğimizi koruduğumuz sürece hiçbir fitne ateşi bizleri yakamayacak, hiçbir ayrıştırıcı anlayış ortak geleceğimize hükmedemeyecektir.
Millet olarak sahip olduğumuz en büyük güçlerden biri, tarih boyunca zor zamanlarda yeniden ortaya çıkan dayanışma irademizdir. Bu iradeyi gelecek nesillere aktarabilmek ise bugün bizim omuzlarımızdaki sorumluluktur.
Kardeşliğimizi koruyalım. Birbirimizin hukukuna, onuruna ve değerlerine sahip çıkalım. Farklılıklarımızın arasına duvarlar örmek yerine ortak değerlerimizin etrafında yeni köprüler kuralım.
Çünkü kardeşliğimizin gücü, milletimizin en büyük zenginliği; birlik ve beraberliğimiz ise geleceğimizin en sağlam teminatıdır.
Mehmet Kamil Güzel
Gazete Ankara DHP Köşe Yazarı
kguzel@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP