Yapay Zekânın Etik Kullanımı Paneli: Etik, Hukuk ve Politika Ekseninde Geleceğin İnşası
İnsanlık tarihi incelendiğinde görülmektedir ki medeniyetlerin yükselişi, büyük ölçüde bilgi üretme kapasitesi ve teknolojiyi kullanabilme yeteneğiyle şekillenmiştir. Ateşin keşfinden matbaanın icadına, sanayi devriminden dijital dönüşüme kadar her büyük teknolojik sıçrama; yalnızca ekonomik düzenleri değil, aynı zamanda toplumsal ilişkileri, siyasal yapıları ve insanın kendisini algılama biçimini de değiştirmiştir. Ancak içinde bulunduğumuz çağ, önceki tüm dönüşümlerden daha farklı ve daha karmaşık bir kırılma noktasını temsil etmektedir. Çünkü bugün artık yalnızca insanın kullandığı makinelerden değil, insan adına düşünebilen, analiz yapabilen, karar verebilen ve hatta içerik üretebilen sistemlerden söz edilmektedir.

Yapay zekâ teknolojileri, modern çağın en güçlü dönüşüm araçlarından biri haline gelmiştir. Sağlık sistemlerinden finans sektörüne, savunma sanayisinden eğitime, hukuk süreçlerinden medya üretimine kadar hayatın hemen her alanında etkili olmaya başlayan bu sistemler; insanlık için büyük fırsatlar kadar ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir. İşte tam da bu nedenle etik, hukuk ve kamu politikaları ekseninde yürütülen tartışmalar, teknolojik gelişmenin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Bu çerçevede, Gazi Üniversitesi’nin 100. yıl etkinlikleri kapsamında düzenlenen “Yapay Zekânın Etik Kullanımı” paneli, yalnızca akademik bir organizasyon olmanın ötesinde, geleceğin dünyasına ilişkin kritik soruların tartışıldığı stratejik bir düşünce platformu niteliği taşımaktadır.
12 Mayıs 2026 tarihinde Gazi Üniversitesi Mimar Kemaleddin Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panel, müdürlüğünü Prof. Dr. M. Ali Akçayol’un yürüttüğü Gazi Üniversitesi Yapay Zekâ Uygulama ve Araştırma Merkezi tarafından organize edilmiş; moderatörlüğünü ise Prof. Dr. M. Ali Ergün üstlenmiştir. Prof. Dr. M. Ali Ergün, panel boyunca son derece başarılı bir moderasyon sergileyerek oturumun akıcı ve verimli ilerlemesini sağlamış; ayrıca tüm panelistlerin sunumlarını dikkatle özetleyerek katılımcılara her konuşmadan kısa ve açıklayıcı bilgiler aktarmıştır.
Gazi Üniversitesi Yapay Zekâ Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Ali Akçayol, katılımcıları selamladıktan sonra şu ifadeleri kullanmıştır:
“Yapay zekâ artık yalnızca teknolojik bir yenilik değil, toplumsal dönüşümün merkezinde yer alan stratejik bir güç hâline gelmiştir. Günümüzde tartışılan temel mesele, yapay zekânın neler yapabildiğinden çok, hangi sınırlar içinde kullanılacağı ve insanlık üzerindeki etkilerinin nasıl yönetileceğidir. Çünkü insanlık tarihinde ilk kez; kendi kendine öğrenebilen, karar verebilen ve bu kararları gerçek dünyada uygulayabilen sistemlerle karşı karşıyayız.
Bu gelişme, beraberinde önemli etik, hukuki ve toplumsal soruları gündeme getirmektedir. Yapay zekâ sistemleri tamamen veriye dayalı çalıştığı için, kullanılan verilerdeki önyargılar, eksiklikler veya gizlilik ihlalleri doğrudan verilen kararlara yansımaktadır. Özellikle sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden toplanan büyük veri, bireysel mahremiyet ve toplumsal güven açısından yeni risk alanları oluşturmaktadır.
