GA | HAFTA SONU OKUMALARI – 03: İnsan Beyni Yeni Bir Şey Öğrendiğinde Neden Bundan Hoşlanır?
Bir sorunun cevabını bilmediğimizde neden içimizde onu öğrenme isteği belirir? Bir kitabın son sayfasına, yarım kalmış bir hikâyenin devamına, gökyüzündeki bir yıldızın adına neden kayıtsız kalamayız? Bilim, merakın yalnızca güzel bir insan özelliği olmadığını; dikkat, motivasyon, bilgi arama ve hafızayla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Belki de insanı hayatı boyunca genç tutan şeylerden biri, bildiklerinin çokluğu değil, hâlâ merak ettiklerinin varlığıdır.

Birisi yanınıza gelip şöyle dese:
“Çok ilginç bir şey öğrendim…”
Muhtemelen başınızı ona doğru çevirirsiniz.
“Ne öğrendin?”
Belki anlatacağı şey hayatınızda hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Size para kazandırmayacak, işinizi kolaylaştırmayacak, yarınki programınızı değiştirmeyecektir.
Yine de bilmek istersiniz.
Bir kitabın ortasında cevabı henüz verilmemiş bir soru bırakıldığında sonraki sayfayı çevirmemizin; bir belgeselde “Fakat araştırmacılar burada şaşırtıcı bir şey fark etti…” denildiğinde gözümüzü ekrandan ayırmamamızın; bir çocuğun “Peki neden?” diye sorduğunda bazen bizim de cevabı merak etmemizin ardında insanın çok eski özelliklerinden biri vardır:
Merak.
İnsan yalnızca ihtiyaç duyduğu şeyleri öğrenmez.
Bazen hiçbir işine yaramayacak bir bilgiyi de öğrenmek ister.
Bir yıldızın adını…
Yüzyıllar önce yaşamış bir insanın hikâyesini…
Bir kelimenin nereden geldiğini…
Kuşların göç ederken yollarını nasıl bulduğunu…
Ankara’nın neden Ankara adını aldığını…
Denizin neden tuzlu olduğunu…
Ve insan, cevabı öğrendiğinde çoğu zaman küçük fakat tanıdık bir haz duyar:
“Demek öyleymiş!”
Belki de insanın en güzel taraflarından biri budur.
Yalnız ekmeğin değil, anlamın da peşine düşebilmesi.
Bir soru işareti zihinde neyi değiştirir?
Merak üzerine çalışan bilim insanları bu kavramı tek bir cümleyle açıklamanın kolay olmadığını söylüyor.
Çünkü merak yalnızca “bir şeyi bilmek istemek” değildir.
Yeniliğe yönelmek, belirsizliği azaltmak, eksik bilgiyi tamamlamak, keşfetmek ve bilgi aramak gibi birbirleriyle ilişkili birçok süreci içinde barındırır.
Bazen bilmediğimiz bir şey bizi hiç rahatsız etmez.
Fakat bazen bildiklerimizin arasında küçücük bir boşluk belirir ve zihnimiz o boşluğu doldurmak ister.
Dünya üzerindeki bütün şehirlerin kuruluş tarihlerini bilmiyor olmamız büyük ihtimalle bizi rahatsız etmez.
Ama biri bize:
“Ankara’nın 13 Ekim 1923’te başkent olduğunu biliyorsunuz. Peki neden İstanbul değil de Ankara?”
diye sorduğunda durum değişebilir.
Çünkü artık ortada yalnız bilinmeyen bir şey yoktur.
Bildiklerimizle bilmediklerimiz arasında açılmış bir kapı vardır.
Merak, çoğu zaman o kapıdan içeri girer.
George Loewenstein’ın meraka ilişkin klasik yaklaşımı bunu “information gap”, yani bilgi boşluğu fikriyle açıklamaya çalışır: İnsan bildiği ile bilmek istediği arasındaki eksikliği fark ettiğinde bu boşluğu kapatma yönünde bir istek duyabilir.
