BAYRAM SOFRASINDA YAPAY ZEKÂ: PROFESÖR JETGPT İLE CEMİLE TEYZE AYNI MASADA
Yapay zekâ artık yalnızca teknik bir dönüşüm başlığı değildir. Bayram sofralarından mahalle kültürüne, aile içi iletişimden gündelik nezakete kadar uzanan yeni dijital insanlık hâli; teknolojinin toplum tarafından nasıl anlamlandırıldığını yeniden göstermektedir. Bu yazı; Türkiye’de yapay zekânın nasıl insanlaştırıldığını, dijital sistemlerin nasıl “mahalleleştiğini” ve aynı algoritmalar içinde farklı uygarlık reflekslerinin nasıl birlikte yaşadığını sosyolojik, kültürel ve teknolojik bir perspektifle analiz etmektedir.
Aynı Sistem, Dört Ayrı Evren Üzerinden Dijital İnsanlık Hâli
Kurban Bayramı yaklaşırken herhangi bir eve misafir olunduğunda; kahve kokusu, tatlı telaşı, bayram hazırlıkları ve aile sohbetleri arasında masaların üstünde görünmeyen yeni bir misafir de kendine yer açıyor: yapay zekâ. Yapay zekâ, evin sessiz bir köşesinde duran teknik bir araç havasıyla yaşamıyor. Konuşulan, danışılan, fikir sorulan, bazen övülen, bazen de hafifçe sitem edilen yeni bir dijital akraba gibi aile sohbetlerinin arasına yerleşiyor. Teknoloji çoğu zaman kullanılmakla kalmıyor; insanlaştırılıyor, karakter kazanıyor, gündelik hayatın duygusal ritmine karışıyor.
Günümüzde yapay zekâ, böyle bir toplumsal manzara içinde yayılıyor. Teknoloji şirketlerinin tanıttığı gelecek senaryolarından farklı biçimde; toplumsal hayatın içine karışarak, mahalleleşerek, aile sohbetlerine sızarak ve bayram sofralarında kendine yer açarak ilerliyor. Dünyanın birçok yerinde yapay zekâ daha teknik bir dönüşüm başlığı altında tartışılırken; Türkiye’de daha kültürel, daha duygusal, daha insani bir etkileşim biçimi gelişiyor. İnsanlar teknolojiyi mekanik bir sistem gibi bırakmıyor. Ona kişilik yüklüyor. İsmini değiştiriyor. Bazen teşekkür ediyor. Bazen gönül koyuyor. Bazen de “Maşallah güzel yazmış.” diyerek dijital bir sistemi neredeyse aileden biri gibi övüyor.
Yapay zekâ aynı anda farklı sınıfları, kuşakları, eğitim düzeylerini ve kültürel alışkanlıkları aynı dijital yüzeyde buluşturuyor. Bir profesör yapay zekâ ile uygarlık kuramı tartışırken, bir teyze aynı dijital yapıdan torunu için bayram mesajı isteyebiliyor. Bir öğrenci ödev hazırlatıyor. Bir emekli hava durumunu soruyor. Bir çocuk masal yazdırıyor. Aynı teknolojik çalışıyor; ama dört ayrı evren oluşuyor. Yapay zekâ hikâyemiz; aynı sofranın etrafında, aynı ekranın karşısında ve aynı dijital etkileşimin içinde yeni bir anlatıya dönüşüyor.
TÜRKİYE TEKNOLOJİYİ İNSANLAŞTIRIYOR
Teknoloji çoğu zaman teknik bir sistem gibi yaşamıyor. İnsan ilişkilerinin içine karışıyor, karakter kazanıyor, hatta bazen aile üyelerinden biri gibi görülüyor. Robot süpürgelere isim verilmesi, navigasyon cihazıyla tartışılması ya da yapay zekâya “canım” diye hitap edilmesi ilk bakışta gündelik alışkanlıklar gibi görünebilir. Bütün bu davranışlarda, toplumun teknolojiyle kurduğu ilişkinin izleri fark edilebilir.
