YAZARLAR

15 Ocak 2026 Perşembe, 00:00

Miraç: İnsanın Yükseliş Daveti

İslam düşüncesinde bazı geceler vardır ki, yalnızca takvim yapraklarında değil, mümin gönüllerde de derin izler bırakır. İşte Miraç gecesi, bu müstesna zaman dilimlerinin başında gelir. Recep ayının 27. gecesi idrak edilen Miraç Kandili, sadece tarihsel bir mucizeyi hatırlamak değil; insanın Allah ile, hayatla ve sorumluluklarıyla yeniden yüzleşmesidir.

A+AA- 0 10 0


Miraç kelimesi, “yükselmek, yukarı çıkmak” anlamına gelir. Ancak bu yükseliş, yalnızca mekânsal bir hareket değildir. Miraç, insanın ruhen arınarak ilahi huzura yönelişini, maddeden manaya doğru yolculuğunu ifade eder. İsra ve Miraç hadisesi, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hicretinden yaklaşık 18 ay önce vuku bulmuş; Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yapılan İsra yolculuğunun ardından, beşer idrakinin ötesinde bir ilahi yükselişle tamamlanmıştır.

Kur’ân-ı Kerîm bu büyük hakikati İsra Sûresi’nin ilk ayetiyle insanlığa ilan eder: “Kulunu bir gece, kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah her türlü noksandan münezzehtir.
Bu ayet, Miraç’ın bir hayal değil, ilahi bir lütuf ve hakikat olduğunu açıkça ortaya koyar.

Hak dostlarının ifadesiyle Miraç gecesi, Kadir gecesinden sonra en faziletli gecedir. Zira bu gecede insanlığa namaz emanet edilmiştir. Beş vakit namaz, Miraç’ın yeryüzüne taşınan en büyük hediyesidir. Namaz, müminin günlük miracı; kulun Rabbiyle kurduğu en sahih bağdır. Miraç’ta verilen bu emanet, ibadetin bir yük değil, insanı arındıran ve yücelten bir ilahi davet olduğunu gösterir.

Nitekim hadis-i şeriflerde, Miraç gecesinde Resûlullah’a (s.a.v.) üç büyük müjde verildiği bildirilir: Beş vakit namaz, Bakara Sûresi’nin son ayetleri ve şirke bulaşmayan müminlerin büyük günahlarının affedileceği müjdesi. Bu yönüyle Miraç, rahmet, bağışlanma ve umut gecesidir.

Öte yandan Miraç gecesini anlamlı kılan husus, onu bid’atlerle değil; bilinçle ve samimiyetle ihya etmektir. İslam geleneğinde Miraç gecesine mahsus özel bir ibadet şekli yoktur. Ancak gündüzünde oruç tutmak, gecesinde kaza ve nafile namazlar kılmak, Kur’an okumak, dua ve tefekkürle meşgul olmak son derece faziletlidir. Önemli olan şekil değil, hikmettir; kalabalık değil, ihlastır.

Bugün Miraç’ı yeniden düşünmeye her zamankinden daha fazla muhtacız. Zira modern insan, teknolojiyle yükselirken ruhen alçalmakta; hızla ilerlerken anlamı yitirmektedir. Miraç bize şunu hatırlatır: Gerçek yükseliş, göğe çıkmakta değil; ahlakta, sorumlulukta ve kulluk bilincinde derinleşmektedir.

Miraç Kandili, insanın kendine şu soruyu sorması için bir fırsattır: “Ben ne kadar yükseliyorum?” Eğer bu gece, bizi namaza, ahlaka ve merhamete biraz daha yaklaştırıyorsa; işte o zaman Miraç, sadece Peygamberimizin yaşadığı bir mucize değil, bizim de hayatımıza taşınan dip diri bir hakikat olur.

Sonuç ve Değerlendirme

Miraç, tarihsel bir hatıradan ibaret değildir; her çağda insanın yönünü tayin eden ilahi bir işarettir. Bu mübarek gece, kulun Allah ile olan bağını yeniden gözden geçirmesi, ibadetlerini alışkanlık düzeyinden bilinç seviyesine taşıması için derin bir tefekkür vesilesidir. Miraç’ta farz kılınan namaz, insanın gündelik hayatın karmaşası içinde savrulmaması, her gün ilahi huzura yönelerek kendini toparlaması içindir.

Burada altı özellikle çizilmesi gereken bir hakikat vardır: Allah Teâlâ yarattığı hiçbir kulunu terk etmez; kul, Rabbini terk etmedikçe. İlahi rahmet süreklidir, kesintisizdir ve kuşatıcıdır. Ancak insan, gaflet, ihmal ve bilinçli uzaklaşma ile bu rahmetle arasına mesafe koyabilir. Miraç gecesi, işte bu mesafenin yeniden kapatılması için bir çağrıdır. Kulun yönelişi samimi olduğu sürece, ilahi kapıların daima açık olduğu hatırlatılır.

Öte yandan bilinmelidir ki Allah’ın hiçbir kulunun ibadetine ihtiyacı yoktur. Namaz da, oruç da, dua da Allah’ı yüceltmek için değil; insanı arındırmak, olgunlaştırmak ve istikamet üzere tutmak içindir. İbadet, kulun Rabbine bir katkısı değil; Rabbin kuluna bir lütfudur. Miraç’ta namazın hediye edilmesi, insanın yük altına sokulması değil, yeryüzünde tutunabileceği sağlam bir manevi bağa kavuşturulmasıdır.

Bugün Miraç’ı doğru anlamak, onu sadece kandil gecelerine mahsus bir duyarlılıkla sınırlamamakla mümkündür. Eğer namaz, insanın ahlakını güzelleştirmiyor; ibadet, merhameti ve adalet duygusunu artırmıyorsa, Miraç’ın ruhu henüz hayata tam olarak sirayet etmemiş demektir. Zira Miraç, insanı dünyadan koparan değil; dünyada sorumluluk bilinciyle yaşatan bir yükseliştir.

Sonuç olarak Miraç Kandili, mümin için derin bir muhasebe ve yeniden yöneliş gecesidir. Bu gece, insanın kendine şu soruyu sorması için bir imkândır: “Ben Rabbime ne kadar yakınım ve bu yakınlık hayatıma nasıl yansıyor?” Miraç’ın asıl mesajı şudur: Yükselmek isteyen, önce secde etmeyi bilmeli; secde eden, Allah’a yaklaşırken insanlığa da yabancılaşmamalıdır. Bu idrakle yaşanan bir Miraç, bireyi olgunlaştırır, toplumu ise diriltir.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM
Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)