Ama merakın hikâyesi bununla bitmez.
Çünkü sonraki araştırmalar, merakın yalnız zihinsel bir eksiklik hissi olmadığını; beynin motivasyon, ödül ve öğrenmeyle ilişkili sistemleriyle de bağlantılı olduğunu göstermeye başladı.
Merak ettiğimiz şeyi gerçekten daha iyi mi öğreniyoruz?
2014 yılında Neuron dergisinde yayımlanan bir çalışma, bu konuda oldukça dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.
Matthias Gruber, Bernard Gelman ve Charan Ranganath tarafından gerçekleştirilen deneylerde katılımcılara çeşitli genel kültür soruları gösterildi.
Araştırmacılar önce insanların hangi soruların cevaplarını daha fazla merak ettiğini belirlediler.
Sonra cevaplar gösterildi.
Ve daha sonra ne kadarının hatırlandığı ölçüldü.
Sonuç ilginçti:
İnsanlar cevabını daha fazla merak ettikleri sorulara ilişkin bilgileri daha iyi hatırlıyordu.
Üstelik avantaj yalnızca hemen yapılan bellek testinde ortaya çıkmadı; yaklaşık bir gün sonraki ölçümlerde de görüldü.
Fakat araştırmanın daha da şaşırtıcı bir tarafı vardı.
Katılımcılara, merak ettikleri sorunun cevabını beklerken o soruyla doğrudan ilgisi olmayan bazı yüz görüntüleri de gösterilmişti.
Yüksek merak durumunda karşılaşılan bu tesadüfi bilgiler de bazı koşullarda daha iyi hatırlandı.
Sanki merak, zihnin penceresini biraz daha geniş açmıştı.
İnsan yalnız aradığı bilgiyi değil, o sırada pencerenin önünden geçen bazı başka şeyleri de daha iyi görebiliyordu.
Bu elbette “Merak ettiğiniz her şeyi mutlaka öğrenirsiniz” anlamına gelmez.
İnsan belleği bundan çok daha karmaşıktır.
Ama çalışma önemli bir ihtimali ortaya koyuyordu:
Merak, öğrenmeye hazırlanmış bir zihinsel durum oluşturabilir.
Beyin cevabı beklerken ne yapıyor?
İşte burada hikâye beynin derinliklerine doğru ilerliyor.
Araştırmacılar yüksek merak durumlarında özellikle motivasyon ve ödül işleme süreçleriyle ilişkili bazı beyin bölgelerinde değişen etkinlik gözlemlediler.
Bunlar arasında orta beyindeki dopaminerjik sistemlerle ilişkili bölgeler ve nucleus accumbens bulunuyordu.
Aynı araştırmada merakın sağladığı hafıza avantajının, bu bölgeler ile öğrenme ve yeni anıların oluşumunda önemli rol oynayan hipokampus arasındaki işlevsel ilişkilerle bağlantılı olduğu da görüldü.
Burada sık yapılan bir hataya düşmeyelim.
Dopamin yalnızca “mutluluk hormonu” değildir.
Hatta dopamini bu iki kelimeyle tarif etmek, beynin son derece karmaşık bir haberleşme sistemini gereğinden fazla basitleştirir.
Dopaminerjik sistemler; motivasyon, ödül beklentisi, öğrenme, davranışın yönlendirilmesi ve tahmin süreçleri gibi birçok işlevle ilişkilidir.
Dolayısıyla yeni bir bilgi öğrendiğimizde yaşadığımız hoşnutluğu “Beyin dopamin salgıladı, mutlu olduk” şeklindeki kolay bir formüle indirgemek bilimsel açıdan yanıltıcı olur.
Daha doğru ifade şudur:
Merak, beynin öğrenme ve motivasyon sistemleriyle konuşur.
Ve belki cevabı henüz öğrenmeden önce bile zihnimizi o cevaba hazırlamaya başlar.
Bilginin kendisi ödül olabilir mi?