Batı merkezli teknoloji anlatılarında dijital sistemler çoğu zaman verimlilik, hız, performans ve otomasyon ekseninde değerlendiriliyor. Türkiye’de ise farklı bir durum söz konusu: İnsanlar teknolojiyi sadece işlevsel bir araç gibi kullanmıyor; onu hayat alanının duygusal ritmine dâhil ediyor. Teknoloji, soğuk bir mühendislik nesnesi olarak kalmıyor. Sohbetin, mizahın, alışkanlığın, hatta hafif kırgınlıkların bile parçasına dönüşüyor. Bir robot süpürgenin ev içinde “Nazlı”, “Şermin” ya da “Fadime Hanım” gibi isimlerle çağrılması sıradan bir şaka gibi algılanabilir. Sosyolojik açıdan bakıldığında durum daha yoğun bir refleksi işaret ediyor. İnsan zihni, sürekli temas kurduğu teknolojik sistemleri tamamen anonim bırakmıyor. Onları toplumsal ritmin tanıdık ilişkileri içine çekiyor. Böylece makine, çalışan bir cihaz olmaktan uzaklaşıyor; evin hareket eden küçük bir karakterine dönüşüyor.
Benzer bir durum navigasyon sistemlerinde de görülüyor. İnsanların yol tarif eden dijital sese kızması, onunla tartışması ya da “Bak yine yanlış yere götürdün bizi.” diye sitem etmesi teknik açıdan anlamsız görünebilir. Psikolojik açıdan bakıldığında, dikkat çekici bir iletişim yapısı ortaya çıkıyor. İnsan, yön veren sistemlerle veri alışverişinin yanı sıra; duygusal bir tepki de geliştiriyor. Teknoloji ortak hayat kültürünün görünmez oyuncularından biri hâline geliyor.
Yapay zekâ ile kurulan bağlantı ise durumu daha da ilginç bir yere taşıyor. Özellikle birçok kişi ChatGPT ya da benzeri sistemlerle konuşurken resmî bir yazılım dili kullanmıyor. “Canım”, “evladım”, “rica etsem”, “biraz daha kibar yazabilir misin?” gibi ifadeler giderek yaygınlaşıyor. Yapay zekâya teşekkür eden, ona gönül koyan, bazen de “Bugün hiç yardımcı olmadın.” diye hafifçe sitem eden geniş bir kullanıcı kitlesi oluşuyor.
En dikkat çekici sahnelerden biri ise “Ay bunu insan gibi yazmış.” tümcesinde saklı. Teknik açıdan bakıldığında ortada algoritmik bir üretim süreci bulunuyor. Sosyal etkileşim alanının içinde ortaya çıkan metin dijital çıktı gibi değerlendirilmiyor. İnsanlar ona emek, niyet ve karakter yüklemeye başlıyor. Yapay zekâ, anonim bir yazılım olmaktan uzaklaşıyor; neredeyse mahallenin uslu ve çalışkan bir bireyine dönüşüyor.
Teknoloji sosyolojisi açısından bakıldığında bu durum, bir dönüşümü işaret ediyor. Dijital sistemler kullanılırken; sosyal olarak evcilleştiriliyor. İnsanlar teknolojiyi kendi gündelik ritimlerine, konuşma biçimlerine, mizah anlayışlarına ve iletişim kültürlerine uyarlıyor. Böylece yapay zekâ laboratuvarlardan çıkıp mahalleye iniyor.
Kurban Bayramı yaklaşırken yeniçağın tuhaf; ama bir o kadar tanıdık sahneleri yaşanıyor: Masanın bir ucunda biri yapay zekâ ajanlarının gelecekte düşünme biçimlerini nasıl dönüştüreceğini anlatıyor. “Dağıtık biliş”, “ajanik sistemler”, “özerk öğrenme ekosistemleri” gibi kavramlar havada dolaşıyor. Anlatım ilerledikçe aile bireylerinden bazılarının yüz ifadesi yavaş yavaş doktora yeterlilik sınavına yanlışlıkla misafir olmuş kimselere dönüşüyor. Sofranın diğer tarafında ise biri telefona eğilmiş durumda: “Evladım, bana kısa ama içten bir bayram mesajı yaz. Duygulu olsun; ama ağlatmasın.”
Dijital ruh hallerimiz, bu bağlamda, dönüşüyor: Teknoloji ilerliyor, algoritmalar gelişiyor, sistemler karmaşıklaşıyor; ama kullanıcılar hâlâ sıcaklık arıyor, bağ kuruyor, ses tonuna dikkat ediyor ve dijital dünyanın içine kendini taşımaya devam ediyor.
