YAZARLAR

15 Mart 2026 Pazar, 08:30

İran Savaşı, Ekonomik Etkileri ve Küresel Güç Odaklarında Yankıları

Ortadoğu’da yükselen askeri gerilim, yalnızca bölgesel güvenliği değil; enerji piyasalarını, tarım maliyetlerini ve küresel ekonomik dengeleri de doğrudan etkiliyor. İran’a yönelik saldırıların ardından ortaya çıkan bu tablo, uluslararası güç merkezlerinde farklı ekonomik ve siyasi tartışmaları da beraberinde getiriyor.



İran Savaşı ve Küresel Ekonomiye İlk Yansımalar

İran’a yönelik ABD-İsrail saldırılarının başlamasına müteakip geçen her gün farklı başlıkların gündeme gelmesinin çok şaşırtıcı olmaması gerekir. İran’a yönelik saldırıların ilk birkaç gün içinde son bulmayacağının anlaşılmasından sonra, Batı dünyasında tartışılan konuların başlıklarında değişiklikler görülmeye başlaması beklenildiği gibi çok uzun sürmedi.

Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından bir çeşit sırat köprüsüne dönüştürülmesi ile dünyadaki denizler üzerinden taşınan petrolün beşte birinin kaderi İran’ın insafına bırakılmıştır. Saldırı ve çatışmaların süresi uzadıkça da İran’ın elinin güçlenmesi Batı’da endişe ile izlenmektedir.

Sorun sadece petrol değildir. Aynı zamanda küresel piyasalarda gübre ticaretinin rotası da Hürmüz Boğazı’ndan geçmektedir. Dolayısıyla OPEC müdahalelerine rağmen Brent petrol fiyatlarında dalgalı bir seyir piyasaları zorlaması kaçınılmaz olacaktır.

Diğer yandan üre gübresi fiyatları 594 dolar/ton seviyesine ulaştı. Bu rakam yaklaşık yüzde 30’un üzerinde bir fiyat artışını ifade etmektedir. Yurt içinde ise hemen yüzde 14’lük bir zam savaşın ilk etkisi olarak kendini gösterdi. Ancak bunun arkasının geleceğini söylemek kaçınılmaz bir gerçeklik içermektedir.

Tarım, Gıda ve Sanayide Zincirleme Etkiler

Tarımsal üretim için en gerekli azot kaynağı olan üre; özellikle buğday, arpa ve mısır gibi bizim de ürettiğimiz ve hatta ihraç ettiğimiz tarımsal ürünlerin fiyatlarını yakından etkileyecektir.

Aslında hepinizin bekleyeceği gibi bu durum gıda sektöründe etten süte kadar pek çok ürünün raf fiyatlarını artıracaktır.

Bunun yanında lojistik maliyetlerin artmasına da katkı yapması muhtemeldir. Sadece bunlarla kalsa iyi. Bunun dışında;

  • kimya
  • mobilya
  • kozmetik
  • plastik içerikli sektörlerde

yeni fiyat uyarlamaları birbirini izleyecektir.

Tatbikî savaşın asıl etkinin enerji fiyatlarının üzerinde hüküm sürdüğünü söylemek gerekir. 100 doların üzerindeki petrol fiyatlarının istikrarlı olması halinde küresel bir resesyon riskini görünür hale getirecektir.

Batı Basınında Stagflasyon Endişesi

Batı basınında ise endişeli başlıklar ardı ardına dikkat çekmeye devam etmektedir. İngiliz medyası özellikle Covid-19 sonrası küresel tedarik zincirindeki en büyük krizin kapıda olduğu konusunda hemfikirdir.

The Guardian, Barrenjoey Yatırım Bankası baş ekonomisti McMenamin’in görüşlerine yer verdi. Yorumlu haberde petrol fiyatlarındaki bu istikrarsızlığın stagflasyonist bir etki yaratacağı ileri sürülmektedir.

Yüksek akaryakıt fiyatlarının önce enflasyonu doğrudan artıracağı, genel fiyatlar seviyesindeki bu artışın zaman içinde harcama gücünün azalması yoluyla ekonomik büyümeyi de aşağı doğru iteceği değerlendirilmektedir.

İran savaşında ortaya çıkan tüm olumsuz durumları destekleyen bir diğer gelişme de Rus petrolüne olan ihtiyacın yeniden gündeme gelmesidir.

Washington Post haberine göre Trump, Rus petrolünün satışına izin vermek zorunda kalmıştır. Amerikan Hazine Bakanlığı tarafından verilen izin ile Rusya’nın 128 milyon varil petrolü satmaya başlaması beklenmektedir.

Böylece savaşın olumsuz etkilerini görmeye başlayan ABD kamuoyunun eleştirilerini önlemeye çalışan bir hamle olarak dikkat çekici bir adım atılmıştır. Elbette bu iznin uzun vadeli olmayacağı ve geçici olacağı söylense de savaşın seyrine bağlı olarak bu önlemlerin çeşitlenebileceği ifade edilmektedir.

Savaşın uzaması ve petrol lojistiğinin aksaması, 1970’leri hatırlatan bir petrol krizine benzer sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilir.

İşin felsefi tartışmasına bakıldığında ise küreselleşmenin getirdiği kırılganlığın bu aşamada oldukça ciddiye alınması gerektiği bir gerçektir. Bu kırılganlık yeni ticaret rotalarının da ortaya çıkmasını gerekli kılmaktadır. Bu da mevcut dengelerin değişimi anlamına gelmektedir.

Çin Cephesi: Sessiz Ama Dikkatli Takip

Küresel dengenin diğer ucunda oturan Çin ise piyasaları yakından takip etmekle yetiniyor. Çin’in ihtiyaç duyduğu petrolün büyük kısmının Körfez ülkelerinden geldiği düşünüldüğünde, Çin için enerji güvenliğinin risk altında olduğu kabul edilmektedir.

Petrol fiyatlarındaki uzun vadeli yükselişin zaten sınırlı büyüme içinde olan Avrupa’nın resesyona girmesine yol açabileceği değerlendirilmektedir. Bu durum Çin’in en önemli müşterilerinin de kriz içinde olması anlamına gelmektedir. Bu tablo Çin açısından da çok cazip görünmemektedir.

Ancak Çin ekonomisinin dayanıklılık derecesinin Batı’ya göre daha yüksek olduğu görüşü de hâkimdir. Dolayısıyla bu krizden herkes zarar görecek olsa da en az zararla çıkan ülkenin Çin olacağı beklentisi dillendirilmeye başlanmıştır.


Prof. Dr. Cemalettin Aktepe

Ankara HBV Üniversitesi
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Uluslararası Ticaret ve Finansman Bölümü
Öğretim Üyesi

Gazete Ankara DHP – Köşe Yazarı
caktepe@gazeteankara.com.tr

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)