Anadolu’nun eski çağının uzaklara uzanan hafıza kaybı–I
Kral Sulumeli Hava Tanrısı’na adak veriyor. Malatya’dan gelen ortostat bloğu Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor.
Kaynak: Ekrem Akurgal, The Hattian and Hittite Civilizations.

“Efendiler! Avrupa'nın bütün ilerlemesine, yükselmesine ve medenileşmesine karşılık Türkiye tam tersine gerilemiş ve düşüş vadisine yuvarlana durmuştur. Artık vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi birtakım zihniyetler belirdi. Halbuki, Hangi istiklal vardır ki, ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planları ile yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir!” Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk’ün her sözü gibi günü görmekle kalmayıp geleceği de teleskopla gören aklıyla söylediği bu sözlerine en son, Prof. Dr. Fahri Işık’ın Uygarlık Anadolu’dan Doğdu kitabında ‘Başlarken’ bölümünde rastladım.
Işık, andığım sözlere, ‘Bilimde de tam bağımsızlık için’ cümlesini eklemeyi ihmal etmemiş.
Işık, makalelerinde ve makalelerinin bir kısmını topladığı bu kitabında, yaşadığımız toprakların değerlerini tanımaz ve sahip çıkmazsak, kaynak olan Anadolu’nun bilinmeyeceğini, bizim bile yaşadığımız toprakların yerinin ve öneminin farkında olamayacağımızı arkeolojik bulgular üzerinden anlatıyor.
Bu topraklarda bugün yaşayanların bir sorumluğu, dün yaşayanlara ve yarın yaşayacaklara bir borcu var!
“Geçmiş belki bugün organizmayı etkilemez ama aslında mevcut koşulları belirleyen sonuçlarıyla zaten etkilemiştir bile. Dolayısıyla belleği biyolojik bir işlev olarak ele aldığımızda, belleğin geçmişteki davranışlarla değil, şimdiki ve gelecekteki davranışlarla ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Bellek ancak mevcut davranışın düzenlenmesine katkıda bulunduğu oranda biyolojik işlev kazanır.” Pascal Boyer ve James V. Wertsch, Zihinde ve Kültürde Bellek, s. 6.
Anadolu’nun eski çağlarına gitmek…
O uzak zamanlardan günümüze uzanmak…
Bu yolculukta araya giren uzaktakileri ve belleğimizi uzaklara taşımalarını bilmek…
Bu iki bölümlük yazı dizisi, bugün yaşayan birinin, yazın alanında genelde çarpıtılan Anadolu’nun antik çağ tarihinin, gözde eserlerinin uzaklardaki müzelere uzanmasıyla yaşanan hafıza kaybının kronolojik okumasına katkıda bulunma çabasıdır.
Anadolu’da dün yaşamış, bugün yaşayan ve yarın yaşayacaklara…
İlk bölüm!
Luvilerden Pergamon’a
Luvilerin hâlâ çözülemeyen gizemli dönemi ama Hattilerle başlayan yerli bellek, Taş Tepeler’le daha da eski tarihlere geriye gitmektedir.
Hititlerle arşive,
Urartularla mühendisliğe,
Friglerle duyguya,
Likyalılarla siyasal etiğe,
Troya’da mite,
Pergamon’da estetik iktidara dönüşecektir.
Ve Anadolu, kazıldıkça erişilen sağlam kaynaklarla uygarlığın beşiği olduğunu ispat yolunda dev adımlar atmaya devam edecektir.
Kaçırılanlara dur!
Avrupa’da yankılandıkça Osmanlı’nın son döneminde yasalardaki açıklar kapatılacak, uzman yabancı uzmanlara yerli uzmanlar eklenecek, Ulu Önder daha Millî Mücadele bitmeden, ‘toprağın üstüne de altına da sahip çıkılacağı’ mesajını savaş meydanında verecek, gazetecisinden bakanlık yetkilisine, dünyanın dört bir yanında iz sürülecek ve her yıl binlerce eser doğduğu topraklara geri dönecektir.
Bir de yine savaş sırasında, elinde gazetede her gün yayınlanan sayfalardan kesip biriktirip, kitap haline getirdiği tomarla çadırdan çıkıp,
‘İsmet, bu kitabı sen de okumalısın!’ demesi vardı ki, her kütüphanenin üzerine yazılsa yeridir!