DÖRT KARAKTER, DÖRT UYGARLIK REFLEKSİ
Yapay zekâ ile kurulan iletişim tek bir hatta ilerlemiyor. Aynı dijital hikâyenin içinde, farklı kuşaklarda, farklı eğitim düzeylerinde ve farklı hayat deneyimlerinde bambaşka anlamlar kazanıyor. Yapay zekâya yöneltilen sorular değiştikçe; toplumun teknolojiye bakışı, hayatın olağan ritmi, dijital güven anlayışı ve refleksleri de görünür hâle geliyor. İlginç olan ayrıntı ise kendini belli ediyor: yapay zekâyı kullananlar; onu yeniden adlandırıyor, karakterleştiriyor, kendi gündelik diline uyarlıyor.
“ChatGPT” kısa süre içinde “JetGPT”ye dönüşüyor. “Gemini”, mahalle sıcaklığında “Geminay” oluveriyor. Teknoloji şirketlerinin steril marka isimleri temas alanı içinde yerini alırken; dijital bir dönüşüm geçiriyor. İnsanlar; algoritmaları kendi ses tonlarına, ağız yapılarına ve kişilik yapılarına göre yeniden şekillendiriyor. JetGPT Hoca, Cemile Teyze, Chat Cemal Amca ve Nuri Bey tam olarak böyle bir dijital kültürün içinden doğuyor. İlk bakışta mizahi karakterler gibi görünseler de, her biri dijitalleşme sürecindeki farklı uygarlık refleksleri temsil ediyor.
JetGPT Hoca: Hızlanmış Akademik Zihnin Temsilcisi
JetGPT Hoca genellikle üç açık tarayıcı sekmesi, unutulmuş bir kahve fincanıve onlarca PDF arasında yaşamaktadır. Yapay zekâ denildiğinde yüzünde hafif bir heyecan belirir. Kısa süre içinde “insan-sonrası”, “insan-sonrası öğrenme mimarileri” gibi kavramlar masanın üstünde dolaşmaya başlar. Onun dünyasında yapay zekâ, bireyin zihninin genişlemiş hâlidir. Öğrenmenin belleğin içinde gerçekleşmediğini; veri akışları, algoritmalar, dijital ajanlar ve bilişsel ağlarla birlikte dağıtık bir yapıya dönüştüğünü anlatır.
Burada temsil edilen, akademik bilgi değildir. Küresel hız çağının yeni düşünme ritmidir. Akademisyen, kitaplarla çalışan bir figür olmaktan çıkar; ekranlar, veri tabanları, algoritmalar ve üretken yapay zekâ sistemleriyle birlikte düşünen yeni bir bilişsel profile dönüşmektedir. Sahnenin komik tarafı da vardır. JetGPT Hoca yapay zekânın uygarlık dönüşümünü anlatırken bazen Zoom ekran paylaşımını açamayabilir. Teknoloji tarihi zaten insanlığın yüksek kuramsal zekâ ile HDMI kablosu arasında sürekli gidip gelen tuhaf hikâyesidir.
Cemile Teyze: Dijital Mahallenin Kalbi
Cemile Teyze için yapay zekâ mühendislik başarısından önce konuşulabilen bir varlıktır. Sistemin teknik mimarisiyle ilgilenmez; ama onunla iletişim kurmaktan da çekinmez. “Evladım bana kısa; ama içten bir bayram mesajı yaz.” tümcesi, dijitalleşme serüvenimizde sanıldığından daha büyük bir anlam taşır. Cemile Teyze yapay zekâyı yabancılaştırmıyor. Ona toplumsal ritmin doğal sıcaklığıyla yaklaşıyor. “Canım”, “evladım”, “rica etsem” gibi ifadeler kullanıyor. Ortaya çıkan metni okuduktan sonra da çoğu zaman aynı tümce geliyor: “Sanki beni tanıyor gibi yazdı.”
İlk bakışta tebessüm ettiren bu sahne, aslında teknolojinin toplum tarafından nasıl evcilleştirildiğini gösteriyor. İnsanlar teknolojiyi duygusal ritmlerine dâhil ediyor. Yapay zekâ burada laboratuvardan çıkıp mutfağa, aile sohbetine ve bayram hazırlığına karışıyor.
