SİLAHTAN HUKUKA – I: 7595 Sayılı Kanun Ne Getiriyor? Türkiye Nasıl Bir Hukuki Geçiş Rejimi Kurdu?
7595 sayılı Kanun; PKK/KCK'nın fiilî varlığının sona ermesi ve silahların tesliminin devlet tarafından teyit edilmesi sonrasında soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezaların infazına ilişkin özel bir geçiş rejimi kuruyor. Peki sistem nasıl işleyecek, kimleri kapsayacak ve beş-on yıllık erteleme sürelerinin sonunda ne olacak?
Türkiye'nin uzun yıllardır karşı karşıya bulunduğu terör sorununun silahlı boyutunun sona erdirilmesine yönelik süreç, 10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen 7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun ile yeni bir hukuki aşamaya taşındı.
Kanun yalnızca silah bırakan örgüt mensuplarının durumunu düzenleyen dar kapsamlı bir metin değil. Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesinden kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazına, tutuklama tedbirlerinden hak yoksunluklarına, silahların tesliminden TBMM denetimine kadar uzanan çok katmanlı bir sistem kuruyor.
Bu nedenle 7595 sayılı Kanunu değerlendirmenin ilk adımı, henüz “af mı değil mi?” tartışmasına girmeden önce kanunun ne söylediğini ve nasıl işleyeceğini doğru anlamaktır. Çünkü metnin özü tek bir karara değil; güvenlik tespiti, MGK teyidi, başvuru, yargı kararı, erteleme süresi ve bu süre içindeki davranış koşulundan oluşan birbirine bağlı bir hukuki mekanizmaya dayanıyor.
Kanunun arkasında nasıl bir süreç var?
7595 sayılı Kanunun siyasi ve kurumsal arka planında TBMM bünyesinde oluşturulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bulunuyor. Komisyon çalışmalarında terörün Türkiye gündeminden kalıcı biçimde çıkarılması, millî birlik ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi, demokratikleşme ve hukuk devleti alanlarında atılabilecek adımlar değerlendirildi.
Komisyonun 18 Şubat 2026 tarihinde kabul ettiği nihai raporda en önemli eşik açık biçimde tarif edildi: PKK'nın bütün unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince tespit ve teyit edilmesi. Raporda bu işlemin objektif, ölçülebilir, şeffaf ve denetlenebilir kriterlere dayanması gerektiği özellikle vurgulandı.
Aynı rapor, ortaya çıkacak yeni hukuki durum için amaca özgülenmiş ve geçici nitelikte bir kanuni düzenleme yapılmasını önerirken, silahı ve şiddeti reddeden kişilerin topluma yeniden kazandırılmasıyla kamu vicdanının korunması arasında hassas bir denge kurulmasını da istedi. Özellikle toplumda af veya cezasızlık algısı oluşturulmaması gerektiğinin altı çizildi.
7595 sayılı Kanun bu yaklaşımın bağlayıcı hukuk normlarına dönüştürülmüş hâlidir. Ancak Komisyon raporu ile kabul edilen kanun aynı şey değildir. Rapor siyasi ve hukuki bir yol haritası ortaya koyarken, esas sonuç doğuran hükümler kanunun kendi maddeleridir.
Türkiye'nin 2014 yılında kabul ettiği 6551 sayılı Kanunda da “terörün sona erdirilmesi” ve “toplumsal bütünleşme” kavramları kullanılmıştı. Ancak yeni kanun bundan önemli ölçüde ayrılıyor. 2014 düzenlemesi daha çok hükümetin süreçteki temas ve koordinasyon görevlerini düzenlerken 7595 sayılı Kanun doğrudan ceza muhakemesi ve infaz hukukuna müdahale eden bireysel sonuçlar öngörüyor.
Sistemi başlatacak kritik eşik: Silahların teslimi ve tasfiyenin teyidi
Kanunun bütün yapısı 1'inci maddede belirlenen temel koşula dayanıyor. PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı oluşumların fiilî varlıklarına son verdiklerinin ve kontrollerindeki silah ve mühimmatı teslim ettiklerinin önce güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi gerekiyor. Bunun ardından söz konusu tespitin Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi ve MGK kararının Resmî Gazete'de yayımlanması şartı aranıyor.
Bu noktada iki ayrı zamanı birbirinden ayırmak gerekiyor. Kanunun 11'inci maddesine göre metin yayımlandığı tarihte yürürlüğe giriyor. Ancak soruşturma, kovuşturma ve infazın ertelenmesi gibi asıl hukuki sonuçlar, sadece kanunun yürürlüğe girmesiyle kendiliğinden başlamıyor; güvenlik tespiti ve MGK teyidine ilişkin kararın Resmî Gazete'de yayımlanması gerekiyor.