Şimdi biraz duralım.
Bu soru düşündüğümüzden daha derindir.
İnsan neden bilgi edinmek ister?
Elbette bazı bilgilerin açık bir faydası vardır.
Hava durumunu bilmek isteriz; çünkü dışarı çıkacağız.
Bir ilacın nasıl kullanılacağını bilmek isteriz; çünkü sağlığımızla ilgilidir.
Bir yolun açık olup olmadığını öğrenmek isteriz; çünkü yolculuk yapacağız.
Bunlar araçsal bilgilerdir.
Bilginin başka bir amaca hizmet ettiği durumlar…
Fakat insanın bilgi arayışı bununla sınırlı değildir.
Satürn’ün halkalarının neyden oluştuğunu öğrenmek, çoğumuzun ertesi sabah hayatında hiçbir şeyi değiştirmez.
Yine de merak ederiz.
Bin yıl önce insanların ne yediğini merak ederiz.
Bir şairin bir dizeyi neden öyle yazdığını…
Bir kuşun binlerce kilometre sonra aynı yere nasıl dönebildiğini…
Bir müzik parçasının bizi neden duygulandırdığını…
Beynimizin rüya görürken ne yaptığını…
Merak ederiz.
Nörobilim ve karar verme alanındaki güncel araştırmalar, insanların bilgiyi yalnız başka bir ödüle ulaşmak için değil, kimi durumlarda bilginin kendisine değer verdikleri için de arayabildiklerini gösteriyor. Bilgi arama, yenilik ve merak üzerine yapılan çalışmalar bu davranışların ödül ve motivasyon sistemleriyle nasıl kesiştiğini anlamaya çalışıyor.
Bu, insan hakkında olağanüstü bir şey söylüyor.
İnsan yalnızca yaşamak isteyen bir varlık değildir. Yaşadığı dünyayı anlamak da ister.
Belki bilginin en eski cazibesi tam olarak budur.
Çocukların bitmeyen “neden”leri
Bir çocukla uzun süre vakit geçiren herkes bilir.
Soruların sonu gelmez.
“Gökyüzü neden mavi?”
“Balıklar uyur mu?”
“Ay neden bizi takip ediyor?”
“Kuşlar yorulmuyor mu?”
“Gece nereye gidiyor?”
Bir cevabı verirsiniz.
Ardından yeni soru gelir:
“Peki neden?”
Bir süre sonra yetişkin yorulur.
Çocuk yorulmaz.
Çünkü çocuk için dünya henüz tamamlanmış bir kitap değildir.
Her sayfası açılmayı bekleyen bir kitaptır.
Belki eğitim konusunda düşünmemiz gereken en önemli meselelerden biri de burada saklıdır.
Çocuk okula yalnız cevap öğrenmek için mi gider?
Yoksa daha iyi sorular sormayı öğrenmek için de mi?
Bilgi elbette gereklidir.
Temel kavramlar öğrenilmeden bilim yapılamaz.
Matematiğin kuralları bilinmeden problem çözülemez.
Tarih bilinmeden geçmiş yorumlanamaz.
Dil bilinmeden düşünce doğru ifade edilemez.
Fakat eğitim yalnız hazır cevapların kuşaktan kuşağa aktarılmasına dönüşürse çok değerli bir şeyi kaybetme riski taşır:
Merakı.
Bir öğretmenin öğrencisine verebileceği en kıymetli şeylerden biri bazen cevap değildir.
İyi bir sorudur.
Çünkü cevap bir konuyu kapatabilir.
İyi bir soru ise başka kapılar açar.
Ezber cevabı saklar, merak soruyu yaşatır
Öğrenme biliminde merakın etkisine ilişkin çalışmalar eğitim açısından heyecan vericidir.
Ancak burada da ölçüyü korumamız gerekir.
Bir öğrenciyi meraklandırmak, öğrenmenin sihirli formülü değildir.
Ön bilgi önemlidir.