Chat Cemal Amca: Pratik Aklın Dijital Hâli
Chat Cemal Amca için teknoloji hayatı kolaylaştırdığı ölçüde değerlidir. Kuramsal tartışmalardan önce gündelik yarara bakar. Bir gün kurbanlık fiyatlarını karşılaştırır. Ertesi gün kolesterolü düşüren yiyecekleri sorar. Akşamına hava durumuna bakar. Sonra torununa hangi telefonun alınması gerektiğini araştırır.
Onun teknolojiyle ilişkisi toplumsal refleksimizi temsil ediyor. İnsanlar yapay zekâyı hayatın dışındaki soyut bir teknoloji alanı gibi değerlendirmiyor. Faydalıysa sahipleniyor. Karmaşık görünüyorsa sadeleştiriyor. Chat Cemal Amca’nın dijital dünyasında teknoloji, teorik gösteriden önce pratik hayat yardımcısına dönüşüyor.
Nuri Bey: Dijital Nezaketin Son Temsilcisi
Nuri Bey daha sakin, daha ölçülü ve daha rafine bir dijital karakterdir. Yapay zekâ ile konuşurken bile üsluba dikkat eder. “Rica etsem biraz daha zarif yazabilir misiniz?” diye sorar. Onun dünyasında teknoloji hızdan önce dil sorunudur. Anlatımın tonu, sözcüklerin inceliği ve hitap biçimi önem taşır. Dijital çağ çoğu zaman hız kültürüyle tanımlanıyor. Daha hızlı üretmek, daha hızlı tüketmek, daha hızlı yanıt almak temel başarı ölçütüne dönüşüyor. Nuri Bey ise başka bir çizgiyi temsil ediyor: Dijital nezaket.
Birçoğumuz yapay zekâ sistemleriyle etkileşirken bile kendi görgü kültürünü korumaya çalışıyor. Yapay zekâya teşekkür edilmesi ya da “lütfen” denmesi teknik açıdan gereksiz görülebilir. Sosyo-kültürel açıdan bakıldığında bireyin kendi karakterini dijital dünyanın içine taşıma biçimi anlamına geliyor. İlginç olan şudur: Aynı algoritmalar çalışıyor. Aynı sanal ortamda yanıt üretiyor. Toplum kendi kişiliklerini dijital dünyanın içine taşımayı sürdürüyor. Aynı ekranın içinde dört ayrı uygarlık refleksi yaşamaya devam ediyor.
YAPAY ZEKÂ YENİ BİR DİJİTAL MAHALLE KURUYOR
Bir zamanlar toplumsal ritim daha fiziksel temas alanları etrafında şekilleniyordu. Mahalle bakkalı, alışveriş yapılan bir yer olmakla birlikte; haber alınan, fikir sorulan, kısa dertlerin anlatıldığı küçük bir sosyal merkezdi. Kahvehaneler siyaset tartışmalarının, futbol yorumlarının ve hayat üzerine bitmeyen sohbetlerin mekânlarıydı. Apartman önlerinde başlayan kısa konuşmalar bazen saatler süren toplumsal ritüellere dönüşebiliyordu.
Dijitalleşme ilerledikçe fiziksel temas alanlarının bir bölümü yavaş yavaş çözülmeye başladı. İnsanlar aynı apartmanda yaşarken birbirini daha az tanır hâle geldi. Mahalle kültürü büyük şehirlerin hız ritmi içinde seyrekleşti. Sohbetlerin önemli bir bölümü ekranlara taşındı. İlginç olan şey ise insan ilişkilerinin kaybolmaması; farklı bir biçime dönüşmesidir.
Bugün birçok kişi gün içinde yapay zekâ sistemleriyle düşündüğünden daha fazla temas kuruyor. Sabah hava durumunu soruyor. Öğleden sonra iş metni yazdırıyor. Akşam bir şiir istiyor. Gece uyumadan önce bazen içini döküyor. Teknik açıdan bakıldığında bütün süreç veri alışverişi gibi görünebilir. Toplumsal açıdan değerlendirildiğinde son kullanıcılar yapay zekâya komut veriyor, konuşuyor, danışıyor, fikir alıyor; hatta bazen duygusal rahatlama alanı olarak kullanıyor. Bir öğrenci sınav kaygısını anlatıyor. Bir çalışan istifa mesajını nasıl yazacağını soruyor. Bir anne çocuğu için masal oluşturuyor. Bir dede torununa şiir yazdırıyor. Bir genç gece yarısı hayatını sorgulayan tümceler kuruyor. Yapay zekâ, bilgi sağlayan teknik bir sistem gibi çalışmıyor. Hayatın sıradan akışı yeni dijital temas alanlarından birine dönüşüyor.