Dolayısıyla kanunun yürürlüğe girmesi ile kanunun bireyler bakımından yararlanma rejiminin işlemeye başlaması aynı şey değildir.
Bu ayrım, sonraki bütün hükümleri anlamanın anahtarıdır.
Kimler ve hangi suçlar kapsamda?
Kanun; PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma, örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme, örgütün propagandasını yapma suçlarını kapsıyor. Bunun yanında örgütün faaliyeti kapsamında işlenen diğer suçlar ile örgüt lehine gerçekleştirilen ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamına giren suçlar da düzenlemenin alanına alınmış durumda.
Bu nedenle kanunun kapsamı yalnızca “örgüt üyeliği”nden ibaret değil. Somut olayın örgüt faaliyeti kapsamında gerçekleşip gerçekleşmediği uygulamada ayrıca önem taşıyacak.
Kanundaki bir başka dikkat çekici husus, “örgüt” kavramının yalnızca PKK/KCK ile sınırlandırılmayıp “bununla bağlantılı her türlü oluşumu” da kapsayacak şekilde tanımlanmasıdır. Hangi yapıların neye göre “bağlantılı oluşum” kabul edileceği ise uygulamada açıklığa kavuşturulması gereken alanlardan biridir.
Buna karşılık bütün suçlar erteleme sistemine alınmıyor. Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçları hem soruşturma ve kovuşturmanın hem de kesinleşmiş cezaların infazının ertelenmesi sisteminin dışında bırakılmıştır. Ayrıca 1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlar da kanunda belirtilen istisna alanına giriyor.
Beş yıl mı, on yıl mı? En önemli teknik ayrım
7595 sayılı Kanunun merkezinde iki ayrı erteleme süresi bulunuyor: beş yıl ve on yıl. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var. Soruşturma ve kovuşturmalarda kullanılan 15 yıl ölçütü ile kesinleşmiş mahkûmiyetlerdeki 15 yıl ölçütü aynı değildir.
Soruşturma ve kovuşturmada henüz kesinleşmiş ceza bulunmadığı için isnat edilen suçun kanunda öngörülen üst sınırı esas alınıyor. Kesinleşmiş mahkûmiyetlerde ise kişinin aldığı toplam hapis cezasına bakılıyor.
Bu ayrım, kanunun uygulamasında en çok dikkat edilmesi gereken teknik noktalardan biridir.
Soruşturmalar ve davalar hemen ortadan kalkmıyor
MGK kararının yayımlanmasının ardından kapsam içindeki soruşturmalarda Cumhuriyet savcısı, kovuşturmalarda ise mahkeme tarafından beş veya on yıllık erteleme kararı verilecek.
Ancak bu aşamada dosya ortadan kalkmıyor. Kanun, dava zamanaşımının erteleme boyunca işlememesini; dosya ve delillerin muhafaza edilmesini öngörüyor. Müsadereye tabi eşya ve malvarlığı değerleri hakkında ise tasfiye kararı verilerek bunların Hazineye irat kaydedilmesi hükme bağlanıyor.
Dolayısıyla ilk hukuki sonuç beraat veya davanın düşmesi değil, dosyanın belirli bir süre için beklemeye alınmasıdır.
Cumhuriyet savcısının erteleme kararlarına karşı iki hafta içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilecek; mahkemenin kovuşturmayı erteleme kararına karşı da aynı süre içerisinde itiraz edilebilecek. Bu yönüyle sistem tamamen idari bir mekanizma değil; yargısal karar ve itiraz süreçleri içeriyor.
Kanunun dikkat çeken hükümlerinden biri de kritik MGK kararından önce işlenmiş, ancak soruşturması daha sonra başlatılacak suçlarla ilgili. Bu durumda yeni soruşturmanın yapılması 7'nci maddede oluşturulan Kurulun iznine bağlanıyor. Bu hükmün yargı bağımsızlığı ve savcılık yetkisi açısından doğurabileceği anayasal tartışmalar serimizin ikinci yazısında ayrıca ele alınacak.
Tutuklular otomatik tahliye edilmeyecek
Kanunun 4'üncü maddesi, kapsamda bulunan kişiler hakkındaki tutuklama ve adli kontrol tedbirlerini doğrudan kaldırmıyor. Bu tedbirler dosyanın bulunduğu aşamaya göre hâkim, mahkeme, bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından yeniden değerlendirilecek; koşulların bulunması hâlinde kaldırılabilecek.
Dolayısıyla “kanun kapsamına giren herkes otomatik olarak tahliye edilecek” şeklindeki bir değerlendirme kanun metnini doğru yansıtmaz.
