Tek Derdimiz Bedensel Açlık mı, Ya Zihinsel Açlık?
Bir şehri şehir yapan sadece binalar ve yollar değil; insanın zihnini besleyen kültür ortamlarıdır. Dün vardı, bugün neden yok?
TEK DERDİMİZ BEDENSEL AÇLIK MI, YA ZİHİNSEL AÇLIK?
Yıllardır Ankara’dayım ve yayın hayatıyla yakından ilgiliyim. Bazen şunu düşünüyorum: İmkanlar genişledikçe kültür alanı da genişler sanıyoruz ama pratikte tam tersi oluyor. Maddi imkanların arttığı çağda, insanın zihnini besleyen kamusal kültür mekanlarının azalması, üzerinde durulması gereken bir çelişki.
Bu düşünce beni, Mehmet Çınarlı’nın Ötüken Yayınları’ndan çıkan “Sanatçı Dostlarım” adlı kitabında anlattığı Ankara günlerine götürüyor.
İstanbul Pastanesi: Bir Zamanların Kültür Durağı
Çınarlı, dönemin yazar ve şairlerinin iş çıkışı soluğu Ulus’ta, Anafartalar Caddesi’nde bulunan İstanbul Pastanesinde aldığını anlatır. İstanbul Pastanesi bir buluşma ve sohbet yeridir; işten sonra adeta ikinci adresleridir.
Çınarlı’nın hatıralarında önemli yer tutan bu mekanı şu sözlerle tasvir eder:
“İstanbul Pastane’sinin bugün hiçbir yerde bulunmayan bir özelliği vardı. Ne kadar oturursanız oturun, kimse kalksın gitsin diye gözünüzün içine bakmaz, hatta ne yiyip içeceksiniz diye sormazdı. Yan yana getirilmiş masalara, on beş-yirmi kişi sıralanıp, üç saat, beş saat sohbet eder, tartışır, şiir okurduk. Bu uzun süre içinde, aramızdan kahve veya çay isteyen ya üç kişi çıkardı ya da beş. Ötekiler, vakit gelince hiçbir şey içmeden, hiçbir şey ödemeden kalkıp giderlerdi.”
Bu cümlelerin altını özellikle çizmek istiyorum: Üç saat, beş saat… Bugünün temposunda ve işletme mantığında neredeyse “imkansız” görünen bir kültür hali.
“Ne İçeceksin?” Sorulmayan Bir Yer
Çınarlı, İstanbul Pastanesi’nin “bugün para verilmeden adım atılmayan belediye parklarından daha fazla halkın, daha fazla hepimizindi” der. Üstelik bu hayret verici düzenin ilgi çekici bir hikayesi de vardır:
Pastanenin işletmecisi, bir zamanlar yoksulluğa düşmüş. Bir gün yağmura yakalanıp bir kahvehaneye sığınmak zorunda kalmış ama cebinde para yok. Garsonlar başına dikilip “Ne içeceksin?” diye sorunca çaresiz çıkıp yeniden yağmurun altına dönmüş. Sonradan para kazanıp İstanbul Pastanesi’ni açtığında garsonlara kesin talimatı şu olmuş:
“Hiç kimseye ne kadar oturursa otursun ‘Ne içeceksin?’ diye sormak yok. Sizi çağırıp bir şey isterlerse götürün, aksi takdirde müşterileri rahatsız etmeyin.”
Bu, yalnız bir işletme talimatı değil; insanın onurunu gözeten bir incelik.
Bugün Neden Yok?
Çınarlı’nın anlattığı türden mekanların olmasını çok isterdim. Çünkü sanat ve kültür yalnızca bireysel üretimle değil, sosyal etkileşimle gelişir ve zenginleşir. Fakat 1950’lerde böyle mekanlar varken, bugün imkanlar daha geniş olmasına rağmen benzer ortamların azlığını hatta yokluğunu görüyoruz.
Ticari esaslarla çalışan işletmelerin böyle bir derdi yoktur. Olması da beklenemez. Ancak belediyeler, Kültür Bakanlığı ve benzeri kamu kurumları bu boşluğu doldurabilir.
Şehri Şehir Yapan Kültürdür
Bir şehri şehir yapan sadece binalar ve yollar değildir. Şehri şehir yapan, onu tarihe geçiren; oradaki kültürel faaliyetler ve sanat iklimidir.
Belediyeler ve kamu kurumları çoğu zaman sadece bedensel açlığı doyurmaya odaklanıyor; geniş kitlelerden oy devşirme refleksiyle hareket ediyor. Oysa en az bedensel açlık kadar, hatta çoğu zaman ondan da önemli olan zihinsel açlıktır.
Kültürel faaliyetler zihinsel açlığı doyurur. Dahası bir toplumun gelişmesine, uyumuna ve güven duygusuna da ciddi katkı sağlar.
Bu nedenle belediyelerin ve kamu kurumlarının bu alanda da somut, sürdürülebilir adımlar atmasını diliyorum.
Av. Durdu GÜNEŞ
Gazete Ankara DHP | Köşe Yazarı
dgunes@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP