YAZARLAR

28 Ocak 2026 Çarşamba, 00:00

Cumhuriyet’in İlim Nöbetinde Bir Asır: Gazili Olmanın Gururu

Bir üniversite düşünün…
Taş duvarlarında bir milletin hafızası, koridorlarında Cumhuriyet’in sesi, sınıflarında yarının öğretmeni, hekimi, mühendisi, sanatçısı dolaşsın. Bir üniversite düşünün ki sadece diploma vermesin; istikamet, sorumluluk ve vicdan kazandırsın. İşte Gazi Üniversitesi
tam da budur.


1926… Cumhuriyet henüz emekleme çağındadır. Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’nın bozkırında yalnızca binalar değil, bir irfan ordusu kurmak ister. Öğretmen yetiştirmek, aklı ve kalbi hür nesiller inşa etmek… Gazi’nin temeli işte bu ideal ile atılır. O gün Konya’dan Ankara’ya uzanan yol, aslında bir milletin karanlıktan aydınlığa yürüyüşüne tanıklık eder.

Bu yıl 100. yaşına giren Gazi Üniversitesi, sadece bir eğitim kurumu değildir; O, Cumhuriyet’in vicdanıdır. İlk öğretmenlerin, ilk teknik öğretmenlerin, ilk akademik öncülerin yetiştiği yerdir. Türkiye’nin öğretmen yetiştiren ilk kurumu olmak bir tesadüf değil, bir Milletin alnına yazılan kaderdir.

Beşevler Kampüsü’nde sabahın erken saatlerinde görev yaptığım fakülteme doğru yürürken, önünden geçtiğim Mimar Kemaleddin’in son eseri olan o vakur binaya- Rektörlük binasına- her baktığımda şunu hissederim: Bu bina yalnızca taş ve harçtan ibaret değildir. Burada bir milletin geleceği yoğrulmuştur ve Rektörlük binasının merdivenlerinde hatıra fotoğrafı çektiren her öğrenci, aslında Cumhuriyet’in emanetini sırtlandığının farkındadır.

Gazi Üniversitesi, çok büyüdü. Fakülteleriyle, enstitüleriyle, araştırma merkezleriyle Ankara’nın ve Türkiye’nin ilim damarlarından biri hâline geldi. Tıp Fakültesi’nde bir hayat kurtarılırken, Eğitim Fakültesi’nde bir geleceğin ışığı yakıldı. Mühendislik fakültelerinin laboratuvarlarında teknoloji konuşulurken, Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ruhun dili şekillendi. Lacivert ve mavinin taşıdığı o asil renkler, aslında aklın ve umudun renkleri hâline geldi.

Gazi, Anadolu’nun dört bir yanına üniversiteler doğuran bir ana kucağı oldu. Ahi Evran’a, Kastamonu’ya, Hitit’e, Nevşehir’e, Çankırı’ya, Hacı Bayram Veli’ye, Yıldırım Beyazıt’a, Gümüşhane’ye, Hakkâri Üniversitelerine kök verdi. Bugün hâlâ yetiştirdiği akademisyenleriyle, öğrencileriyle Türkiye’nin her yerinde nefes alıyor.

Bir Gazili olmak gerçekten ayrıcalıktır. Çünkü Gazili olmak, yalnızca bir okulun kapısından girip bir diplomayla ayrılmak değildir. Gazili olmak; köklü bir tarihin, büyük bir mücadelenin ve sarsılmaz değerlerin mirasçısı olmayı kabul etmektir. Bu kimlik, insana sadece bilgi değil; aynı zamanda bilinç, duruş ve sorumluluk kazandırır. Gazili olmak, Cumhuriyet’e borçlu olduğunu bilmektir; bu borcu sözle değil, davranışla, emekle ve ahlakla ödemeye talip olmaktır. Edinilen bilgiyi kuru bir birikim olarak değil, vicdanla yoğrulmuş bir rehber olarak görmektir. Zorluklar karşısında geri durmamayı, haksızlık karşısında susmamayı ve gerektiğinde sorumluluğu omuzlarına almaktan çekinmemeyi gerektirir. Gazili olmak; geçmişin onurunu taşırken geleceğe karşı da hesap verebilir olmayı, yalnız kendisi için değil, toplumu ve ülkesini daha ileriye taşımak için çalışmayı bir görev bilmek demektir.