Yakın gelecekte en büyük sorunlardan biri de yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin gerçeklik algısını zedelemesi olacaktır. Görüntü, ses ve video üretiminde ulaşılan seviye, insanların ‘Gördüğümüz ya da duyduğumuz şey gerçekten doğru mu?’ sorusunu daha sık sormasına neden olmaktadır. Bunun yanında, yapay zekânın kamu hizmetleri, sağlık ve hukuk gibi kritik alanlarda karar verici konuma gelmesi; şeffaflık, hesap verebilirlik ve sorumluluk konularını daha da önemli hâle getirmektedir.
Bu nedenle günümüzde ‘açıklanabilir yapay zekâ’ yaklaşımı ön plana çıkmaktadır. İnsan hayatını doğrudan etkileyen kararların hangi süreçlerle alındığının anlaşılabilir olması, hem bireysel hakların korunması hem de toplumsal güvenin sağlanması açısından zorunludur.
Yapay zekâ, insanlık tarihini dönüştürme gücü bakımından elektriğin icadı kadar önemli bir teknoloji olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu teknolojinin asıl amacı, insanın yerini almak değil; insanın hayatını kolaylaştıran, yaşam kalitesini artıran ve toplumsal fayda üreten bir yardımcı unsur olarak geliştirilmesidir.”
Ancak paneli önemli kılan unsur yalnızca akademik niteliği değildir. Asıl dikkat çekici nokta; sağlık bilimlerinden hukuka, felsefeden mühendisliğe, kamu politikalarından etik kuramlara kadar çok farklı disiplinlerin aynı tartışma zemini üzerinde buluşmuş olmasıdır. Çünkü yapay zekâ meselesi artık yalnızca teknik bir mühendislik problemi değildir. Aksine bu konu; insan hakları, hukuk devleti, toplumsal adalet, etik sorumluluk ve medeniyet tasavvuru ile doğrudan ilişkilidir.
Prof. Dr. Perihan Elif Ekmekçi’nin (TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi, Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi) biyoetik perspektiften gerçekleştirdiği açılış konuşması, yapay zekâ teknolojilerinin yalnızca teknik bir yenilik ya da klinik süreçleri hızlandıran yardımcı araçlar olarak değerlendirilmesinin yetersiz kaldığını güçlü biçimde ortaya koymuştur. Konuşmasında yapay zekâyı; yaşam bilimlerini, sağlık hizmetlerinin sunuluş biçimini ve hatta insanın kendisini algılayışını dönüştüren ontolojik bir güç olarak ele alan Ekmekçi, teknolojinin insan yaşamına etkilerinin artık yalnızca mühendislik veya bilişim ekseninde değil, etik, hukuk, insan hakları ve toplumsal adalet boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Özellikle tıp etiğinin temel ilkeleri olan yararlılık, zarar vermeme, özerklik ve adalet kavramlarının dijital çağda yeniden düşünülmesi gerektiğine dikkat çeken konuşma, sağlık alanında giderek yaygınlaşan algoritmik karar sistemlerinin hekim–hasta ilişkisini nasıl dönüştürdüğüne dair önemli sorular ortaya koymuştur. Yapay zekâ destekli tanı ve tedavi süreçlerinde karar verme mekanizmasının hangi ölçüde insanda kalacağı, algoritmaların hata veya önyargı üretmesi durumunda sorumluluğun kim tarafından üstlenileceği ve veri temelli sağlık yönetiminde bireyin mahremiyetinin nasıl korunacağı gibi meseleler konuşmanın merkezinde yer almıştır.