Dikkat önemlidir.
Tekrar önemlidir.
Uyku önemlidir.
Öğretim tasarımı önemlidir.
Öğrencinin içinde bulunduğu sosyal ve duygusal ortam önemlidir.
Merak bütün bunların yerine geçmez.
Ama çok değerli bir şey yapabilir:
Öğrenciyi öğrenilecek bilgiye doğru çevirebilir.
Gruber ve Ranganath’ın daha sonra geliştirdiği PACE çerçevesi de merakın; tahmin, değerlendirme, bilgi arama, motivasyon ve hafıza süreçlerinin birbirleriyle ilişkisi üzerinden öğrenmeyi nasıl destekleyebileceğini açıklamaya çalışan bütüncül bir model sunuyor.
Bunu sınıfın diline çevirdiğimizde mesele daha anlaşılır hâle geliyor.
Öğrenciye doğrudan:
“Bugün size bunun cevabını öğreteceğim.”
demekle;
önce:
“Sizce neden böyle oluyor?”
diye sormak arasında önemli bir fark vardır.
İkinci durumda bilgi henüz verilmeden önce zihinde bir yer hazırlanmış olabilir.
Merak, bilginin geleceği yere sandalye çekmektedir.
Ama her merak bizi iyi bir yere götürmez
Merakı böylesine överken bir gerçeği de unutmamak gerekir.
İnsan her zaman kendisine faydalı olan şeyi merak etmez.
Bazen öğrenmesinin kendisini rahatsız edeceğini bildiği bir şeyi de öğrenmek ister.
Bazen cevabını bilmemek daha huzurlu olacakken yine de sorar.
Bazen saatlerce hiçbir gerçek değeri olmayan ayrıntıların peşinden gider.
Bugünün dijital dünyası bunu çok iyi biliyor.
“Sonunda ne olduğunu görün…”
“Bunu duyunca inanamayacaksınız…”
“Kimsenin bilmediği gerçek…”
“Üçüncü madde sizi şaşırtacak…”
Bunların önemli bir kısmı insanın merak duygusuna seslenir.
Bir zamanlar merak bizi kütüphanenin rafları arasında dolaştırıyordu.
Şimdi aynı duygu bizi bazen ekran üzerinde saatlerce aşağı doğru kaydırabiliyor.
Bu nedenle dijital çağda mesele yalnız meraklı olmak değildir.
Neyi merak ettiğimiz de önemlidir.
Merak insanı büyütebilir.
Ama başkaları tarafından yönlendirilebilir de.
Belki çağımızın yeni okuryazarlıklarından biri, yalnız bilgiye ulaşmayı değil, hangi bilginin peşinden gitmeye değer olduğunu seçebilmeyi öğrenmektir.
Merakın yaşı var mıdır?
Çocukların sorularına hayran oluruz.
Fakat bir soru da kendimize soralım:
Biz ne zaman bu kadar az “neden?” demeye başladık?
Belki yaş ilerledikçe cevaplarımız çoğalıyor.
Ama cevapların çoğalmasının küçük bir tehlikesi var:
Bir süre sonra bildiğimizi düşünmeye başlıyoruz.
Oysa dünya biz öğrendikçe küçülmez.
Tam tersine büyür.
Bir ağacın yalnız “ağaç” olmadığını öğrendiğinizde ormana başka türlü bakarsınız.
Gökyüzündeki parlak noktanın aslında yüzlerce ışık yılı uzaktaki bir yıldız olduğunu bildiğinizde gece değişir.
Bir tarihî binanın hangi olaylara tanıklık ettiğini öğrendiğinizde önünden aynı insan olarak geçmezsiniz.
Bir kelimenin yüzyıllar boyunca hangi dillerden geçerek size ulaştığını öğrendiğinizde konuştuğunuz dil derinleşir.
Bilgi bazen dünyaya yeni şeyler eklemez; zaten orada olanları görünür hâle getirir.
İşte öğrenmenin en güzel taraflarından biri budur.