Savaşın ortasında tavsiye ettiği Sun Zi’nin ‘Savaş Sanatı’ değil, bir romandır. Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanıdır okuduğu…
Konumuzla doğrudan ilgisi yok ama sanırım her alanda olduğu gibi arkeolojide büyük adımlar atan Atatürk’ü anmak istedim!
Gidenler?
Bu topraklara ait eserlerin ilkleri, yurda dönmeyenleri?
Dönmeyenler içindeki paha biçilmez değerde olan hazineler veya tonlarca ağırlıktaki taşlardan oluşan eserler, sağlam bir yapıyken, parçalanıp, adına yapılan müzede yeniden inşa edilenler…
Kimler, nerelerden aldı, nerelere götürdü?
İstedim ki derli-toplu, becerebildiğimce ele alayım.
Zemin Dönemi (MÖ 3000–2000) Hattiler ve Luviler
Onlar Anadolu’nun yerli belleğiydiler.
Bu dönemde Anadolu tek merkezli bir imparatorluk değil, çok dilli bir kültür alanıdır.
Hattiler kutsal dili, Luviler ise gündelik dili ve yaygın kültürü oluşturur.
Anadolu, en azından 5000 yıl öncesi…
Hititler geldiği yerden Hattiler Anadolu’daydı.
Ya Luviler?
Anadolu’nun yerli halklarıydı onlar ve bilerek veya bilmeyerek yok sayılmışlardı.
Oysa onlar Batı medeniyeti ve sanatının kökü sayılan Yunan ve Helen sanatının da köklerini oluşturuyorlardı. Batıda sanatında, mimarisinde rastlanan ayrıntıların çok daha önceki örneklerini üretmişlerdi.
Prof. Dr. Fahri Işık, Perge Masadağ’da 1994 yılında Wolfram Martini’yle başlayan çalışmalarda ışığın yanmaya başladığını ve 2003 ve 2017 yıllarında yayınlanan ‘Die Akropolis von Perge’ kitabıyla mükemmel bir şekilde belgelendiğini söylüyor.
Işık, önce ‘Pamphylia ve Anadolu Gerçeği’ adıyla bir kitap yayınlar.
Çeyrek yüzyıl boyunca yaptığı araştırmaları eklediğinde kitabın adı artık değişmiştir (2021):
‘Pamphylia Anadolu Akdeniz’inde Luvi Soylu Kabileler Ülkesi’.
Kitabın giriş bölümünden bir paragraf paylaşalım:
“Çünkü emekle gün yüzüne çıkarılan bulgular üzerine yazılanlar yalnızca bir kentin tarihi değildi; tüm Pamphylia’nın uygarlık tarihiydi de. MÖ 1200 sonrası Hellen kahinlerle var olduğu savlanan bir bölgede yaşamın ayak izleri 3000 yıl daha derinlere inmiş; mitoslarla karartılan gerçekler, şimdilik Tunç Çağı’ndan Doğu Roma içlerine uzanan yaklaşık 4 bin yıl boyunca kesintisizce izlenebilir berrak bir resimle gözler önüne serilmişti.” Fahri Işık, Pamphylia Anadolu Akdeniz’inde Luvi Soylu Kabileler Ülkesi, s. 3.
Işık, kitabının giriş bölümünün son paragrafında bu kez ünlü eskiçağ bilgini Joachim Latacz’ı bir sözüyle anıyor:
“Biz eskiçağ bilimcileri Avrupa kültürünün en güçlü köklerinin Anadolu’dan sürdüğü gerçeğini artık kabullenmeliyiz.” Fahri Işık, Pamphylia Anadolu Akdeniz’inde Luvi Soylu Kabileler Ülkesi, s. 5.
Bu durumda sadece tarihi eserler kaçırılmadığını tarihi gerçeklerin de bir şekilde gizlendiği hatta saptırıldığı da düşünülmelidir.
Gelelim kaçırılanlara…
Hiyeroglif yazıtlar ve kaya kabartmaları Charles Texier ve John Garstang tarafından götürüldü, British Museum ve Louvre Müzesi’ndeler.