Prof. Dr. Ekmekçi’nin özellikle “İnsan onuru, algoritmik sistemlerin neresinde durmaktadır?” sorusu etrafında geliştirdiği değerlendirmeler, panelin en dikkat çekici düşünsel çerçevelerinden birini oluşturmuştur. İnsan bedeninin, sağlığının ve kararlarının sayısallaştırıldığı bir çağda bireyin yalnızca veri üreten bir nesneye indirgenmemesi gerektiğini ifade eden Ekmekçi, etik denetim mekanizmalarının teknoloji geliştirme süreçlerine en başından itibaren entegre edilmesinin zorunlu olduğunu belirtmiştir. Böylece konuşma, yapay zekâ çağında tıp pratiğinin yalnızca daha hızlı ve verimli hâle gelmesini değil, aynı zamanda insan merkezli değerleri koruyacak biçimde yeniden yapılandırılmasını savunan güçlü bir akademik perspektif sunmuştur.
Bu kapsamlı teorik çerçevenin ardından Prof. Dr. Zeynep Şafak Teksin (Gazi Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi), tartışmayı doğrudan uygulama alanına taşıyarak yapay zekânın sağlık ve ilaç geliştirme süreçlerindeki somut etkilerine odaklanmıştır. Konuşmasında özellikle yapay zekâ destekli sistemlerin yeni ilaç moleküllerinin keşfi, klinik araştırma süreçlerinin analiz edilmesi ve tedavi modellerinin optimize edilmesi konularında sağladığı büyük hız ve verimlilik üzerinde duran Teksin, bu dönüşümün yalnızca bilimsel bir ilerleme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştır.
İlaç geliştirme süreçlerinin geçmişte yıllar süren çok katmanlı araştırmalar gerektirdiğini hatırlatan Teksin, yapay zekâ tabanlı veri analiz yöntemlerinin artık milyonlarca biyolojik veriyi kısa süre içinde işleyerek potansiyel tedavi adaylarını belirleyebildiğini ifade etmiştir. Bununla birlikte, bu hızın beraberinde ciddi etik kırılganlıklar doğurduğuna dikkat çekmiş; özellikle klinik araştırmalarda kullanılan verilerin güvenilirliği, algoritmaların tarafsızlığı ve sonuçların şeffaf biçimde denetlenebilmesi gibi konuların göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtmiştir.
Konuşmada öne çıkan başlıklardan biri de kişiselleştirilmiş tıp uygulamaları olmuştur. Genetik veriler, biyometrik kayıtlar ve bireysel sağlık geçmişleri üzerinden çalışan yapay zekâ sistemlerinin daha doğru ve bireye özgü tedavi seçenekleri sunma potansiyeline sahip olduğu ifade edilirken, bu süreçte mahremiyetin korunmasının hayati önem taşıdığı vurgulanmıştır. Özellikle sağlık verilerinin ticari kullanım riski, veri paylaşım süreçlerindeki belirsizlikler ve hastaların kendi verileri üzerindeki kontrol hakkı etik tartışmanın merkezinde değerlendirilmiştir.
Prof. Dr. Teksin ayrıca, yapay zekâ destekli karar mekanizmalarının tıbbi sorumluluk kavramını yeniden şekillendirdiğine işaret etmiştir. Bir teşhis ya da tedavi önerisinin algoritma tarafından oluşturulduğu durumlarda, ortaya çıkabilecek bir hata karşısında sorumluluğun yazılım geliştiricisi, sağlık kurumu veya hekim arasında nasıl paylaşılacağı sorusu dikkat çekici biçimde gündeme taşınmıştır. Böylece konuşma, teknolojinin “ilerleme” ideali ile insan hakları, etik denetim ve toplumsal güven arasında kurulması gereken hassas dengeyi görünür kılan önemli bir değerlendirme olarak öne çıkmıştır.
Panelin en güçlü felsefi tartışma hattını ise Prof. Dr. Mehmet Ali Dombaycı (Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Felsefe Grubu Eğitimi) temsil etmiştir. Dombaycı’nın konuşması, yapay zekâ tartışmalarını yalnızca teknoloji, verimlilik veya hukuki düzenleme çerçevesinde ele almak yerine doğrudan insanın varoluşu, iradesi ve ahlaki sorumluluğu eksenine taşıması bakımından dikkat çekmiştir. Özellikle ahlaki yargının giderek algoritmik sistemlere devredilmesinin yalnızca teknik bir dışsallaştırma değil, insanın “fail” olma niteliğini aşındıran derin bir dönüşüm anlamına geldiğini vurgulamıştır.