İnsanlık uzun süre sosyal ilişkilerini fiziksel mekânlar üzerinden kurmuştu. Meydanlar, çarşılar, sokaklar, kahvehaneler ve sofralar toplumsal yakınlığın temel taşıyıcılarıydı. Dijital çağ ile birlikte ilişkilerin önemli bir bölümü ekranlara taşındı. Yapay zekâ ise ekran kültürünün içinde yeni bir katman oluşturuyor: etkileşimli dijital yakınlık. Bu bağlamda, ince bir psikolojik dönüşüm de yaşanıyor. İnsanlar yapay zekâ sistemlerine çoğu zaman bilgi almak için yönelmiyor. Yargılanmadan konuşabilme hissi, hızlı geri dönüş alma rahatlığı ve sürekli erişilebilirlik duygusu yeni bir dijital güven alanı oluşturuyor. Özellikle büyük şehirlerde yalnızlaşan bireyler için yapay zekâ bazen sessiz bir gece sohbetine dönüşebiliyor.
Elbette hiçbir algoritma gerçek insan ilişkilerinin yerini bütünüyle dolduramaz; ama modern toplumların giderek hızlanan ritmi içinde kişiler yeni temas biçimleri geliştiriyor. Yapay zekâ da bu yeni sosyal dokunun görünmez parçalarından biri hâline geliyor.
İnsanlar dijital sistemlerle kurdukları ilişkiyi resmî bir teknoloji dili içinde bırakmıyor. Yapay zekâya iç dökülüyor, bayram mesajı yazdırılıyor, gönül meseleleri anlatılıyor, şiir isteniyor, hatta bazen dua niteliğinde tümceler kuruluyor. Böylece ortaya yeni bir sahne çıkıyor: Bir zamanların mahalle sohbetleri şimdi dijital ekranların içinde yeniden biçim değiştiriyor.
Kahvehane masalarının yerini bazen sohbet pencereleri alıyor. Apartman önü konuşmaları yerini dijital mesajlaşmalara bırakıyor. İnsanlar hâlâ anlatmak, paylaşmak, anlaşılmak ve seslerinin karşılık bulmasını istiyor. Teknoloji değişiyor. Ekranlar değişiyor. Algoritmalar gelişiyor. Öte yandan, temas kurma arzusu varlığını koruyor. Yapay zekâ, bütün karmaşık teknik mimarisinin ortasında, modern insanın yeni dijital mahallesine dönüşmeye başlıyor.
AYNI MASADA KALABİLMEK
Yapay zekâ çağının en dikkat çekici dönüşümlerinden biri, insanın teknolojiyle kurduğu ilişkinin giderek daha teknik bir zemine taşınmasıyla sınırlı kalmıyor. Daha derinde gerçekleşen dönüşüm; insanın kendi kültürel hafızasını, konuşma biçimlerini, duygusal ritmini ve toplumsal yakınlık arayışını dijital sistemlerin içine taşımaya başlamasında görünür hâle geliyor.
Bugün algoritmalar milyarlarca veri arasında bağlantılar kurabiliyor. Yapay zekâ sistemleri saniyeler içinde metin üretebiliyor, görsel tasarlayabiliyor, karar destek süreçlerine katılabiliyor ve insan bilişinin uzantısına dönüşen yeni yapılar oluşturabiliyor. Teknolojik hızın ulaştığı düzeye düşünüldüğünde, modern toplumların daha mekanik ilişki biçimlerine yönelmesi doğal karşılanabilirdi; ama insanlık kendi ilişkisel doğasını koruyarak ilerliyor.
