YAZARLAR

08 Şubat 2026 Pazar, 11:30

PAZAR SOHBETLERİ NO:6- Uygulamalı Eğitimde Yeni Eşik: “Kısa Staj”tan Kurumsal İş Yeri Eğitimine Geçiş

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın “öğrencilerin eğitim süreçlerini gerçek iş ortamlarıyla bütünleştiren, istihdamla doğrudan bağlantı kuran yükseköğretim anlayışını kurumsallaştırıyoruz” yaklaşımı; Resmî Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliğiyle birlikte, kısa ve verimliliği sınırlı stajlar yerine en az bir dönemlik uygulamalı eğitimi yükseköğretimde yeni bir standarda dönüştürüyor.

Türkiye’de yükseköğretim denince uzun yıllardır akla gelen temel sorunlardan biri şudur: Mezun, diplomasını alır; fakat iş dünyasının ritmini, üretim disiplinini, proje kültürünü, İSG pratiklerini ve performans beklentilerini mezuniyetten sonra öğrenmeye çalışır. Bu “gecikmiş öğrenme” hem gençler için maliyet üretir hem de işletmeler için.

Bu nedenle Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) Resmî Gazete’de yayımlanan düzenlemesi, yalnızca bir mevzuat güncellemesi değil; yükseköğretim–istihdam ilişkisinde stratejik bir yön değişikliğidir.

Bu noktada, sürecin vizyonunu ortaya koyan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar ve ekibini, “kısa staj”ı tartışmaya açıp yerine daha nitelikli ve ölçülebilir bir yapı kurmaya yöneldikleri için içtenlikle kutluyorum.


Kısa stajın yapısal açmazı: “Oryantasyon bitmeden staj bitiyor”

Bugün pek çok programda görülen 20–30 günlük stajlar, iyi niyetli olmakla birlikte özellikle mühendislik ve teknoloji alanlarında yapısal olarak yetersiz kalıyor. Çünkü:

  • İlk günler iş yeri kültürü, güvenlik, temel süreç tanıma ile geçiyor,
  • Öğrenci gerçek iş çıktısına katkı vereceği noktaya geldiğinde staj bitiyor,
  • İşletme “20 gün için yatırım” motivasyonu geliştiremiyor,
  • Üniversite, öğrenme kazanımlarını sahada ölçmekte zorlanıyor.

Bu nedenle kısa stajlar; bazı örneklerde maalesef “dosya doldurma” düzeyine kadar gerileyebiliyor. Oysa uygulamalı eğitim; iş disiplini, kalite kültürü, takım çalışması, zaman yönetimi ve sorumluluk alma becerilerini kazandıran bir meslek inşası sürecidir.


Resmî Gazete’deki değişiklik: en az bir dönem uygulamalı eğitim

Resmî Gazete’de yayımlanan değişiklikle “işletmede mesleki eğitim” kavramı, Türkiye Yükseköğretim Yeterlilikler Çerçevesi (TYYÇ) ile uyumlu biçimde tanımlanıyor ve uygulamalı eğitimin süresi güçlendiriliyor.

Bu dönüşümün en kritik mesajı şudur:
“Uygulamalı eğitim en az bir dönem olacak.”

Bu yaklaşım, uygulamalı eğitimi “sembolik bir staj” olmaktan çıkarıp yükseköğretim programının asli bir bileşeni haline getiriyor.


Özvar’ın vurgusu: İstihdamla doğrudan bağ kuran yükseköğretim

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın açıklamalarında, yükseköğretimin istihdamla kurduğu bağın “erken temas” üzerinden güçlendirilmesi hedefi öne çıkıyor. Bu çerçevede şu yaklaşım stratejik önem taşıyor:

“Öğrencilerimizin yalnızca sınıfta değil, doğrudan iş hayatının içinde deneyim kazanmalarına imkân verecek bu model, onları daha donanımlı, üretken ve istihdam odaklı bireyler hâline getirecek.”

Bu perspektifin “kurumsallaştırma” vurgusu da önemlidir: Uygulamalı eğitim, kişilere ve dönemsel iyi niyete bırakılmayacak kadar kritik bir alandır.


Teknoloji Fakülteleri tecrübesi: güçlü bir referans, doğru revizyon şart

Türkiye’de aslında uygulamalı eğitim konusunda çok kıymetli bir saha tecrübesi var: Teknoloji Fakülteleri.