Konuşmasında insanın tarih boyunca etik kararlar alabilen, eylemlerinin sonuçlarını üstlenebilen ve vicdani muhasebe yapabilen bir özne olarak tanımlandığını belirten Dombaycı, yapay zekâ çağında bu öznenin giderek geri plana itilme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade etmiştir. Günümüzde algoritmaların sağlık hizmetlerinden güvenlik politikalarına, finansal sistemlerden eğitim süreçlerine kadar çok geniş alanlarda karar mekanizmalarına dahil olduğunu hatırlatarak, bu durumun insanın karar alma sorumluluğunu görünmez biçimde teknolojiye devretmesine yol açabileceğini dile getirmiştir.
Dombaycı’nın özellikle üzerinde durduğu kavramlardan biri “sorumluluk boşluğu” olmuştur. Bir algoritmanın önerisiyle alınan kararın olumsuz sonuç doğurması durumunda ahlaki ve hukuki yükümlülüğün kim tarafından üstlenileceği sorusunun henüz net bir cevaba sahip olmadığını ifade etmiştir. Yazılım geliştiricileri, veri sağlayıcıları, kurum yöneticileri ve sistemi kullanan bireyler arasında dağılan bu sorumluluk alanı, modern teknolojik toplumun en karmaşık etik problemlerinden biri olarak değerlendirilmiştir.
Konuşmanın merkezinde yer alan “Karar makineye aitse, ahlaki yük kimde kalır?” sorusu, panelin en çarpıcı düşünsel tartışmalarından birini oluşturmuştur. Dombaycı’ya göre mesele yalnızca makinelerin doğru karar verip vermemesi değildir; asıl mesele, insanın kendi etik muhakemesini giderek askıya alma tehlikesidir. Çünkü ahlaki karar verme süreçlerinin tamamen otomatikleşmesi, bireyin vicdani sorumluluğunu zayıflatabilir ve insanı kendi eylemlerine yabancılaştırabilir. Bu nedenle yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesi kadar, insanın etik özne olma niteliğini koruyacak düşünsel ve toplumsal mekanizmaların güçlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Panelin hukuki boyutu ise Doç. Dr. Yasemin Güllüoğlu (Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi) tarafından kapsamlı bir çerçeve içerisinde ele alınmıştır. Güllüoğlu’nun değerlendirmeleri, yapay zekâ teknolojilerinin yalnızca etik tartışmalar düzeyinde bırakılmasının yeterli olmadığını; bu ilkelerin somut, uygulanabilir ve denetlenebilir hukuk normlarına dönüştürülmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle dijitalleşen dünyada bireysel hakların korunabilmesi için hukuk sistemlerinin teknolojik dönüşüme eş zamanlı biçimde uyum sağlaması gerektiği vurgulanmıştır.
Konuşmada veri koruma rejimleri, kişisel verilerin işlenmesi, algoritmik karar süreçlerinin denetlenebilirliği ve yapay zekâ uygulamalarının hukuki sorumluluk alanları temel başlıklar arasında yer almıştır. Sağlık, finans, güvenlik ve kamu yönetimi gibi alanlarda kullanılan yapay zekâ sistemlerinin büyük ölçekli veri işleme kapasitesine dikkat çeken Güllüoğlu, özellikle kişisel verilerin korunmasının çağımızın en kritik hukuki meselelerinden biri hâline geldiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda bireyin mahremiyet hakkının yalnızca teknik güvenlik önlemleriyle değil, güçlü yasal güvenceler ve etkin denetim mekanizmalarıyla korunabileceği belirtilmiştir.