“Bilmiyorum” diyebilmenin güzelliği
Merakın başlayabilmesi için insanın önce çok önemli bir şeyi kabul etmesi gerekir:
Bilmiyorum.
İki kelime.
Söylemesi bazen zor.
Çünkü yetişkin dünyasında bilmemek zaman zaman eksiklik gibi algılanır.
Oysa bilim tam tersini öğretir.
Bilmediğimizi fark etmek, öğrenmenin başlangıcıdır.
Bilim tarihindeki büyük keşiflerin arkasında çoğu zaman kesin cevaplardan önce güçlü sorular vardır.
“Neden?”
“Nasıl?”
“Ya böyle değilse?”
“Başka türlü olabilir mi?”
Bilim insanının zihniyle çocuğun zihninin kesiştiği güzel yerlerden biri belki de burasıdır.
İkisi de dünyanın karşısında aynı cesareti gösterebilir:
“Bunu henüz bilmiyorum; ama öğrenmek istiyorum.”
Bu cümlede bilgisizlik değil, hareket vardır.
Arayış vardır.
Gelecek vardır.
İnsan biraz da merak ettiklerinden oluşur
Bir insanı tanımak istediğinizde ona yalnız ne bildiğini sormayın.
Neyi merak ettiğini de sorun.
Belki yıldızları merak ediyordur.
Belki tarihi.
Belki makinelerin nasıl çalıştığını.
Belki insanları.
Belki kuşları.
Belki şiiri.
Belki toprağı.
Belki de henüz adını koyamadığı bir şeyi…
Çünkü merak, insanın dünyaya hangi pencereden baktığını gösterir.
Ve güzel olan şudur:
Bu pencerenin kapanması için hiçbir zorunluluk yoktur.
Yetmiş yaşında yeni bir dil öğrenebilirsiniz.
Seksen yaşında ilk kez bir ressamın eserlerini keşfedebilirsiniz.
Emekli olduktan sonra astronomiye ilgi duyabilirsiniz.
Her gün geçtiğiniz sokaktaki tarihî yapının hikâyesini bugün öğrenebilirsiniz.
Hayatınız boyunca hiç dinlemediğiniz bir müzik türünü yarın dinleyebilirsiniz.
Bir torunun sorduğu sorunun cevabını birlikte araştırabilirsiniz.
Öğrenmenin diploması vardır.
Ama merakın mezuniyeti yoktur.
İnsan okuldan mezun olur.
Üniversiteden mezun olur.
Bir meslekte yıllar geçirir.
Fakat dünyadan mezun olmaz.
Yaşadığı sürece önünde açılmayı bekleyen yeni sayfalar vardır.
Belki bugün yeni bir şey öğrenelim
Bu yazıyı bitirdikten sonra büyük bir işe girişmemize gerek yok.
Belki yalnızca bir soru seçelim.
Uzun zamandır merak ettiğimiz ama hiç araştırmadığımız küçük bir soru.
Bir çiçeğin adı olabilir.
Bir tarih olabilir.
Bir şarkının hikâyesi…
Bir yıldız…
Bir kelime…
Bir şehir…
Bir bilim insanı…
Bir sanat eseri…
Sonra cevabının peşine düşelim.
Belki öğrendiğimiz şey hayatımızı değiştirmeyecek.
Belki yarın hiçbir işimize yaramayacak.
Ama insan hayatındaki her güzel şeyin mutlaka bir işe yaraması gerekir mi?
Bazen bilmek yeterlidir.
Bazen keşfetmek.
Bazen bir an durup:
“Demek böyleymiş…”
diyebilmek.
Çünkü insan yalnız bildikleriyle değil, öğrenmek istedikleriyle de kendisini kurar.
Ve dünya, merak etmeyi bırakmayan insan için hiçbir zaman tamamen sıradanlaşmaz.
HAFTA SONUNA BİR NOT
İnsan yalnız cevaplarla büyümez.