Buna karşılık kapsam içindeki suçlarla ilgili olarak istinaf veya temyiz incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilmesi öngörülüyor. Böylece dosyanın yeni kanundaki erteleme rejimine göre yeniden ele alınmasının önü açılıyor.
Beş veya on yılın sonunda asıl sonuç ortaya çıkıyor
Kanunun hukuki etkisinin en önemli bölümü erteleme sürelerinin sonunda ortaya çıkıyor. Soruşturma veya kovuşturması ertelenen kişi, bu süre içerisinde yeniden bir terör suçu işlerse erteleme kaldırılıyor ve yargılama kaldığı yerden devam ediyor.
Buna karşılık beş veya on yıllık süre terör suçu işlenmeden geçirilirse soruşturma aşamasında kovuşturmaya yer olmadığı, dava açılmışsa düşme kararı veriliyor.
Kesinleşmiş cezalar bakımından da benzer bir koşullu sistem kurulmuş durumda. Toplam cezasına göre infazı beş veya on yıl ertelenen hükümlü, bu süre içerisinde yeniden terör suçu işlerse erteleme kaldırılarak cezanın infazına devam ediliyor. Süre yeni bir terör suçu işlenmeden tamamlanırsa kanunun açık hükmü gereğince ceza infaz edilmiş sayılıyor.
Bu son ifade son derece önemlidir. Çünkü kanunun başlangıçta “erteleme” şeklinde kurduğu sistem, koşulların yerine getirilmesi hâlinde soruşturmanın sona ermesi, davanın düşmesi veya kesinleşmiş cezanın infaz edilmiş sayılması gibi kalıcı sonuçlara ulaşmaktadır.
Bu hukuki sonuçların “af” kavramıyla ilişkisi ise ilk yazının değil, serimizin ikinci yazısının temel tartışma alanlarından biri olacaktır.
Süreci kim yönetecek?
Kanunun 7'nci maddesi, süreci takip etmek ve değerlendirmek üzere Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında güçlü bir Kurul oluşturuyor. Kurulda Adalet, Dışişleri, İçişleri ve Millî Savunma bakanları ile Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, MİT Başkanı ve MGK Genel Sekreteri yer alacak.
Kurul alt komisyonlar oluşturabilecek, gerekli kurum ve kişileri toplantılara davet edebilecek ve sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesine ilişkin görevlendirmeler yapabilecek. Örgütün tamamen tasfiye edilip edilmediği de gözlem raporları üzerinden dönemsel olarak değerlendirilecek. Gerek görülmesi hâlinde yeni adli, idari veya yasal düzenlemeler talep edilebilecek.
Kurul ayrıca belirli süreler geçtikten sonra soruşturma, kovuşturma veya mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluklarının kaldırılmasını ilgili yargı merciinden isteyebilecek. Ancak burada önemli bir ayrım var: Hak yoksunluğunu Kurul kendisi kaldırmayacak; nihai kararı mahkeme veya infaz hâkimliği verecek.
Mahkûmiyetten kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılmasının talep edilebilmesi için beş yıllık ertelemede iki, on yıllık ertelemede üç yıl geçmiş olması gerekiyor.
TBMM denetimi ve silah teslimi
Kanun yürütme bünyesinde güçlü bir koordinasyon yapısı kurarken TBMM'ye de izleme görevi veriyor. Kurulun Meclisi düzenli olarak bilgilendirmesi; ayrıca TBMM Başkanlığı tarafından bir İzleme Komisyonu kurulması öngörülüyor. Komisyon süreci izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecek.
Bu mekanizmanın etkinliği, TBMM'ye yapılacak bilgilendirmenin düzenliliğine, kapsamına ve denetlenebilirliğine bağlı olacaktır.
Silah teslimi bakımından ise örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri veya beyan ettikleri silah, mühimmat, patlayıcı, araç, gereç ve diğer malzemelerin kayıt altına alınması hükme bağlanıyor. Teslim, kayıt, muhafaza ve diğer teknik işlemlerin ayrıntıları güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri ve Millî Savunma bakanlıklarınca belirlenecek.
Bu alan hayati önem taşıyor. Çünkü kanunun ceza ve infaz hükümlerini harekete geçiren temel koşul, örgütün gerçek anlamda silah bırakıp fiilî varlığını sona erdirdiğine ilişkin güvenilir devlet tespitidir.
Altı aylık başvuru süresi var
Kanun hükümlerinden yararlanmak kendiliğinden gerçekleşmiyor. MGK kararının Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren altı ay içinde ilgili Cumhuriyet başsavcılığına veya Kurul tarafından görevlendirilen kurumlara yazılı bildirimde bulunulması gerekiyor.