Doç. Dr. Güllüoğlu ayrıca, yapay zekâ düzenlemelerinde karşılaşılan temel sorunun yalnızca yeni kurallar üretmek olmadığını; teknolojinin sürekli değişen ve hızla gelişen doğasına uyum sağlayabilecek esnek ama bağlayıcı bir hukuk zemini oluşturabilmek olduğunu vurgulamıştır. Geleneksel hukuk sistemlerinin çoğu zaman teknolojik gelişmelerin gerisinde kaldığını belirterek, yapay zekâ alanında hazırlanan düzenlemelerin hem yeniliği teşvik eden hem de temel hak ve özgürlükleri koruyan dengeli bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini ifade etmiştir.
Konuşmanın en dikkat çekici tartışmalarından biri ise yapay zekânın gelecekte bir “hukuk öznesi” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu olmuştur. Yapay zekâ sistemlerinin giderek daha özerk kararlar alabilmesi, klasik hukuk anlayışındaki sorumluluk ve kişilik kavramlarını yeniden düşünmeye zorlamaktadır. Bir yapay zekâ sisteminin bağımsız kararlar verebildiği durumlarda hukuki sorumluluğun yalnızca kullanıcıya veya geliştiriciye yüklenip yüklenemeyeceği sorusu tartışmanın ufkunu genişleten önemli bir düşünsel alan açmıştır. Böylece Güllüoğlu’nun konuşması, yapay zekâ çağında hukukun yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda insan haklarını, özgürlükleri ve toplumsal güveni koruyan kurucu bir mekanizma olarak yeniden tanımlanması gerektiğini ortaya koymuştur.
Panelin son konuşması ise Dr. Altuğ Çil (TÜBİTAK ARDEB Başkan Yardımcısı) tarafından gerçekleştirilmiş ve tartışmaların odağı bu kez doğrudan pratik üretim süreçlerine yönelmiştir. Dr. Altuğ Çil, özellikle son yıllarda hızla yaygınlaşan üretken yapay zekâ araçlarının akademik çalışmalar, profesyonel içerik üretimi, araştırma süreçleri ve yaratıcı endüstriler üzerindeki etkilerini kapsamlı biçimde değerlendirmiştir. Konuşmasında yapay zekânın bilgi üretim süreçlerini hızlandıran, analiz kapasitesini artıran ve insan emeğini destekleyen güçlü bir araç hâline geldiğini belirtirken, bu dönüşümün beraberinde ciddi etik ve akademik sorumluluk sorunlarını da gündeme taşıdığını vurgulamıştır.
Özellikle akademik dünyada üretken yapay zekâ kullanımının giderek yaygınlaşmasının “özgünlük”, “emek”, “atıf” ve “entelektüel sorumluluk” kavramlarını yeniden tartışmaya açtığını ifade eden Dr. Altuğ Çil, yapay zekâ destekli içeriklerin hangi ölçüde akademik üretim sayılacağı sorusunun önemine dikkat çekmiştir. Bir araştırma metninin, bilimsel değerlendirmenin veya yaratıcı çalışmanın önemli bölümlerinin algoritmalar tarafından üretilmesi durumunda ortaya çıkan ürünün gerçek sahibinin kim olduğu meselesi konuşmanın temel tartışma alanlarından biri olmuştur.
Dr. Çil ayrıca, üretken yapay zekâ araçlarının sunduğu kolaylığın akademik dürüstlük ilkeleri açısından yeni riskler oluşturduğunu belirtmiştir. Öğrencilerin, araştırmacıların ve profesyonellerin yapay zekâyı bilinçsiz veya şeffaf olmayan biçimde kullanmasının intihal, kaynak belirsizliği ve sorumluluğun muğlaklaşması gibi sorunlara yol açabileceğini ifade etmiştir. Bu nedenle yapay zekâ kullanımına ilişkin etik rehberlerin, akademik standartların ve kurumsal politikaların hızla geliştirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.