Bazen hayatımızı değiştiren şey, doğru zamanda zihnimize düşen küçük bir sorudur.
Merakımız sürdüğü müddetçe dünyanın bize anlatacağı yeni bir şey; bizim de dünyada keşfedeceğimiz yeni bir ayrıntı olacaktır.
Belki de genç kalmanın yollarından biri, bildiklerimizin çokluğundan değil; hâlâ merak ettiklerimizin varlığından geçiyordur.
Kaynaklar ve yararlanılan çalışmalar
Gruber, M. J., Gelman, B. D. & Ranganath, C. (2014). “States of Curiosity Modulate Hippocampus-Dependent Learning via the Dopaminergic Circuit.” Neuron, 84(2), 486–496.
Merakın öğrenme ve hafıza üzerindeki etkileri ile yüksek merak durumunda orta beyin, nucleus accumbens ve hipokampusla ilişkili süreçlerin değerlendirilmesinde yararlanılmıştır.
Makalenin açık erişimli akademik metni – PubMed Central
Orijinal makale – DOI
Gruber, M. J. & Ranganath, C. (2019). “How Curiosity Enhances Hippocampus-Dependent Memory: The Prediction, Appraisal, Curiosity, and Exploration (PACE) Framework.” Trends in Cognitive Sciences, 23(12), 1014–1025.
Merak, tahmin, değerlendirme, keşif, dopaminerjik süreçler ve hipokampusa bağlı öğrenme arasındaki ilişkilerin kuramsal çerçevesinde yararlanılmıştır.
Orijinal makale – DOI
Gottlieb, J., Oudeyer, P.-Y., Lopes, M. & Baranes, A. (2013). “Information-seeking, curiosity, and attention: computational and neural mechanisms.” Trends in Cognitive Sciences, 17(11), 585–593.
Merak, dikkat ve bilgi arama davranışlarının bilimsel çerçevesinin değerlendirilmesinde yararlanılmıştır.
Orijinal makale – DOI
Loewenstein, G. (1994). “The Psychology of Curiosity: A Review and Reinterpretation.” Psychological Bulletin, 116(1), 75–98.
Merakın “bilgi boşluğu” yaklaşımının tarihsel ve kuramsal açıklamasında yararlanılmıştır.
Orijinal makale – DOI
Monosov, I. E. (2024). “Neural circuits underlying information seeking.” Nature Reviews Neuroscience.
Bilgi arama, yenilik, merak ve bunlarla ilişkili sinir devrelerinin güncel nörobilim perspektifinden değerlendirilmesinde yararlanılmıştır.
Nature Reviews Neuroscience – orijinal çalışma sayfası
Not: Bu yazının hazırlanmasında merak, bilgi arama, öğrenme, hafıza ve nörobilim alanındaki hakemli akademik çalışmalardan yararlanılmıştır. Araştırma bulguları Gazete Ankara okuyucusu için özgün bir anlatımla yorumlanmış; korelasyonel veya deneysel bulgular araştırmaların kapsamını aşacak nedensel genellemelere dönüştürülmemiştir. “Merak, bilginin geleceği yere sandalye çekmektedir”, “Öğrenmenin diploması vardır ama merakın mezuniyeti yoktur” ve benzeri edebî ifadeler bilimsel terminoloji değil, yazının özgün anlatımına ait metaforlardır.
Dr. Oğuz Poyrazoğlu
Gazi Üniversitesi Tek. Fak. Öğr. Üyesi
Gazete Ankara DHP Köşe Yazarı
Kurucu ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
opoyrazoglu@gazeteankara.com.tr
İnsan Beyni Öğrenmekten Neden Hoşlanır? Merakın Bilimi
Yeni bir şey öğrendiğimizde neden hoşumuza gider? Merakın beynin motivasyon ve hafıza sistemleriyle ilişkisini ve bilginin neden bazen başlı başına değer taşıdığını bilimsel araştırmalar ışığında keşfedin.
YORUM YAP