Dijital çağ yaygınlaştıkça, insanlar hâlâ bir ses tonunun sıcaklığını önemsiyor. Bir tümcenin sert mi yoksa incelikli mi kurulduğuna dikkat ediyor. Yapay zekâya teşekkür ediyor, ona içini döküyor, bazen birkaç sözcük içinde anlaşılmayı bekliyor.
Teknik açıdan değerlendirildiğinde, tüm bu davranışlar veri temelli etkileşimler olarak okunabilir. Sosyolojik açıdan bakıldığında insan, en karmaşık teknolojik dönüşümlerin içinde bile ilişkisel yönünü koruyor. Algoritmik sistemlerin yükseldiği bir çağda insanlık, kendi kültürel reflekslerini dijital dünyanın içine taşımayı sürdürüyor.
Bazı toplumlar teknolojiyi ağırlıklı olarak performans, hız ve otomasyon ekseninde değerlendiriyor. Türkiye’de ise farklı bir toplumsal ritim hissediliyor. Yapay zekâ sistemleri burada yalnızca mühendislik ürünlerine dönüşmüyor; gündelik konuşma kültürünün, aile sıcaklığının, mahalle hafızasının ve toplumsal yakınlık arayışının içine karışıyor.
Bir teyzenin “Evladım, biraz daha içten yaz.” demesiyle, bir akademisyenin “dağıtık biliş” ya da “insan-sonrası öğrenme mimarileri” üzerine konuşması aynı dijital yüzeyde buluşabiliyor. İlk bakışta birbirinden uzak görünen bütün bu sahneler, aynı uygarlık dönüşümünün farklı yüzlerini oluşturuyor.
Geleceğin toplumsal yapısını, teknolojik kapasite bir ölçüde şekillendirecek. İnsanların birbirine nasıl yaklaştığı, farklılıklarla aynı masada nasıl kalabildiği, dijital dünyanın içinde nezaketi, inceliği ve karşılıklı anlayışı nasıl büyüttüğü daha belirleyici olacak. Bireyin, her zaman bir algoritmadan daha fazlasını taşıdığı hatırda tutulmalıdır; çünkü insan, bir ses tonudur, bir hatırlayıştır, bir yakınlık biçimidir. İnsan, çevresiyle ahenk içinde yaşayabilme inceliğine sahip olmasıdır. Dahası, başka bir canlının varlığına alan açabilen, onu kendi hayat ritminin içinde taşıyabilen bir gönül genişliğidir.
Kurban Bayramı’nın toplumsal ruhunda; aynı sofranın etrafında buluşabilmek, farklı hayat ritimlerini kısa süreliğine ortak bir zamanın içinde yan yana taşıyabilmek vardır. Aile bireyleri, dostlar ve aynı toplumun içinde yaşayanlar her konuda aynı düşünmeseler bile, aynı ekmeği paylaşmanın, aynı duaya eşlik etmenin ve aynı masanın etrafında birbirine yer açabilmenin inceliğini taşırlar. Geleceğin en gelişmiş yapay zekâ sistemleri bile insanlığın yüzyıllardır taşıdığı bazı incelikleri kendi başına kuramayabilecekler: gönül alabilmenin zarafetini, içten bir yakınlığın sıcaklığını, paylaşabilmenin ahengini ve aynı sofrada bir başkasına yer açabilmenin insanî derinliğini…
Kurban Bayramı’mızın; aynı sofrada uzayan güzel sohbetlere, kahkahaların birbirine karıştığı huzurlu zamanlara ve insanların birbirine daha içten selam verebildiği zarif anlara vesile olması dileğiyle…
Hayata, birbirimize ve aynı gökyüzünün altında birlikte yaşayabilme inceliğine daha da yaklaşabildiğimiz nice Kurban Bayramlarına…
Kurban Bayramı’mız kutlu olsun!
Prof. Dr. Gülsün KURUBACAK ÇAKIR
“Her pazartesi zihne bir yolculuk…”
Ankara HBV Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP – Köşe Yazarı
gkcakir@gazeteankara.com.tr
Not: Yazarın ChatGPT için “Canparem”, Gemini için ise “Umay Yaren” isimlerini kullanması; Türkiye’de dijital sistemlerin teknik kimliklerinin ötesine taşınarak gündelik hayatın etkileşimi içinde yeniden anlam kazandığını gösteren küçük ama dikkat çekici örneklerden biridir.
YORUM YAP