Konuşmanın merkezinde yer alan temel soru ise oldukça çarpıcıdır: Yapay zekâ, insan üretimini destekleyen yardımcı bir araç olarak mı kalacaktır, yoksa üretimin asli aktörüne mi dönüşecektir? Dr. Altuğ Çil’e göre bu sorunun cevabı yalnızca teknolojinin kapasitesiyle değil, insanın üretim süreçlerinde üstlenmek istediği rol ile de doğrudan ilişkilidir. Eğer insan eleştirel düşünme, yorumlama ve etik sorumluluk alanlarını tamamen algoritmalara devrederse, üretimin merkezindeki özne konumu da giderek dönüşecektir. Bu nedenle konuşma, yapay zekânın sunduğu verimlilik ile insan yaratıcılığı, özgünlük ve sorumluluk arasındaki dengenin korunmasının geleceğin en önemli meselelerinden biri olduğunu ortaya koymuştur.

Sonuç ve Değerlendirme
Yapay zekâ teknolojileri, insanlık tarihinin en kapsamlı ve en derinlikli dönüşüm süreçlerinden birini temsil etmektedir. Sanayi devrimi üretim biçimlerini, dijital devrim bilgiye erişim ve iletişim süreçlerini köklü biçimde değiştirirken; yapay zekâ çağı insanın düşünme, karar verme ve toplumsal organizasyon kapasitesini doğrudan dönüştürmektedir. Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir ilerleme olarak değerlendirilemeyecek kadar çok boyutludur; hukuk, etik, felsefe, sağlık, ekonomi ve kamu yönetimi gibi birçok alanı aynı anda etkileyen yeni bir paradigma değişimini ifade etmektedir.
Gazi Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Yapay Zekânın Etik Kullanımı” paneli, bu çok katmanlı dönüşümün farklı disiplinler üzerinden ele alınmasını sağlamış ve yapay zekâ tartışmalarının yalnızca mühendislik ya da teknoloji merkezli bir çerçevede kalamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Panel boyunca dile getirilen değerlendirmeler; teknolojinin yalnızca üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda etik sorumluluk, hukuki düzenleme ve toplumsal etkiler boyutuyla birlikte düşünülmesi gerektiğini göstermiştir.
Özellikle Prof. Dr. Perihan Elif Ekmekçi’nin biyoetik temelli yaklaşımı, yapay zekânın insan onuru, sağlık hizmetleri ve tıp etiği üzerindeki etkilerini görünür kılmış; Prof. Dr. Zeynep Şafak Teksin, yapay zekânın ilaç geliştirme ve kişiselleştirilmiş tıp alanındaki dönüşümünü somut örneklerle ortaya koymuştur. Prof. Dr. Mehmet Ali Dombaycı, ahlaki sorumluluk ve “sorumluluk boşluğu” kavramı üzerinden felsefi bir çerçeve sunarken; Doç. Dr. Yasemin Güllüoğlu, yapay zekânın hukuki statüsü, veri güvenliği ve düzenleyici çerçeve ihtiyacına dikkat çekmiştir. Dr. Altuğ Çil ise üretken yapay zekânın akademik üretim, özgünlük ve etik sorumluluk üzerindeki etkilerini değerlendirmiştir.
Bu çok yönlü katkılar, yapay zekânın yalnızca teknik bir araç değil; etik, hukuki ve toplumsal boyutları olan bütüncül bir dönüşüm alanı olduğunu açık biçimde göstermektedir. Bu bağlamda teknolojinin yönünü belirleyecek temel unsurun yalnızca mühendislik kapasitesi değil, aynı zamanda etik bilinç ve hukuki sorumluluk olduğu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak yapay zekâ çağında temel mesele, teknolojinin ne kadar gelişeceği değil; bu teknolojinin hangi değerler sistemi içinde ve hangi insanlık anlayışıyla yönetileceğidir. Geleceğin güçlü toplumları, yalnızca teknoloji üretenler değil; aynı zamanda teknolojiyi insan onurunu merkeze alarak yönlendirebilen toplumlar olacaktır.
Saygılarımla,
Prof. Dr. Ayhan ERDEM- Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP - www.gazeteankara.com.tr
“Türkiye’nin kalbi Ankara’nın sesi”
YORUM YAP