Efsane, Savaş ve Katmanlı Bellek Dönemi (MÖ 3000–1200)
Troya
Tek bir kent değil, üst üste binmiş dokuz ayrı zaman katmanıdır.
Mit ile arkeoloji burada ayrılmaz biçimde iç içedir.
Homeros’un yaşanmasının yüzyıllarca sonrasında yazdığı şiiri, Anadolu toprağında canlı karşılık bulur.
Bu çok katmanlı belleğin sökülmesi Heinrich Schliemann ile başlar.
“Troya’ya çok sık gittim… Buradaki Türklerin açık yürekliliği, nezaket ve sınır tanımayan konukseverlikleri beni çok duygulandırdı; o kadar yoksul olmalarına rağmen, bana ve adamlarıma yoğurt ve ekmek ikram ettiler ve üstüne üstlük tüm ısrarlarıma rağmen para almadılar.” Heinrich Schliemann, Troas’ta Yolculuk, s. 67
Schliemann, bu konuksever halkın topraklarında, çocukluğundan beri bildiği ‘Homeros’un kentini bulmuş, bir an önce hayallerine erişmek istiyordu.
Hırsını arkasına alacak, bugüne kalsaydı milim milim gün yüzüne çıkarılacak, kim bilir ne bilgiler elde edilecek, üst katmanlara acımayacaktı.
Dinamitledi!
1930’larda genç Türk arkeologların da kazılara katılmasıyla Anadolu tarihöncesi dönemlerine ait sis perdesi yavaş yavaş kalkmaya başlıyordu.
“Aslında yarım yüzyıl önce de buna benze bir buluş Troya’da az kalsın gerçekleşiyordu. Düş sever bir Alman olan Schliemann, Homeros’un efsanevi kentinin kalıntılarını ararken, Eski Tuç Çağının, şimdi bizim ikinci dönem olarak bildiğimiz altın ve gümüş hazineleriyle karşılaştı. Ne yazık ki buluşun öneminin anlaşılması için vakit henüz erkendi ve eserleri çıkarmada kullanılan yöntem, arkeolojik dekorun bozulmasına neden olmuştu.” Seton Lloyd, Türkiye’nin Tarihi, s. 17
Bugün biliyoruz ki yok ettiği katmanlar, Troya’nın en gelişmiş dönemleriydi.
Troya’da bir uygarlık, efsane uğruna bilinçli olarak yok edilmişti.
Tam anlamıyla aradığı hazineyi buldu.
Hazineyi genç eşine takıp takıştırmayı ihmal etmez, ‘Priamos Hazinesi’ diyerek yanlış da adlandırır ama olan olmuştur, altınlar ve erken tunç çağı buluntuları Anadolu’dan çıkmıştır artık.
Eserler, daha sonra savaş ganimeti olarak yer değiştirecek ve bugün Pushkin State Museum of Fine Arts vitrinlerini süsleyecektir.
Troya’da sistematik eser kaçırma pratiği 1884’e kadar sürecekti. Osman Hamdi Bey ve onun hazırladığı Asar-ı Atika Nizamnamesi yürürlüğe girene dek…
Devlet ve Yazı Dönemi (MÖ 1650–1200)
Hitit İmparatorluğu
Hititler yazıyı, hukuku, antlaşmayı ve arşivi devletin merkezine koydular, Anadolu'nun ilk imparatorluğuydular.
Bir başka ilke imza attılar ki bu ilk Anadolu’yu da aşıyor, tarihin bilinen ilk yazılı anlaşmasına imza attılar. Karşı taraf, antik devrin en önemlilerinden olan Mısırlılardı…
Hattuşa’daki erken tapınak katmanlarında, aynı ritüelin iki farklı dilde tekrarlandığını gösteren izler bulunur.
Bu, Anadolu’da kutsal sözün tek bir dile hapsedilmediğinin en eski kanıtıdır.
Anadolu’nun çoğulcu belleği, imparatorluklardan önce başlar.
Başkent Hattuşa, Anadolu’nun ilk büyük kurumsal hafızasıdır.
Kadeş Antlaşması ya da Telipinu Fermanı, tarihi olmanın yanında hukuksal belgeler olarak insanlık tarihinde son derece önemlidirler.