Teknoloji Fakültelerinde uzun yıllardır uygulanan “iş yeri eğitimi” yaklaşımı, doğru tasarlandığında öğrenciyi mezuniyet öncesinde iş disiplinine dahil eden güçlü bir araçtır. Ancak son dönemde bazı programlarda staj sürelerinin 20 gün gibi dar bir periyoda sıkıştırılması, modelin ruhuyla çelişiyor.

Bu noktada açık bir kanaatimi paylaşmak isterim:
20 gün, 30 gün, hatta 45 gün; birçok teknik alanda gerçek öğrenme için sınırda kalabilen sürelerdir. Uygulamanın “tecrübe kazandırma” hedefi esas alınacaksa, staj sürelerinin en az 6 hafta (yaklaşık 30 iş günü) bandında standarda kavuşturulması; ardından 4. sınıfta bir dönem iş yeri eğitimiyle taçlandırılması daha rasyoneldir.

Önerilebilecek bir yapı:

  • 2. sınıf: En az 6 hafta temel staj
  • 3. sınıf: En az 6 hafta ileri düzey staj
  • 4. sınıf: Bir dönem tam zamanlı iş yeri eğitimi

Bu model; öğrencinin kademeli gelişimini, işletmenin öğrenciyi “gerçek performansla” gözlemlemesini ve üniversitenin program çıktılarıyla sahayı eşleştirmesini sağlar.


Sadece 4 yıllık mühendislik değil: Teknik Bilimler MYO’lar için de kritik

Dönüşüm yalnızca 4 yıllık mühendislik programları için değil, Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulları için de hayati önemdedir. MYO’lar istihdama en hızlı ve doğrudan katkı üreten yapılardan biridir. Bu nedenle:

  • Uygulamalı eğitim MYO’larda “kısa süreli staj” olmaktan çıkarılıp dönemsel bir yapıya kavuşturulmalı,
  • Program yeterlilikleri (TYYÇ) ile işletmedeki görev tanımı bire bir eşleştirilmeli,
  • İşyeri mentorluğu ve ölçme-değerlendirme rubrikleri standart hale getirilmelidir.

MYO’lar açısından hedef çok nettir: Mezun, ilk iş gününe “hazır” başlamalıdır.


Kalite güvencesi: sözleşme, ölçme-değerlendirme, İSG ve denetim

Düzenlemenin en değerli tarafı, uygulamalı eğitimi kalite güvencesi mantığına bağlamasıdır. Sahada başarı; süreyi uzatmak kadar şu alanlarda standardı kurmaktan geçer:

  • Öğrencinin görev tanımı net olmalı,
  • İş yerinde elde edeceği öğrenme kazanımları yazılı olmalı,
  • Değerlendirme yöntemleri ölçülebilir olmalı,
  • İş Sağlığı ve Güvenliği baştan kurgulanmalı,
  • Üniversite–işletme–öğrenci üçlüsünün üzerinde, “iş olsun diye değil” gerçekten çalışan bir izleme/denetim sistemi kurulmalıdır.

Burada önerim şudur: Her fakülte ve MYO’da, uygulamalı eğitimden sorumlu kurumsal birim (koordinatörlük/komisyon) yalnızca planlama değil, izleme–raporlama–iyileştirme süreçlerinden de sorumlu olmalıdır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik; bu alanın vazgeçilmezidir.


Ankara perspektifi: Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi örnek olabilir

Bu süreçte iyi örneklerin sistematik biçimde ölçeklenmesi gerekir. Ankara’da, üniversite–OSB–sanayi entegrasyonunun en güçlü biçimde test edilebileceği alanlardan biri Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi pratiğidir. Kurumsal hafıza, sektör ilişkisi, İSG ve kalite kültürü açısından bu birikimden ulusal düzeyde yararlanmak, reformun hızını ve doğruluğunu artıracaktır.


SON SÖZ: Doğru yoldayız; şimdi “kurumsal tasarım” zamanı

YÖK’ün başlattığı bu dönüşüm, doğru denetim ve kalite standartlarıyla desteklendiğinde, “staj”ı bir formalite olmaktan çıkarıp istihdamın ön odası haline getirebilir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey şudur:
Uygulamalı eğitim; kişilere bırakılmayacak kadar önemli, denetimsiz kalmayacak kadar hassas ve ülke rekabetçiliğini etkileyecek kadar stratejik bir konudur.

Bu yüzden bu adımı kıymetli buluyor; Sayın Başkan Prof. Dr. Erol Özvar ve ekibine başarılar diliyorum.

 

Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr


Kaynaklar

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)