Bugün dünya başarı sıralamalarında Gazi’nin adı ilk binde yazıyor olabilir; istatistiklerde, tabloların satırlarında önemli bir sırada yer alabiliriz. Ancak Gazi’nin asıl sıralaması, rakamlarla ölçülen listelerde değil, insan hayatına dokunan izlerde saklıdır. O sıralama; bir köy okulunda, imkânsızlıklar içinde bile öğrencilerine umut ve yön olan bir öğretmenin yüreğinde yer bulur; tebeşir tozuna karışan emeğinde, çocukların gözlerindeki o ilk öğrenme pırıltısında hayat bulur. Bir hastane koridorunda, acının ve kaygının ortasında, “Allah razı olsun hocam.” diyen bir hastanın içten duasında yankılanır. Sessizce edilen o dua, alınan en büyük paye, en anlamlı takdirdir. Gazi’nin değeri; bir mimarın çiziminde titizlikle atılan her çizgide, bir sanat eserinde insanın ruhuna dokunan her renkte, her notada ve bir bilimsel makalenin satır aralarında gizlenen dürüst emekte, hakikat arayışında ve insanlığa katkı idealinde kendini gösterir. Çünkü Gazi’yi yücelten şey, adının nerede yazdığı değil; yetiştirdiği insanların, dokunduğu hayatların ve bıraktığı vicdani izlerin derinliğidir.

Ben bu üniversitenin bir öğrencisi ve bugün bir öğretim üyesi olmaktan her zaman büyük bir onur duydum. Bu onur, yalnızca akademik bir unvandan ya da mesleki bir kimlikten ibaret değildir; köklü bir mirasın parçası olmanın, aynı değerleri kuşaktan kuşağa aktarma sorumluluğunu taşımanın gururudur. Bu çatının altında ders anlatmak, aslında yalnızca bilgi aktarmak değil; Cumhuriyet’i anlatmaktır. Eşitliği, özgür düşünceyi, aklı ve bilimi merkeze alan bir anlayışı her cümlede yeniden inşa etmektir. Her derste, her sınavda, her mezuniyet töreninde, bazen yüksek sesle bazen sessizce ama mutlaka aynı anlamlı cümle yankılanır: “Bu ülke size emanet.” Bu cümle, genç zihinlere yüklenen bir ağırlık değil; onlara duyulan derin güvenin, geleceğe dair sarsılmaz inancın ifadesidir. Çünkü burada verilen her emek, yetiştirilen her öğrenci, Cumhuriyet’in yarınlarına uzanan bir umut, bir sorumluluk ve bir vicdan çağrısıdır.

Gazi Üniversitesi, için gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim: Bu köklü kurum 100 yaşına bastı ama asla yorulmadı. Yıllar ona yalnızca tecrübe kattı; inancını, heyecanını ve sorumluluk bilincini eksiltmedi. Köklendi ama kabuk bağlamadı; geleneğini korurken değişime kapılarını kapatmadı, bilimin ve çağın gerekleriyle kendini sürekli yenilemeyi bildi. Geçmişine yaslandı ama geleceğe asla sırtını dönmedi; aksine, geçmişten aldığı güçle yarınlara daha sağlam adımlarla yürüdü.

Bu yolculukta, Rektörümüz Prof. Dr. Uğur Ünal’ın vizyoner liderliği ve reformist yaklaşımı, Gazi Üniversitesi’nin gücüne güç katmakta, onu geleceğe taşıyan en önemli rehber olmaktadır. Rektörümüzün kararlı önderliği sayesinde, üniversitemiz hem köklü değerlerinden ödün vermeden ilerlemekte hem de çağın gerektirdiği yenilikleri cesurca benimsemektedir.

