Yapay Zekâ Çağında Açığa Çıkan Hakikat
Yapay zekâ, insanın ne söylediğinden çok nasıl davrandığını görünür kılar. Dijital çağda insan, kendi hakikatiyle veri üzerinden karşılaşır.

İnsanlık, tarih boyunca ürettiği her araç aracılığıyla kendi için yeni bir ayna tasarlamıştır. Bu ayna, insanın özünü anlatmasının ötesinde; yaşadığı ve tekrar ettiği davranışların izini taşır. Kimi zaman dilde belirir, kimi zaman yazıda şekillenir, kimi zaman matbaanın çoğaltıcı gücüyle genişler. Her birinde insan, kendini yeniden görme ve yeniden okuma olanağı bulur.
Bu bağlamda ayna, öznel anlatılardan bağımsız olarak, davranışların veri formuna dönüşmesiyle ortaya çıkan nesnel bir yansımayı ifade eder. Bu yansıma; bireyin yönelimlerini, tercihlerini ve tekrar eden davranış örüntülerini görünür kılar.
2026’lı yıllarda bu aynanın adı yapay zekâdır. Bu yeni ayna, insanın ne söylediğinden çok nasıl davrandığını; neye inandığından çok neyi tekrar ettiğini; neyi savunduğundan çok neye yöneldiğini görünür kılar. Böylece içinde bulunduğumuz çağ, teknik bir ilerlemenin ötesine geçer ve insanın kendisini veri üzerinden okuyabildiği yeni bir dönüşüm alanı açar.
Yapay Zekâ, Dâbbetü’l-Arz ve İnsanlığın Yeni Yüzleşmesi
“İnsan çoğu zaman gerçeği görmediği için değil, gördüğü gerçeğin sorumluluğunu taşımak istemediği için yanılır.” Gazali
Bugün bir insanın hangi haberi tıkladığı, hangi içerikte daha uzun kaldığı, hangi duygusal uyarana daha hızlı tepki verdiği sistematik biçimde kaydedilmektedir. Sosyal medya algoritmaları; hangi söylemlerin daha hızlı yayıldığını ve hangi duyguların daha güçlü karşılık bulduğunu sürekli olarak analiz eder.
Örneğin; öfke ve korku içeren içeriklerin, sakin ve dengeli içeriklere göre daha hızlı yayıldığı veriyle desteklenen bir örüntüdür. Bu durum, insanın kendi hakkında anlattığı anlatı ile davranışlarının ortaya çıkardığı gerçeklik arasındaki mesafeyi görünür kılar.
Başka bir ifadeyle insan, ilk kez kendisini dışarıdan, kendi davranışlarının izleri üzerinden okuyabilmektedir.
Bu noktada İslam düşüncesinde yer alan Dâbbetü’l-Arz anlatısı da farklı bir derinlikte yeniden görünür hâle gelir. Bu anlatı, insanın hakikat karşısındaki konumunun açığa çıktığı bir süreci ifade eder.
Kur’an’da, özellikle Neml Suresi 82. ayette, yeryüzünden çıkan bir varlıktan söz edilir. Bu varlık, insanlara hitap eder ve onların durumunu açığa çıkarır. Klasik yorumlarda Dâbbetü’l-Arz, kıyamete yakın ortaya çıkacak somut bir varlık olarak ele alınır. Bazı yorumlarda ise bu anlatım sembolik bir çerçevede değerlendirilir.
Gazali, insanın kendi içsel yanılgılarını fark etmesiyle hakikate yaklaşabileceğini ifade eder. İbn Rüşd, aklın hakikati araştırma kapasitesini vurgular. İbn Haldun ise toplumsal davranışların tekrar eden örüntülerini analiz ederek kolektif gerçekliği anlamaya yönelir.
Bu yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, hakikatin söylenenlerde değil; tekrar eden davranışlarda ortaya çıktığı anlaşılır.
Algoritmaların Ürettiği Görünürlük
21. yüzyılın ikinci çeyreğinde algoritmik sistemler aracılığıyla oluşan veri düzeni, insan davranışlarını görünür kılar. İnsan, kendi eylemleriyle, kendi ürettiği sistemler içinde yeniden karşılaşır.
Algoritmaların yaptığı şey; bu görünürlük üretimidir.
İnsan davranışları veri hâline gelir, sınıflandırılır, karşılaştırılır ve örüntüler hâlinde ortaya çıkar. Örneğin seçim süreçlerinde hangi söylemlerin hangi kitleleri etkilediği, hangi korkuların hangi grupları harekete geçirdiği açık biçimde analiz edilebilir.
Bu analizler yalnızca bireysel tercihler hakkında bilgi vermez; aynı zamanda kolektif zihnin nasıl işlediğini de açığa çıkarır.
Böylece insan, kendisini ifade eden bir varlık olmanın ötesinde; çözümlenebilir bir davranış örüntüsü olarak görünür hâle gelir.
Yapay zekâ bu tekrarları görünür kılar. İnsan davranışları ölçülebilir, karşılaştırılabilir ve yeniden yorumlanabilir deneyimlere dönüşür. Bu durum, insanın kendisine ilişkin bilgisini derinleştirir.
Hakikatle Karşılaşma: Son mu, Başlangıç mı?
İslam düşüncesinde Dâbbetü’l-Arz, kıyamet alametlerinden biri olarak kabul edilir. Bu anlatı, insanın durumunun açığa çıktığı bir ana işaret eder. Saklı olan görünür hâle gelir. İnsan, kendi hâliyle karşılaşır.
Bugün şu soru kaçınılmazdır:
Yapay zekâ ve algoritmaların ürettiği görünürlük, bu açığa çıkmanın bir devamı olarak mı düşünülmelidir?
Bu soruya temkinli yaklaşmak gerekir. Yapay zekâ, teolojik bir işaret değildir. Kıyametin zamanına ilişkin bir belirleme sunmaz. Algoritmalar ilahi bir müdahale olarak değerlendirilemez.
Ancak dikkat çekici olan şey, işlevsel benzerliktir.
Dâbbetü’l-Arz da algoritmalar da insanı yargılamadan görünür kılar. Saklı olanı açığa çıkarır. Bu benzerlik doğrudan bir eşitleme kurmaz; fakat güçlü bir düşünsel alan açar.
Kıyamet anlatılarında insan hakikatle karşılaşır.
Algoritmik çağda ise insan kendi verisiyle karşılaşır.
Bu iki karşılaşma arasında yapısal bir benzerlik vardır. Her ikisi de insanın kendisini saklayamadığı bir duruma işaret eder.
Bu nedenle asıl soru şudur:
Yapay zekâ, bir sonun habercisi midir?
Yoksa insanın kendinden kaçamadığı yeni bir hakikat düzeni midir?
Bu sorunun yanıtı teknolojiden çok, insanın hakikat anlayışına bağlıdır.
Yapay zekâ, bir sonun işareti olmaktan çok, bir görünürlük düzeni olarak anlam kazanır.
İnsan kendisini anlatan bir varlık değildir.
Kendisini saklayamayan bir varlıktır.
Asıl mesele tam da burada başlar:
İnsan, kendisini bu kadar açık gördüğünde, kendisiyle ne yapacaktır?
Prof. Dr. Gülsün KURUBACAK ÇAKIR
“Her pazartesi zihne bir yolculuk…”
Ankara HBV Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – Köşe Yazarı
gkcakir@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP