Avrupa Yeşil Mutabakatı Türk İhracatçılarına Neler Sunuyor ? (II)
Bir önceki yazımızda Yeşil Mutabakat sürecinin Türk ihracatçıları için bazı zorlukları da beraberinde getireceğinden bahsetmiştik. Ancak ekonomik hayatın genel geçer bir kuralı burada da karşımıza çıkmaktadır. Her krizin aslında bazı fırsatlarla beraber geldiği düşünüldüğünde Türk ihracatçılarını bekleyen bazı olumlu gelişmeleri de beraberinde beklemek akıllıca olacaktır. Elbette başta Avrupa’daki dev otomobil üreticilerinin yeşil dönüşüm sürecini yavaşlatmaya yönelik lobilerinin etkilerini zaman zaman göreceğiz. “2050 hedeflerine” veya “sıfır emisyon” beklentilerinin biraz daha esnemesine yönelik beklentiler zaman zaman gündeme gelecektir. Avrupa Parlementosu’nun veya ilgili kurumların dirayetli duruşu yeşil dönüşümün daha tavizsiz yürütülmesi için hayati öneme de sahiptir.
Bu gelişmelerin seyri nasıl olursa olsun, kısa ve orta vadede özellikle imalat sektörümüzün ihracat serüveni için bazı olumlu gelişmelerin de olması sürpriz sayılmamalıdır. Bu dönüşüme erken uyum sağlayan işletmelerimiz veya sektörlerimiz Avrupa’nın ticari ortağı olmaya devam edeceklerdir. Bilindiği üzere, Türk ihracatçıların Avrupa pazarında önemli rakipleri olan uzak doğu menşeli ve yoğun karbon üreticilerine karşı zaten avantajlar sağlamak durumundadır. Coğrafi yakınlık gibi önemli bir avantajın yanına yeşil üretim süreçlerini yönetebilen ihracatçılarımız uzak doğu üreticilerine karşı avantajlarını artırabilirler.
Öncelikle Türk imalat sanayinin en önemli ihraç pazarı Avrupa Birliği pazarıdır. Halihazırda bu pazarda mevcut müşterilerinin taleplerini, müşterilerinin beklentilerini ve pazardaki değişkenleri yakinen tanıma şansına sahip olmaktadırlar. Başka bir ifadeyle, bu pazar yeni tanıştığı bir pazar değil, zaten 1996 yılından bu tarafa daha da aşikar olduğu bir pazardır. AB’nin en büyük 5. ticaret ortağının Türkiye olması bu süreci olumlu yönde doğrudan etkileyecektir. Coğrafi yakınlık gibi bir avantaj da eklendiğinde Türk imalat sektörünün diğer rakiplerine göre avantajı daha da artacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa bölgesinde yeşil dönüşümle beraber yeni ürün pazarları da ortaya çıkacaktır. Geri dönüştürülebilir ürünler, çevre dostu ambalajlar, enerji verimliliği yüksek ürünler ve düşük karbon ayak izine sahip ara mallar/yardımcı malzemeler aslında yeni pazar fırsatlarını da beraberinde getirecektir. 1990’lardaki gibi olmasa da bu dönüşüme sağlanacak Avrupa Birliği kaynaklı fonlar bu dönüşüm sürecine olumlu katkılar sağlayacaktır. Bu yönde faaliyetlerini sürdüren üreticiler Kalkınma Bankası gibi kuruluşlardan daha düşük maliyetli finansmana ulaşma şansına sahip olabileceklerdir. Görüldüğü üzere ilk başta yeşil dönüşüm sürecinin maliyetleri artırıcı etkisi olacağı düşünülmekle beraber, yeşil dönüşüme ayak uydurmaya gayret eden işletmelerimiz fiyat avantajı da elde edebileceklerdir. İlk planda çimento, demir çelik, alüminyum sektörlerindeki ihracatçı firmalarımız dikkat çekici bir dönüşüme imza atabilirler.
Her ne kadar Avrupa Birliği menşeli firmalar “küresel şartlar çerçevesinde” ucuz tedarikçi ile iş yapmak isteseler de, bu süreç “daha sürdürülebilir tedarikçi” kavramını öne çıkaracaktır. Artık fiyat rekabetinin yanında, orta ve uzun vadede yeşil dönüşüme ilişkin başka değerler öne çıkacaktır. Küresel tedarik zincirlerinin entegrasyonu, stratejik tedarikçi statüsü gibi kavramlar dikkat çekici olacaktır. Yeşil dönüşümün ortaya çıkardığı beklentileri karşılayan üreticilerimiz uzun vadeli sözleşmelerle küresel tedariğin entegreleri veya modülleri haline geleceklerdir.
Son yıllarda rekabet avantajını yitirdiğimiz tekstil ve hazır giyim sektöründe öne çıkacak “geri dönüşümlü iplik” veya “su ayak” değerlerindeki azalmalar (su tasarrufunun artması) bu sektörde yeni bir rekabet alanı yaratacaktır. Elektrikli araç üretimi içinde yeni araç parçaları üretimi de bir başka alt sektör yaratabilecektir. Yine çok iddialı olduğumuz beyaz eşya üretiminde enerji verimliliğini ön plana çıkaran ürünlerle beraber bu alanda da daha rekabetçi olmak içten bile değildir. Hızlı bir büyüme potansiyeline sahip ambalaj sektörü de biyobozunur ve geri dönüştürülebilir çözümler üreterek rekabetçiliğini artırabilecektir.
Genel olarak bakıldığında yeşil dönüşüm, uyum sağlamaya çalışan firmalarımız için yeni fırsatlar barındırmakla beraber, uyum sağlayamayanlar için pazar kaybı ile sonuçlanabilecek bir senaryo bizi beklemektedir. Bu noktada umut beslemeye yetecek bazı gelişmelerin de olduğunu gözden kaçırmamak lazım. Örneğin sıfır atık projesi kapsamında atıkların geri kazanım oranı 2017 yılında % 13 iken, 2024 yılı verileri bu oranın % 36’nın üstüne çıktığını göstermektedir. Toplamda 45.5 milyon ton geri dönüştürülebilir atık işleme yapılmıştır (1). Bu dönüşüm sadece atık miktarında bir azalma ile sonuçlanmamakta, aynı zamanda enerji ve hammadde kullanımında bir azalma da sağlayarak yeşil dönüşüm sürecine katkı vermiş olacaktır.
Bu dönüşüm toplumsal değerler alanında da bir değişimi beraberinde getirmektedir. Türkiye’de tüketicilerin % 60’ı sürdürülebilir ambalajlar için daha fazla ödemeye razı olduklarını ifade etmektedir. Yine tüketicilerin % 75’i satın alma kararında ürünün çevresel etkisini dikkate almakta ve önceliklendirmektedir (2). Bu rakamlar Türk insanının sadece tüketim odaklı olmadığı, aynı zamanda çevresel etkileri de dikkate almaya başladığını göstermektedir. Bu dönüşüm sanayi işletmeleri için de cesaret verici bir gelişme olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, bir önceki yazımızda ifade ettiğim bazı risklerin bizi beklediğini unutmadan, rekabet avantajı yaratabilecek gelişmelerin ve şartların da beraberinde meydana geldiğini gözden kaçırmamak daha gerçekçi bir bakış açısı olacaktır.
Kaynakça
-
https://cygm.csb.gov.tr/sifir-atik-ile-geri-kazanim-orani-36-08-e-ulasti.-haber-291288?utm_source=chatgpt.com
-
https://www.kenresearch.com/turkey-sustainable-packaging-and-recycling-market?utm_source=chatgpt.com
Prof. Dr. Cemalettin Aktepe
Ankara HBV Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara Dijital Haber Portalı – Köşe Yazarı
caktepe@gazeteankara.com.tr
YORUM YAP