Bu nedenle kanun, kişiler bakımından sınırsız ve süresiz bir başvuru imkânı oluşturmuyor. Altı aylık süre, sistemin geçici niteliğinin en belirgin unsurlarından biri.
Bununla birlikte kanunun kendisinde belirli bir tarihte tamamen yürürlükten kalkacağını düzenleyen açık bir hüküm bulunmuyor. Başvuru süresi altı ayla sınırlandırılırken, başlayan dosyalar beş ve on yıllık takip dönemleri nedeniyle uzun süre hukuk sisteminin gündeminde kalmaya devam edecek.
Kanunun düzenlemediği alanlar da var
7595 sayılı Kanun ağırlıklı olarak güvenlik, ceza muhakemesi ve infaz hukuku üzerine kurulmuş durumda. Buna karşılık TBMM Komisyonu raporunda üzerinde durulan ekonomik ve sosyal uyum, istihdam, mesleki eğitim, psikososyal destek, ailelerin topluma uyumu ve benzeri yeniden bütünleşme politikaları kanunda ayrıntılı biçimde düzenlenmiyor.
Aynı şekilde şehit yakınları, gaziler ve terör mağdurlarının sürece özel katılımını veya onarıcı adalet yöntemlerini düzenleyen ayrı bir mekanizma da metinde kurulmuş değil.
Bu tespit doğrudan “kanun eksiktir” sonucuna götürmek zorunda değildir. Söz konusu alanların başka kanunlara, ikincil mevzuata veya kamu politikalarına bırakılması tercih edilmiş olabilir. Ancak adı “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” olan bir kanun bakımından şu soru önemini koruyor:
Toplumsal bütünleşme, ceza ve infaz statüsünün düzenlenmesinden ibaret olabilir mi?
Bu konu serimizin üçüncü yazısının merkezinde yer alacak.
Sonuç: Kanunun özü koşullu bir geçiş sistemi
7595 sayılı Kanunun bütünü birlikte değerlendirildiğinde ortaya oldukça açık bir model çıkıyor: Önce örgütün silahlı ve fiilî varlığının sona erdiği güvenlik kurumlarınca tespit edilecek, ardından MGK tarafından teyit edilerek karar Resmî Gazete'de yayımlanacak. Bundan sonra altı aylık başvuru süresi başlayacak; kapsamdaki soruşturma, kovuşturma ve kesinleşmiş cezalar kişinin hukuki durumuna göre beş veya on yıl ertelenecek.
Bu süre içerisinde yeni bir terör suçu işlenmesi hâlinde sistem geri dönecek; işlenmemesi hâlinde soruşturma sona erecek, açılmış dava düşecek veya kesinleşmiş ceza infaz edilmiş sayılacak.
Dolayısıyla 7595 sayılı Kanunu yalnızca bir “tahliye düzenlemesi” veya yalnızca bir “ceza erteleme kanunu” olarak nitelendirmek yeterli değildir. Kanun; silah bırakmanın doğrulanması, başvuru, yargısal karar, gözetim ve belirli süre boyunca yeniden suç işlememe koşuluna bağlı özel bir geçiş hukuku rejimi kurmaktadır.
Ancak bu sistemin hukuki niteliğini anlamak, kanun metnini açıklamakla tamamlanmış olmuyor. “Ceza infaz edilmiş sayılır” hükmünün af hukukuyla ilişkisi nedir? MGK kararının böylesine önemli hukuki sonuçların başlangıç noktası yapılması Anayasa açısından nasıl değerlendirilmelidir? Savcının bazı soruşturmaları başlatmasının Kurul iznine bağlanması yargı bağımsızlığı bakımından ne anlam taşır?
Serimizin ikinci yazısında artık kanunun ne getirdiğinden değil, getirdiklerinin Anayasa ve hukuk devleti karşısındaki anlamından söz edeceğiz.
Serinin İkinci Yazısı
Erteleme mi, Af mı? 7595 Sayılı Kanun’un Anayasal Sınavı
Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Dr. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
Ana Kaynaklar
7595 sayılı Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun – TBMM kabul metni
https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y4/KanunMetni/08e9230f-a758-4a9e-a2ec-42d8937100c8.htm
TBMM Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Raporu
TBMM – Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu
https://www.tbmm.gov.tr/Milli-Dayanisma-Kardeslik-Demokrasi-Komisyonu/
TBMM – Siyasi Partilerin Komisyona Sunduğu Raporlar
https://www.tbmm.gov.tr/Milli-Dayanisma-Kardeslik-Demokrasi-Komisyonu/Siyasi-Partilerin-Raporlari
6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun – TBMM
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası – Anayasa Mahkemesi
YORUM YAP