Türkler 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan taraftadır. Koskoca imparatorluk parçalanmış, Ülke parçalanmış, başkenti işgal altındadır. Mustafa Kemal Paşa işgal gemilerinin arasından sıyrılmış, Anadolu’ya geçmiştir. Yeni devletin yeni başkentine vardığı günler…
İşgalcilerin topraklarında Britanya Akademisi’nin A.E. Cowley imzalı Hititler isimli kitabı basılır.
Kitapta Cowley’in verdiği 3 konferans yer alır. ‘Tarih’, ‘Irk ve Dil’ ile ‘Hiyeroglif yazıtların Çözümlenmesi’ kitabın bölümlerini oluşturur. Konferansın yayınlandığı yıl ile Anadolu topraklarında yaşananları karşılaştırdığımızda yine çarpıcı bir karşılaştırmayla karşılaşırız.
Konferansların verildiği yıl 1918’dir. Gelibolu’da, yazarın ülkesi İngilizlerle çarpıştığımız zamanlar…
Yazarın emeklerine saygıyla, önsözünde basımındaki gecikmeyle ilgili notunu görünce, önce ‘savaş yılları elbette’ diye düşünmüştüm. Oysa savaş onun vatanından çok uzaklardadır…
“Bu konferanslar Aralık 1918'de verildi, ancak yayınlanmaları kısmen tuhaf karakterlerle ilgili zorluklar nedeniyle, kısmen de diğer meşguliyetlerim nedeniyle gecikti.” A.E. Cowley, Hititler s. V
Dünya savaşında aynı kanatta olduğumuz Almanya’dan iki isim şimdi anacaklarımız, Hugo Winckler ve Ernst Chantre.
Savaştan 10 yıl kadar önce başladıkları kazıları 6 yıl sürer ve tabletler, mühürler ve arşiv parçalarını götürürler.
İki müze, Vorderasiatisches Museum ve British Museum bu topraklardan koparılan parçaların yeni adresleri olacaktır…
Tahribat daha sonra da sürdüğünü notlarıma ekleyelim. Arkeologlar Tahsin Özgüç ve eşi Nimet Özgüç’e kadar…
Devam edecek.
Kaynaklar
- A.E. Cowley, The Hitittes.
- Ali Güler, ‘Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar’,
- Austen Henry Layard, Monuments of Nineveh: Bas-Reliefs from the Palace of Sennacherib and Bronzes from the Ruins of Nimroud.
- Burcu Kutlu Dilbaz, Anadolu’daki Arkeolojik Kazılar, Doktora Tezi.
- Charles Texier, Küçük Asya, Coğrafyası, Tarihi ve Arkeolojisi, 3 Cilt.
- Charles Texier, The Principal Ruins of Asia Minor.
- Ekrem Akurgal, The Hattian and Hittite Civilizations.
- Evren Şar İşbilen, I. Dünya Savaşı Yıllarında Osmanlı Devleti’nde Eski Eserlere Yaklaşım ve Anadolu’da Yapılan Arkeolojik Kazılar, https://doi.org/10.13114/MJH.2017.365.
- Fahri Işık, Pamphylia Anadolu Akdeniz’inde Luvi Soylu Kabileler Ülkesi. Editörler: Havva Işık ve Feyzullah Şahin.
- Göksel Sazcı, Heinrich Schliemann’ın Gözüyle Troia Tabakaları.
- Heinrich Schliemann, Kahramanlar Çağının İzinde.
- Heinrich Schliemann, Troya’dan İda Dağı’na - Troas’ta Yolculuk.
- Hugo Winckler, The History of Babylonia and Assyria.
- James D. Muhly, The Hittites and the Aegean World.
- John Garstang ve Oliver R. Gurney, The Geography of the Hittite Empire.
- John Garstang, Oliver R. Gurney, ve J. G. Macqueen, Hittite and Other Studies.
- Pascal Boyer ve James V. Wertsch, Zihinde ve Kültürde Bellek.
- UNESCO Memory of the World Register – Nomination Form.
Dr. Necati Yalçın – Köşe Yazarı
E-posta: nyalcin@gazeteankara.com.tr
www.gazeteankara.com.tr
YORUM YAP