Dileğim ve inancım şudur ki, Gazi Üniversitesi bundan sonra da Cumhuriyet’in ilim nöbetini aynı kararlılıkla tutacak; yetiştirdiği her bireyle bu ülkenin yarınlarına umut, bilinç ve sorumluluk taşımayı sürdürecektir. Gazi’nin 100. yılında, Prof. Dr. Uğur Ünal’ın önderliğinde bu ilim nöbeti daha da güçlü bir şekilde devam edecek ve Cumhuriyet değerleri nesilden nesile aktarılacaktır.


Sonuç ve Değerlendirme
Bu satırları kaleme alırken, geriye dönüp baktığımda gördüğüm şey yalnızca yüz yıllık bir kurumun tarihçesi değildir; bir ülkenin kendini yeniden inşa etme iradesinin, akla ve bilime duyduğu sarsılmaz güvenin somutlaşmış hâlidir. Gazi Üniversitesi, Cumhuriyet’in eğitim anlayışının ete kemiğe büründüğü; öğretmenle, hekimle, mühendisle, sanatçıyla hayatın her alanına dokunan bir büyük yürüyüşün adıdır. Bu yürüyüşte her kuşağın emeği, istisnasız her bireyin alın teri ve her öğrencinin hayali vardır.

Bir öğrenci olarak adım attığım bu üniversitede bugün bir öğretim üyesi olarak ders anlatıyor olmak, benim için yalnızca bir meslekî kazanım değil; derin bir vefa ve sorumluluk duygusudur. Çünkü Gazi’de bulunmak, geçmişin emanetini bugünde taşıyıp geleceğe aktarma bilincini de beraberinde getirir. Burada verilen eğitimin temelinde, insanı merkeze alan, vicdanı bilgiyle, bilimi ahlakla buluşturan bir anlayış vardır. Bu anlayış, değişen dünyaya uyum sağlarken özünden vazgeçmeyen; çağın gereklerini karşılarken Cumhuriyet’in temel değerlerini pusula kabul eden bir duruşu temsil eder.

Gazi Üniversitesi’nin gücü, yalnızca başarı sıralamalarında ya da sayısal verilerde aranamaz. Onun asıl gücü, yetiştirdiği insanların hayata kattığı değerde, dokunduğu kaderlerde ve geride bıraktığı sessiz ama derin izlerde saklıdır. Bir sınıfta yakılan merak kıvılcımı, bir hastaya uzatılan şefkatli el, bir bilimsel çalışmada gösterilen dürüstlük ve titizlik; Gazi’nin gerçek başarı ölçütleridir. Bu nedenle Gazi’yi anlamak, onu rakamlarla değil, insan hikâyeleriyle okumayı gerektirir.

Yüz yıllık bir çınar olarak Gazi Üniversitesi, geçmişinden aldığı güçle geleceğe yürümeye devam etmektedir. Yorulmadan, yılmadan; aklı, bilimi ve çağdaşlığı rehber edinerek… Dileğim ve inancım şudur ki,Gazi Üniversitesi bundan sonra da Cumhuriyet’in ilim nöbetini aynı kararlılıkla tutacak; yetiştirdiği her bireyle bu ülkenin yarınlarına umut, bilinç ve sorumluluk taşımayı sürdürecektir. Ben de bu büyük mirasın bir parçası olmaktan, dün olduğu gibi bugün ve yarın da, her zaman onur duymaya devam edeceğim.

Saygılarımla,

Prof. Dr. Ayhan ERDEM - Köşe Yazarı
aerdem@gazeteankara.com.tr
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi
Gazete Ankara DHP- www.gazeteankara.com.tr

 

 

 

YORUM YAP

Yorumu Gönder

YORUMLAR (0)